Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ve adem-i mahzdan (Tasavvuf Sözlüğü)

vücüd-i mahza (sırf varlığa) çıkarma konusunda kudretini âciz saymaktan Rabb'imi tenzih ederim (Bununla beraber,) İmam Muhyiddin Arabi'nin (yukarıdaki) görüşünün inkâr edilmediğini de bil. İmam bununla a href …

vücüd-i mahza (sırf varlığa) çıkarma konusunda kudretini âciz saymaktan Rabb'imi tenzih ederim

(Bununla beraber,) İmam Muhyiddin Arabi'nin (yukarıdaki) görüşünün inkâr edilmediğini de bil. İmam bununla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a önce (Allah'ın) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a var olduğunu, sonra onu bu ayni âleme çıkarınca ilmi varlıktan ayni varlığa çıkardığını murâd etmiştir. Ancak şurasını gözden kaçırmıştır: Allah'ın Zât'ı için verilecek varlık hükmü, O'nun ilmi husüsundaki varlık hükmünden öncedir. Zira varlıklar, bu hükümde yokluğa mahkümdur. Orada ancak tek olarak Allah'ın varlığı vardır. Bu mânâ ile onun için kıdem sıfatı geçerli olur. Aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , ne şekilde olursa olsun, varlıkların kıdem sıfatında O'nunla beraber olmaları gerekir. Yüce Allah ise bundan münezzehtir. Bundan Allah'ın varlıkları ilminde yokluktan yarattığı; yani Allah'ın, eşyâyı kendi ilminde yoklukta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevcud-olarak/" mevcüd olarak /a bildiği sonucu çıkar. Bunu düşünmek gerekir. Sonra, eşyâyı ilimden açığa çıkarmak süretiyle gözle görünen âleme çıkarmıştır. O eşyâ, aslında sırf yokluktan ibâret olarak (Allah'ın) kendi ilminde mevcüddur. Buna göre Allah Sübhânehü ve Teâlâ eşyâyı sırf yokluktan yaratmıştır. (İnsân, I, 49

Kudret, merâtib-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddandır /a (vücüd mertebelerindendir). Bu mertebeler, bir mahlük için zâtının kemâlinin ancak onlarla belirlendiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a dört tane isim ve nefsi sıfattır. Bunlardan biri Hayat ismidir... Sonra ilim gelir... Bir diğeri ise irâdedir... Bundan sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a adı gelir. Zira bir şey isteyip de onu yapmaya gücü yetmeyen acizdir. Hakk Teâlâ âcizlikten münezzehtir çünkü o, Mutlak Kadir'dir. Bu dört sıfat isimlerin analarıdır. Bu ikinci tecellidir, gaybın anahtarlarıdır. Bu sıfatla, Zât'ın kemâliyle alâkamız tamamlanmış oluyor. Çünkü hayat, ilim, irâde ve kuds

kudret a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan, varlığında ve başkasını yaratmada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a sâhibi olur. (Merâtib, 18

Ey oğul, bu anlaşılması zor olan sırrı bir dinle! Hazret-i Zât mertebesindeki çok yüce ve münezzeh olan zâti kemâlât, Hazret-i Zât'ın aynıdır. Meselâ, bu mertebede bulunan ilim sıfatı, Hazret-i Zât'ın aynıdır. İrâde, kudret ve diğer sıfatlar da böyledir. Yine bu mertebedeki Hazret-i Zât, hem tamamıyla ilimdir, hem de tamamıyla kudrettir. Yani Hazret-i Zât'ın bir kısmı ilim, bir kısmı kudret vs. değildir. O mertebede bölünme ve parçalanma imkânsızdır. Hazret-i Zât'tan çıkarılmış bulunan bu kemâlâta ilim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a tafsil ârız olmuş (bu kemâllerin, O'nun ilmi sayesinde ayrıntılı olarak ortaya konması söz konusu olmuş), böylece yüce ve münezzeh olan Hazret-i Zât'ın bekasıyla beraber (O'nun Zât'ında hiçbir artma ya da eksilme olmaksızın), bu iki mertebe arasında temyiz ortaya çıkmıştır. (İlk mertebe olan) vahdâniyyetin bu icmâli (toplu, henüz ayrıntılı hâle gelmemiş) sırflığına nazaran, bu (ikinci) mertebede, bu tafsile (ayrıntılı bilgilere) dâhil olmayan ve temyiz edilmiş (ayırd edilmiş, birbirinden farklı hâle gelmiş) hiçbir şey yoktur. Aksine, her biri teker teker Zât'ın aynı olan bütün kemâlât, ilim mertebesine vârid olmuş, bu ikinci mertebede bir zılli vücüd (gölge varlık) kazanmış, sıfatlar diye isimlendirilmiştir. Bu zılli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a var olması da, kendisinin aslı olan Hazret-i Zât ile mümkün olmuştur... (Mektübât, I, 210