Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ve ebed iki tarafı (Tasavvuf Sözlüğü)

olmayan zamandır. Evveli ve sonu yoktur, devamlıdır. O, şimdiki zamandır. Bu şimdi, süreklidir. Âlem bu şimdiki zamanın hükmünde devam eder. Allah'ın âlemdeki hükmü de zamanın hükmü içerisinde devam eder. Velhasıl geçmiş …

olmayan zamandır. Evveli ve sonu yoktur, devamlıdır. O, şimdiki zamandır. Bu şimdi, süreklidir. Âlem bu şimdiki zamanın hükmünde devam eder. Allah'ın âlemdeki hükmü de zamanın hükmü içerisinde devam eder. Velhasıl geçmiş de gelecek de hep şimdiki zaman hükmündedir. (Fütühât, III, 529

Ezel, kabliyyet mefhümundan (öncelik kavramından) ibârettir. Kendisiyle Allah Teâlâ'nın kemâlinin iktizâsıyla hükmolunduğu söylenen şeydir. Yoksa, hâdis (sonradan yaratılan) varlıklar üzerine uzun zaman ile Hakk'ın önceliği mânâsında ezel denilmemiştir. Daha önce de geçtiği gibi, Allah Teâlâ hakkında mârifete a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmayanların ezeli bu ikinci şekilde anlamaları, onların kendi eksiklikleridir. Cenâb-ı Hak ise bundan çok yücedir

O'nun ezeliyyeti bizim varlığımızdan evvel mevcüd olduğu gibi, şu anda da mevcüddur. O'nun ezeliyyetinde şimdiye kadar bir değişiklik olmadığı gibi, ebediyyete kadar da olmayacaktır. (İnsân, I, 60

Ebed, Allah Tealâ'nın ba'diyeti (her varlıktan sonra yine var olması) düşüncesinden ibârettir. Bu O'nun zâtının varlığının zorunlu oluşunun gereği varılan bir hükümdür. Çünkü O'nun varlığı kendi zâtıyla kaimdir. Bu sebeble O'nun bâki olduğu da doğrudur. O'ndan önce adem (yokluk) bulunmadığı için, mümkünün aksine, Zât'ıyla kaim olduğu, varlığı başkasına ihtiyaç duymadığı için mümkünden önce de, sonra da bâki olduğu hükmü mevcüddur. Çünkü mümkün, sonu olmasa da, kendisinden önce yokluk bulunduğu (yani varlığından önce yok olduğu) için, kesintiye uğramaya mahkümdur. Geçmişinde yokluk bulunan her şeyin ircâ edileceği kaynak kendisinden önce gelen şeydir. Bu durumda, mevcüdun (varlığın) öncesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a yokluk ya da hiçlik olduğuna hükmetmek gerekir, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bekası konusunda Hakk ile eşit durumda olur ki, bu da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâldir /a . Eğer mümkünün durumu böyle olmasaydı, Allah'ın her mevcüddan sonra yine var olması doğru olmazdı. (İnsân, I, 61