konusunda sabır göstermek, -çünkü Allah Teâlâ nefsi, emmâre-i bi's-sü (dâimâ kötülüğü emreden) olarak târif etmiştir-... (Lüma', 29
Cüneyd'e sabrın ne olduğu soruldu. O da şöyle dedi: Hoşlanılmayan Isıkıntı) vakitleri geçinceye kadar sıkıntılara Allah Teâlâ için tahammül edebilmektir. Tbrâhim Havvâsrh şöyle der: Halkın birçoğu, sabır yüküne katlanmaktan kaçarak taleb ve sebeblere sığındı. Böylelikle de onlar sanki Rabb'leriymiş gibi onlara güvenip dayandılar. Bir adam Şibli'nin" huzüruna çıktı ve şöyle sordu: Sabır ehlinin en zor sabrettiği şey nedir? O da Sabr fillâhtır (Allah hakkındaki sabırdır) dedi. Adam bu cevâba itirâz etti. Şibli: Sabr İillah'tır (Allah için sabretmektir) dedi. Adam buna da itirâz sabr edince Şibli Sabr meallah'tır (Allah'la beraber sabretmektir) dedi. Adam bu cevâba da Hayır deyince Şibli sinirlendi ve şöyle dedi: Yazıklar olsun sana! Nedir öyleyse, sen söyle! Adam şöyle dedi: Sabr anillah'tır ( Allah'tan uzak kalabilmeye sabretmektir). Bunun üzerine Şiblirh öyle bir çığlık attı ki, az kalsın rühu telef olacaktı!
Mutasabbır, Allah yolunda sabreden kimsedir. Bu kimse bazen zorluklara sabreder, bazen de âciz kalır, sabredemez. (Lüma', 76
Sabbâr (denen) kimsenin sabrı Allah yolundadır, Allah içindir, Allah'ladır. Bütün belâ ve musibetler bu kimsenin üzerine gelse bile, hiç acziyete düşmez; vücübiyyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a , şekil ve yaratılış yönünden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a hiçbir değişiklik olmaz. (Luma , 77
Sehll-i Tüsteri) şöyle demiştir: Sabır, Allah'tan bir rahatlama a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a etmesini beklemektir. Bu zâta göre en faziletli ve en yüce sabır bu sabırdır
Bir başkası ise şöyle demiştir: Sabır, sabırda sabretmendir. Bunun mânâsı ise, sabır esnâsında bir rahatlama beklememektir. (Ta'arrııf, 65
Sabır; sıkıntılar anında, tahammülsüzlük etmeyerek beklenen iyi âkıbet için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a göstermektir. Sabır, sabrın acılığından türemiş bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimedir /a . Biliniz ki, insanların çoğu sıkıntılara sabrederler. Fakat onların sabrı Allah ile ve Allah için değildir! Çünkü onlar; tahammül edemiyorlar, muzdarib oluyorlar, şikâyet ediyorlar ve Allah hakkında kötü zanda bulunuyorlar. (İhvân, II, 72
Sabrın üç mânâsı vardır: Makamât ehline göre de böyledir. Birincisi şikâyet etmeyi terk etmek olup bu, tâiblerin (tevbe edenlerin) derecesidir. İkincisi kadere rızâ olup bu da zâhidlerin derecesidir. Üçüncüsü ise, Mevlâ'nın yaptığını sevmektir. Bu ise sâdıkların derecesidir. (Küt, I, 199
Sabır tevekkül husüsunda ilk makamdır. Sabır kazâyı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a olarak görmektir. Şükür bundan daha üstündür. Bu da belâyı nimet olarak görmektir. Rızâ da bunların hepsinden üstün olup, tevekkülün zirvesidir. Rızâ, tevekkül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a arasında bulunan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhiblerin/" muhiblerin /a makamıdır. (Küt, II, 35
Çeşitli sabır türleri vardır. Kulun gayretiyle elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a sabır ve kulun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayreti /a olmadan sâhib olduğu sabır gibi. Kulun gayretiyle elde edilen sabır ikiye ayrılır: Allah Teâlâ'nın emirlerine sabır ve yine O'nun yasaklarından sakınma husüsunda sabır. Kulun gayretine bağlı olmayan sabır ise, Allah'ın koyrnuş olduğu hükümleri yerine getirirken karşılaştığı sıkıntılara göğüs gerebilmesidir. (Kuşeyri, 92
Sabır, nimet ve külfet arasında hiçbir fark gözetmeksizin, her ikisini de gönül huzüruyla karşılayabilmektir. Tasabbur (sabretmeye çalışmak) ise, gönlünde külfetin bütün ağırlıklarını hissetmekle birlikte, sıkıritiyı da huzürla karşılamaktır. Bir şair şöyle der:
öyle sabrettim ki
varamadım farkına
sabrınıdaki aşkının
gizlice şikâyet eder de gönlüm
göz yaşıma aşkımı
sonra o da yaş döker diye
farkına varmadan ben
gizledim sana olan aşkımı
sabrın yeri olan gönlümden bile
Hasan Basri (bir bedeviye) demiştir ki: Sabır iki çeşittir: Birincisi belâ ve sıkıntılara sabır, diğeri ise yasaklanan şeylerden kaçınma husüsunda sabır. (Hücvîrî, 107
İmân iki parçadan oluşur. Bu parçaların biri sabır, diğeri de şükürdür. (İhyâ , IV, 75
Sabır, dinin makamlarından ve sâliklerin menzillerinden biridir. Dindeki bütün makamlar, üç esasa dayanır: Meârif (mârifetler), ahvâl (hâller) ve âmâl (ameller). Meârif usüldür ve ahvâl ondan hâsıl olur. Ahvâl de âmâli getirir. Meârif ağaçlar gibi, ahvâl dallar gibi âmâl ise meyveler gibidir. Bu vaziyet, bütün Allah sâliklerinin menzilleri için aynıdır. İmân kelimesi bazen meârifle husüsi, bazen de umümi olur. — İmân ile a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/islam/" islâm /a arasındaki farkı açıklamış bulunduğumuz Kavâ'idü'l akâid isimli eserimizde zikrettiğimiz gibi- sabır da böyledir. Geçmişe ait mârifet, mevcüd hâl olmadan tamamlanmaz. Tahkiki sabır mârifetten ibârettir. Bir meyve olarak amel de, bunun ürünüdür. Bu vaziyet, insan, melek ve hayvan arasındaki sıralamanın keyfiyeti bilinmedikçe anlaşılamaz. Sabır insana ait bir husüsiyettir, Hayvan eksik olduğu için, melek de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a vasfına sâhib olduğu için, bunlarda bu husüsiyet bulunmaz. (İhyâ', IV, 77
Sabır iki türlüdür: Birincisi zorluklara tahammül etmek gibi, bedenin sabrıdır. Bu da yorucu ibâdetlerde bulunmak veya ağır işlerde çalışmak gibi doğrudan kişinin kendi teşebbüsü ile olur ya da dövülmek ve hastalanmak gibi başka taraftan gelir. Bütün bunlara sabır, İslâm'a uygun olduğu vakit makbül olabilirse de asıl makbül olan sabır, nefsin hevâ ve arzularına karşı sabırdır. Bu sabır, yeme-içme ve cinsiyet şehvetlerine karşı olursa buna iffet denir
İstenmeyen bir duruma katlanmaya sabır olursa, sabrın hâkim olduğu o duruma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a sabır değişik isimler alır. Meselâ bir felakete karşı tahammül ise buna doğrudan sabır , bunun zıddına da cez (kaygı) ve hele' fendişej) denir. Adam bağırıp çağırarak, yaka-paçasını yırtarak, yerlere serilerek hevâ çağrısına uyar
Eğer bu sabır, zenginliğe karşı olursa, bu sabra zabt-ı nefs 1nefs hakimiyeti) , zıddına ise batar (kibirlenip böbürlenmek ve kendini beğenmek) denir
sabr Eğer bu sabır savaş alanında gösterdiği metanette olursa buna şecâat , bunun zıddına cebânet (korkaklık) denir. Bu sabır, hiddetini yenme konusunda olursa buna hilm (yumuşaklık) , vakar ve teenni , zıddına da tezemmür saldırganlık) denir
Sabır zamanın musibetlerinden birine karşı olursa buna se'a-yı sadr (gönül genişliği) , aksine de zayk-ı sadr gönül darlığı) denir. Görüp duyduklarını muhâfaza bakımından olursa buna kitmân-ı sırr fsır saklama) denir
Geçim sıkıntısına karşı olursa buna zühd , zıddına da hırs denir. Eğer aza sabrediyorsa buna kanâat , bunun zıddına da şereh façgözlülük, doymazlık) denir. İmân ahlâkının çoğu sabra dahildir. (İhyâ', IV, 82-83
Sabır üç makamdır: Birincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a olup tâiblerin (tevbe edenlerin) derecesidir. İkincisi kadere rızâ olup zâhidlerin derecesidir. Üçüncüsü ise, Mevlâ'sının yaptığı her şeyi sevmektir. Bu da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddikların /a derecesidir. (İhyâ', IV, 85
Havf ve recâ makamı elde edilmeden sabretine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a yoktur. Çünkü din makamlarının ilki; Allah'a, âhirete, cennete ve cehenneme kesin olarak inanmaktan ibâret olan imân kuvvetidir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a yakin, insanda cehennem korkusu ve cennet sevgisinin heyecânını oluşturur. Havf ve recâ, insanları sabra hazır duruma getirir. Cennet, mekârihle (sevilmeyen şeylerle) kuşatılmıştır. (Cennet konusundaki) recânın kuvveti olmadan bunlara sabredilemez. Cehennem ise şehvetlerle (sevilen şeylerle, aşırı istek ve arzularla) kuşatılmıştır. Bunlara karşı koyabilmek için ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a havf kuvvetine ihtiyaç vardır. (İhyâ', IV, 205
Dört ârızâyı (engeli) dört şeyle aşmaya ihtiyaç vardır: Rızık konusunda Allah Sübhânehü ve Teâlâ'ya tevekkül, tehlike anında işleri O'na tefviz (havale etmek,, sıkıntı ânında sabır ve kazânın cereyan ettiği anda rızâ. (Minhâc, 4
Sabır acı bir ilâç, mübârek fakat sevilmeyen bir şerbettir. Ama onu içtiğin zaman sana her menfaati sağlar ve senden her türlü zararı giderir. İlâç böyle olunca, akıllı insan, bir saatlik acı bir yıl mutluluktur diyerek, nefsini bu ilâcı içmeye zorlar, acılığına ve keskinliğine bakmadan onu bir yudumda içer
Bil ki, sabrın insana kazandırdığı menfaat de dörde ayrılır: Tâatte (Allah'ın emirlerine) sabır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyete /a (yasaklarına karşı çıkmaya) sabır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdaki /a fuzüli (boş) işlere sabır, belâ ve sıkıntılara sabır. Her kim sabrın acılığına katlanır ve bu dört husüsa sabrederse, o kimse için itâat meydana gelmiş olur. Itâatin dereceleri istikamette, bol sevâbı ise âkıbetindedir. Böyle bir kişi dünyâda mâsıyyete ve belâlara düşmez, âhirette de neticesine katlanmak zorunda kalınaz. Dünyâyı ve dünyâ malını istemek gibi bir imtihânla karşılaşarak, daha sonra bunların hesabını verme zorluğuna da düşmez. Mükâfâtı, imtihân edildiği şeyi kuşatarak elinden çıkıp gitmez. Öyleyse, sabrın neticesi tâat, şerefli dereceleri ve sevâbı ise takvâ, zühd, ivaz ve Allah'tan bol sevâbdır. (Minhâc, 59
Sabır, nefsin hevâya karşı direnmesi ve onu çirkin arzulardan korumasıdır. (Mizân, 76
Havfın anahtarını soranlara Sabır , sabrın anahtarını soranlara ise Rızâ diye cevâb verdim. Bunun üzerine, rızânın anahtarının ne olduğunu sordular, buna da Tâat dedim. (Gunye, TI, 125
Bazılarına göre sabır iki çeşittir: Kulun gayretiyle elde ettiği sabır ve kulun gayreti olmadan sâhib olduğu sabır. Kulun gayretiyle elde edilen sabır ikiye ayrılır: Allah Teâlâ'nın emirlerine sabır ve yine O'nun yasaklarından sakınma husüsunda sabır. Kulun gayretine bağlı olmayan sabır ise, Allah'ın koymuş olduğu hükümleri yerine getirirken karşılaştığı sıkıntılara, bedeni ve kalbi elemlere göğüs gerebilmesidir
Bir adam Şibli'nin"" huzüruna çıktı ve şöyle sordu: Sabır ehlinin en zor sabretti ği şey nedir? O da Sabr fillâhtır (Allah hakkındaki sabırdır) dedi. Adam bu cevâba itirâz etti. Şibli: Sabr lillah'tır (Allah için sabretmektir) dedi. Adam buna da itirâz edince Şibli Sabr meallah'tır ( Allah'la beraber sabretmektir) dedi. Adam bu cevâba da Hayır deyince Şibli sinirlendi ve şöyle dedi: Yazıklar olsun sana! Nedir öyleyse, sen söyle! Adam şöyle dedi: Sabr anillah'tır (Allah'tan uzak kalabilmeye sabretmektir). Bunun üzerine Şibli? öyle bir çığlık attı ki az kalsın rühu telef olacaktı!
Cüneyd'h şöyle der: Bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minin /a dünyâdan âhirete göçmesi çok kolay ve basittir. Ancak, halktan ayrılmak va Hakk katında bulunmak hayli zordur. (Bedenden sıyrılıp) nefsten Allah'a yürümek de zor bir iştir. Bunlardan daha zor olanı ise, Allah'la birlikte olmaktır. Aynı zâta sabrın ne olduğu sorulmuş ve o da şöyle cevâb vermişti: Acı bir şurubu yüzünü buruşturmadan içmektir. (Gunye, TI, 195-196
Tasabbur, nefse hoşlanmadığı şeyleri yüklemek ve acılara katlanmaktır. Bu müridlerin son makamıdır. Bundan sonra gelen sabır şikâyeti terk etmektir. (Âdâbı, 20
Sabr alâ nimet (nimete sabır), onu Allah Teâlâ'ya isyân yolunda harcamamaktır. Bu, tevbenin sıhhatinin de şartıdır. Sehl Abdullah Tüsteri demiştir ki: AÂfiyete sabretmek, belâya sabretmekten daha zorludur. Sahabe-i Kirâm'dan bazıları demişlerdir ki: Sıkıntılarla imtihân edildik, buna sabrettik, ama bollukla imtihân edildiğimizde buna sabredemedik.
Rızâ ve öfkede orta yolu takip etmek, insanların övgüleri karşısında sabırlı olmak da sabrın çeşitlerindendir
(Herhangi bir işe yönelme husüsunda) şevksizlik, tevâzü ve boyun eğme karşısında sabır göstermeye gelince, bu, tevbeye dâhil değilse de zühde dâhildir. Tevbe makamında sayılan yüce makam ve hâllerin hepsi zühdde de bulunur. Çünkü zühd, (daha önce zikretiniş bulunduğumuz) dört husüsun üçüncüsüdür
sabr Sabrın hakikati, nefsin itmi'nâna ermesiyle; onun itmi'nâna ermesi, nefsin tezkiyesiyle; nefsin tezkiyesi ise, tevbe etmekle ortaya çıkar. Nefs tevbe-i nasüh ile tezkiye edildiği zaman, ondaki bütün tabii çirkeflikler gider. Sabır azlığı, nefsin içindeki çirkefliklerden, bunlar saye
