Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

envâr-ı ervâh (Tasavvuf Sözlüğü)

Envâr-ı ervâh (rühların nürları), Rühü'l-Kudüs'ü içine alan nürlardır. Kime bu nürlar gönderilirse o rüh melek olur, gönderilmeyen ise rüh olarak kalır. Iki kısım yani gönderilenlerle gönderilmeyenler onunla bilinir. O, …

Envâr-ı ervâh (rühların nürları), Rühü'l-Kudüs'ü içine alan nürlardır. Kime bu nürlar gönderilirse o rüh melek olur, gönderilmeyen ise rüh olarak kalır. Iki kısım yani gönderilenlerle gönderilmeyenler onunla bilinir. O, hâlis rüh olup, kendisinden çıkarmış olduğu şeye benzemez. O, rühiyyetinde (rühluğunda) rühu olan bir rühtur. Bunlar sâdece ervâh-ı müheymine"dir. Bizim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/efrad/" efrâdın /a rühları biraz ona benzer. Rühların nürlarındaki tecelli, sadece efrâd için olur. (Fütühât, II, 478

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/var/" envâr /a -ı esmâ Envâr-ı esmâ (isimlerin nürları), mâlüm isimlerin taayyünüdür. Bu bir nürdur ki mevcüdât ve mâdümâta yayılır. Bu yayılma hiçbir zaman sona ermez. Göz o yayılan nürla yürür, böylece bu makamda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsenin /a gözünün nüru çoğalır. Böylece kul sayıların artmasıyla sonsuzluğu bildiği gibi sonsuz olanı da kavrar. Bu Hakk'ın, gören gözü olduğu kimsenin alâmetidir. İsimlerin hepsi mevcüddur. İsimlerin müsemmâlarından bir kısmının varlığı yoktur, bir kısmının ise üzerinden yokluk geçmiştir. Bu ikinci kısım varlığı kabül eder. Hepsine bu isim verilmekle birlikte hâller varlığı kabül etmez. İhata isimlere mahsüstur. İhâza ise başkalarına değil sadece Allah'a âittir

İlâhi isimler mertebesi meselesine gelince: Hz. Âdem'in meleklere üstünlüğü, isimleri bilmekledir ki bu da ihatadan başka bir şey değildir. Şöyle ki eğer isim meselesi olmasaydı, ne Allah bir şeyi zikrederdi, ne de bir şey Allah'ı. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a şeyler sadece ve sadece onunla anılır ve övülür. Bilme sıfatına muhtevâ yönünden sözden yakını yoktur. Sözlerin tamamı isimdir, söz isimden başka bir şey değildir. İsimler, altlarındaki mânânın delil ve alâmetleridir. İsimlerin nürları kendilerine zuhür edenlere, târifi mümkün olmayan şeyler zuhür etmiş demektir. (Fütühât, 11, 479) envâr-ı kulüb 209