Allah'ın kudretini ve her konuda yeterli olduğunu bilen kimse temkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olur. Korkulu durumlarda ve ihtiyaç anında bocalayıp kalmaz. Allah'ın kendi işlerini üzerine aldığını bilen kimse Allah'ın hükümlerine boyun eğer
ma'rif et/ma'rifetullah Süfilerin ileri gelenlerinden biri şöyle demiştir: Hakk kendisini bir kuluna bildirirse, mârifet onu ne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbeti /a , ne korkuyu, ne ümidi, ne fakirliği, ne de zenginliği görebileceği makamda durdurur. Çünkü bunlar gayenin ötesindedir. Hakk ise nihâyetlerin ötesindedir. Bu sözün mânâsı şudur: Ârif bu hâlleri göremez; çünkü bunlar onun husüsiyetleridir. Bu husüsiyetler ise Allah'a lâyık olan şeylere ulaşmaktan mahrum ve âcizdir. (Ta'arruf, 101
Allah Teâlâ hakkında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a duygusunun ortaya çıkması, mârifetullahın alâmetlerindendir. Mârifeti artanın heybeti de artar. Onun (şeyhin) şöyle söylediğini duymuştum: Nasıl ki, ilim sükünu gerektirirse, mârifet de kalbde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sekinet/" sekineti /a huzüru, süküneti) gerektirir. Mârifeti artanın sekineti de artar. (Kuşeyri, 153
Mârifet (bilgi) iki türlüdür: Biri Allah'ın bilgisi, diğeri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a bilgisidir. Kulun bilgisi Allah'ın bilgisinin yanında yok olup gider. Çünkü Allah'ın ilmi O'nun sıfatıdır, O'nunla kaimdir, O'nun vasıflarının nihâyeti yoktur. Bizim ilmimiz ise bizim sıfatımızdır, bizimle kaimdir, vasıflarımızın sınırları vardır. Çünkü Allah Pek azı müstesnâ size ilimden bir şey verilmemiştir buyurmuştur
İlim övülen sıfatlardandır. İlim, Ma'lümu ihata etmek ve açıklamaktır diye târif edilmiştir. En iyi ilim târifi şudur: İlim canlı bir varlığın kendisini bildiği bir sıfattır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: Allah kâfirleri filmiyle) kuşatmıştır. Bakara 2/19) Şöyle de buyurmuştur: Allah her şeyi (hukkıyla) bilir. Bakara 2/282
İlmullah (Allah'ın ilmi), Allah'ın, bilmesiyle var olan şeyleri de, yok olan şeyleri de bildiği tek bir ilimdir. Halkın bu ilimde O'na ortak olması söz konusu değildir. Bu ilim parçalanmaz, Allah'tan ayrılmaz. Fiilindeki düzen O'nun ilminin delilidir. Çünkü muhkem ve mükemmel fiil fâilinin ilim sâhibi olmasını gerektirir. Allah'ın ilmi sırları ihtiva eder, zâhiri şeyleri kuşatır. (Hücvîrî, 16
Mârifet-i insâniyenin (kulun ilminin), Allah ile ve O'nu tanıma ile alâkalı olması gerekir. Zamanla ve zamanın gereğine göre yapılan zâhir ve bâtın amellerle ilgili ilim de kul üzerine farzdır. Bu ilim usül ve furü olmak üzere iki kısımdır. Bunlardan her birinin bir zâhiri bir de bâtını vardır. Usülun zâhiri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelime /a -i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhiddir /a . Bâtını ise mârifetin tahakkukudur. Furüun zâhiri amel ve muâmelelerde alıştırma yapmaktır. Bâtını ise niyeti tashih etmektir. Bunlardan birinin, diğeri olmadan ayakta durması imkânsızdır. Bâtınsız zâhirin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a münâfıklıktır. Zâhirsiz bâtının hakikati zındıklıktır. Bâtın olmayan şeriatın zâhiri hevâ; zâhiri olmayan şeriatın bâtını hevestir. (Hücvîrî, 17-18
Mârifet iki çeşittir: Bunlardan biri ilim, diğeri ise hâldir. Mârifet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ve âhiret hayırlarının tümünün esasıdır. Çünkü insan için her hâl ve vakitte mühim olan şey Allah Teâlâ'nın mârifetidir. Çünkü Allah buyurmuştur ki İnsanları ve cinleri, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım Zâriyât, 51/56) Burada ibâdet etsinler diye... ifâdesinin mânâsı, mârifet sâhibi olsunlar (Allah'ı tanısınlar) diye dir. İnsanların çoğu bu vâcibi ihmâl ederler. Ancak, Allah'ın husüsi kulları olup da, kendile620 ma'rifet/ma'rifetullah
rini dünyâ karanlığından kurtardığı ve kalblerine hayât bahşettiği kullar böyle değildir. Tıpkı Allah'ın, (bir âyette) Hz. Ömer hakkında, (Ölüyken dirilttiğimiz ve) kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nür yarattığımız (kul ile)... derken, Ebü Cehl hakkında ...karanlıkta kalan Ive oradan hiç çıkamayan kişi, bir olur mu hiç?) buyurduğu gibi. (Hücvîrî, 318
(Tasavvuf yolunun şeyhleri ve âlimler) demişlerdir ki: Mârifet, ilimden daha üstündür. Çünkü, hâlin sıhhati ancak ilmin sıhhatiyle olur. İlmin sıhhati hâlin sıhhati değildir. Yani, hakkıyla âlim olmayan ârif de olamaz. Fakat ârif olmayan âlim olabilir. (Hücvîrî, 319
Bilmelisin ki, insanın Allah hakkındaki ilmi ve mârifeti, tamamıyla, Allah'ın fezeli) ilmi ve hidâyetine bağlıdır. İnsanın mârifet husüsundaki yakini artma ve eksilme keyfiyetine sâhibdir. Ancak mârifetin aslı (kendisi) asla artmaz ve eksilmez. Çünkü onun artması da eksilmesi de noksanlık demektir. Allah hakkındaki mârifetine nüfüz edebillmen için kör bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/taklid/" taklid /a asla yeterli olmaz. O'nun sıfatlarını ve kemâlini bilmen gerekir. Buna da, Allah'ın ezeli fazl ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyeti /a olmadan asla mümkün değildir. O Allah ki, bütün kalblere hâkimdir. (Hücvîrî, 325
Abdullah Mübârek demiştir ki: Mârifet, hiçbir şeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a etmemen, şaşırmamandır. Çünkü hayret, bir işi yapan varlığın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudreti /a üzerinde bir şey görmekten kaynaklanır. Hâlbuki bütün bu işleri yaratan Allah Teâlâ'dır. Ârif olan bir kişinin, O'nun fiillerinden dolayı hayrete düşmesi imkânsızdır. (Hücvîrî, 326-327
Zünnün Mısri demiştir ki: Mârifetin hakikati, halkın nür latifelerine ulaşmak süretiyle sırlara vâkıf olmasıdır. Yani, O'nun ezeli inâyeti insanın kalbini aydınlatır ve kirlerden korursa, o kulun nazarında bütün mahlükat bir olur, aralarında hardal tanesi miktarınca bile fark kalınaz, zâhirine ve bâtınına rabbâni sırların müşâhedesi hâkim hâle gelir (mârifet, günlük hayâtının bir parçası olur). Allah için böyle yaparsa, bütün nazarı müşâhede olur
Şibli de demiştir ki: Mârifet, hayretin devamlı olmasıdır. Hayret iki çeşittir: Hay
