Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

varlık (Tasavvuf Sözlüğü)

tâzimden dolayı hâsıl olur. Hakk'ın ve O'nun şiârlarının tâzimi, takvâdan (kaynaklanır). Kim saygısızca Hakk'ın şâhidlerini ayaklar altına alırsa, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a yolunda hiçbir nasibi …

tâzimden dolayı hâsıl olur. Hakk'ın ve O'nun şiârlarının tâzimi, takvâdan (kaynaklanır). Kim saygısızca Hakk'ın şâhidlerini ayaklar altına alırsa, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a yolunda hiçbir nasibi olmaz. Ne sekr ve ne de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/galebe/" galebe /a , herhangi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a tâlibin edebe uymasına engel teşkil edebilir. Çünkü edeb onların âdetidir. Âdet de tabiata yakın bir şeydir. Hayat devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a sürece, canlılardaki tabiatların herhangi bir hâlde (değişmesi mânâsında) ortadan kalkması imkânsızdır. Dolayısıyla, şahsiyetleri var olduğu sürece, üzerlerinde, her hâllerinde edebe riâyet etmek fiili cereyân eder. Bu bazen tekellüfle (zorlamayla), bazen da zorlanmadan (ve kendiliğinden) olur. (Süfiler) sahv hâlinde iken, âdâbı tekellüfle muhafaza ederler. Sekr hâlinde olduklarında da, Hakk Teâlâ üzerinlerindeki edebi muhâfaza eder. (Hücvîrî, 401-402

Adâb-ı fakir fi fakril (fakirin, fakrı konusundaki âdâbı): Bil ki fakirin bâtınında, zâhirinde, halk arasında ve davranışlarında gözetmesi gereken birtakım edebler vardır. Bâtınındaki edebi, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bir deneme olarak vermiş olduğu fakirliği hor görmemesidir. Yâni fakirliği hor görse de, Allah verdiği için Allah'ın fiilini hor görmemesidir. Tıpkı kan aldıran kimse gibi. Kan aldırmaktan acı duyduğu için onu çirkin görür. Fakat hacamatçıya (kan alıcıya) veya kan alma aletine hor bakmaz. Bilakis hacamatçıya karşı minnettardır. İşte (fakra ait) derecelerin en aşağısı budur. Bu vâcibdir, tersirii yapmak haramdır ve fakirliğin sevâbını yok eder. Resülullah'ın : Ey fakirler! Allah'ın takdir ettiğine kalben râzı olunuz ki, fakirliğin seviibını elde edesiniz. Aksi takdirde (bu sevâbdan) mahrum kalırsınız Deylemi, 291) hadis-i şerifinin mânâsı budur

Bu derecelerin daha yükseği, fakirliği hor görmeyip, ona râzı olmaktır. Fakirliği taleb etmek, zenginliğin tehlikelerini bildiği için fakirliğe sevinmek, bâtınında Allah'a tevekkül edip, zarüret miktarını kendisine vereceğine hiçbir şübhe duymadan güvenmek ve ihtiyaçtan fazlasını istememek daha üstün bir derecedir. Hz. Alitv şöyle buyurmuştur: Muhakkak ki Cenab-ı Hakk'ın fakirlikten ötürü birtakım azabları ve yine fakirlikten ötürü bir kısım sevâbları vardır. Fakirliğin sevâb kazandırıcı oluşunun alâmetlerinden birisi, onunla ahlâkını güzelleştirmek, Rabb'ine itâat etmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a şikâyet etmemek ve kul olduğundan dolayı şükr etmektir. Fakirliğin günâha sevkedici oluşunun alâmetleriyse, fakirliği kötülemek, itâati birakmak süretiyle Rabb'inden şikayetçi olmak, kaza ve kadere küsmektir. Bu ise her fakirin övülebilecek durumda olmadığını gösterir. Bilakis Allah'ın kaderine kızınayıp râzı olan ve fakirliğe sevinen ve meyvesinin ne olduğunu bildiğinden dolayı râzı olan bir fakir övülmeye değer bir fakirdir. Denilmiştir ki: Herhangi bir kula a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdan /a bir şey verildiğinde, ona Bu nesneyi üç haslet üzere al: Meşguliyet, üzüntü ve (verilen şeyin karşılığında âhirette karşılaşacağı) uzun (sürecek) hesap. denir.

Fakirliğin zâhirinin edebine gelince, iffet ve güzellik sergilemek, şikâyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a fakirliği belli etmemek, tam tersine fakirliği gizlemek, hatta (fakirliği) gizlediğini de gizlemek. (İhyâ', IV, 253-254

Edeb bakımından insanlar üçe ayrılır: Ehl-i dünyâ, ehl-i din ve ehl-i din arasında da ehli husüsiyet (seçkinler). Ehl-i dünyâdan çoğunun âdâbı fesâhat, belâgat, ilimleri öğrenme, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/melik/" meliklerin /a haberleri ve Arabların şiirlerini ezberlemeden ibârettir. Ehl-i dinin çoğunun âdâbı, dünyevi ilimlerle birlikte nefsleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/egitme/" eğitme /a , organları