Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ve hislerini (Tasavvuf Sözlüğü)

ona hasrederek kalbiyle zikretmeye devam eder Kabiliyeti ölçüsünde sürekli olarak pek çok defa tekrar ederse, zikir onu nür âlemine çeker, hayâlinin hareketi zayıflar, fikrinin hareketi güçlenir. Zikir fikir için, gece …

ona hasrederek kalbiyle zikretmeye devam eder

Kabiliyeti ölçüsünde sürekli olarak pek çok defa tekrar ederse, zikir onu nür âlemine çeker, hayâlinin hareketi zayıflar, fikrinin hareketi güçlenir. Zikir fikir için, gece karanlığında sabah olana kadar yürüyen kişinin önündeki kandil mesabesindedir. Sabahın aynılığı, o karanlığı ortadan kaldırır. Fikrin hareketi kuvvetlendiği zaman, nefsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tecerrud/" tecerrüd /a eder (her şeyden sıyrılır). Bu sırada da nefsin idrâki, makamı miktarınca kendi içindeki amacına ulaşmış, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a süretlerden uzaklaşmış olur. Sonra hissine (duyularına) döner, böylece üzerindeki bu hâl ondan uzaklaşır, bunun ardından sözü edilen bu hâlin daha açık ve belirgin bir şekilde kendisine geri dönmesi için nefs onu tazelemeye ve yeniden istemeye hazır hâle gelir. (Ravza, 505

Bir hâlden bir başka hâle yükselmek, kendisinden ayrılarak üst derecedeki bir hâle geçtikten sonra, onun altındaki hâle bir daha geri dönmemektir. Bununla kasd edilen, hâlin kendisiyle geldiği, vâridât-ı ilâhi (ilâhi vâridât) ve mârifetullah türünden olan şeydir. Bunlar (Allah'ın verdiği) kerâmetlerden değil, makamlar cümlesindendir. Hâller defalarca geri dönerler. Ancak hâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , hâli içerisindeyken, Allah hakkında (belli bir) mârifete sâhib olmadıkça O'nu medhedemez. Bu bilgi ona gereklidir. Bu bilginin artması lâihadır (tecelli nürudur). Hâl sırasında bu bilgide artma olmazsa, hâlin sıhhatiyle beraber lâiha ortaya çıkmaz. Hâl, beka ya da fenâ, sahv ya da sekr, cem veya tefrika, gaybet veya huzür hâllerinden biri içinde bulunmandır. (Esfâr, 161

Ahvâl, hâl sâhiblerine ancak bu semâdan verilir. İster kabz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a , havf gibi celâli olsun, ister bast, üns ve recâ gibi cemâli olsun fark etmez. (Esfâr, 164

Ahvâl, mevcüd değildir, mâdüm (yok) da değildir. ...Çünkü onlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbettir /a ; ve ahvâl hükmünde mâdüm da değildir. Zira ilim sâhibi olana âlim denir... Âlim olmak ise bir hâldir. ...Buna göre âlim ilim ile mevsüf olan bir zâttır... Onun âlim oluşu zâtının aynı değildir. ...Âlim, ilmin de aynı değildir... Böyle olmakla birlikte ortada bir âlim bir de ilim vardır. ... ve âlimin âlim oluşu, bu âlimlik sıfatıyla sıfatlanıması sebebiyle bu zât için bir hâldir... Hâl ise hâdistir. İlmin âlime nisbeti de hâdistir. (Burada) âlimle ilmin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâli /a (bir araya gelmesi) vaki olmuş, .. ve (kişi) âlim diye adlandırılmıştır. (Sofyavi, 345

Süfilere göre hâl, zorlama ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a olmadan kalbde vârid olan ve çalışmakla da elde edilemeyen bir mânâdır. Tarab (sevinç veya hüzünden gelen hafiflik), hüzün, kabz, bast, şevk, inzi'âc (vaaz veya semâ gibi herhangi bir etkiyle kalbin Hakk'a doğru hareketlenmesi), ihtiyaç ya da hibe gibi. Hâller vehbi, makamlar ise kesbidir. Hâller bağış kaynağından (Hakk'tan), makamlar ise mücâhedenin çokluğu sayesinde elde edilir. Makam sâhibi makamında yerleşmiştir, temkin ehlidir. Hâl sâhibi ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a (bir başka hâle) yükselir. (Câmi’, 157

Hâller ve makamlar bilgisi bu ilimle muttasıf olan kimselere ahsüs bir bilgi türüdür. Bu durumla sıfatlanan kimselerin iki yolu vardır: Hakk'ı, kıdemin başlangıcı olarak görmek ve sadece O'na yönelerek amel etmek. Bu Şâzeliyyel, Nakşibendiyye (Câmi')) ve bunlara meyledenlerin yoludur

İkincisi nefsi görme, Hakk'ı nefse muttali kılma ve bu şekilde amel etme yoludur. Bu ise Gazâli, (Sühreverdi (Câmi') ve bunlara meyledenlerin yoludur. Bunların dayanağı Allah'a seni görüyormuş gibi ibâdet etmendir (bu amel ilk kısma aittir); sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor (bu da ikinci kısma aittir) şeklindeki hadistir. İlimle meşgul olmanın ve nefsin ilacı olan bu yola tarik-i burhân (burhan yolu) da denilmiştir. Çünkü bu konu hiç kimseye taarruzda bulunmaya ve hiç kimseyi dalâletle suçlamaya gerek yoktur. Ancak bu işe ancak akıllı insanlar muktedir olabilir... (Câmi’, 168; Rihle, 43

Halkın bu yollarla seyr-i sülüku ise, itikadlarını dindârlığına güvenilen bir âlime göre tashih etmekle mümkün olur. Böylece onlar, şifa verecek ve nefslerini tatmin edecek şekilde hâl ilminden nasiblenirler. Hâl ilmiyle ilgili konularda sabırdan sonra büyük bir gayretle takvâ ve istikamet sâhibi de olmak gerekir. Bu konuyla ilgili bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâl /a veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a soz konusu olamaz. Burada kendi imamının dışında müteber bir imamın da bir müdâhalesi yoktur. Sonra halk, hâlleriyle ilgili olarak daha önce bu tecrübeleri yaşamış olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a edecek bir şeyhe veya sâlih bir dosta güvenir. Böylece (onlardan kendilerine) kalan her şeyi alır ve diğerlerini bırakır. (Câmi’, 168

Insanlardan kimileri hâl, kimileri de makam sâhibidirler. Makama erişenler için ilâhi doğuşlar devamlı olarak meydana gelir

Tedkik (İncelik): Zâti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a , tüm vasıflardan tecrid edildiğinde, mânâsı, kendisini kabül eden kimsedeki vasıflardan dolayı televvün eder (çeşitli hâllere girer). (Suyun rengi kabının rengidir.) Tek bir su ile sulanmaktadırlar. Bununla birlikte yeme konusunda bazılarını bazılarına üstün kılarız. (Kavânin, 12

Sâlik, hâli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a hâline getirdiğinde o hâl onun makamı olur. Böylece o makamda o hâl ile devamlı olarak tasarrufta bulunur. Hâl değişen bir şeydir. Sâhibine hâkim olan, fakat, sâhibinin hâkim olamadığı şey hâldir

Hâlden üstün olan hâl, kendisiyle beraber hiçbir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a şeyin bulunmadığı şeydir. (Kavânin, 17

Hâl sâhibi hâlin değişmesiyle değişir. Belli bir kararı olmadığından ve kesinliği bulunmadığından telvin hâlindedir (renkten renge, yani hâlden hâle girer)... . Adamlara (süfilere) göre sâlik, müşâhedelerin nürunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a ettikten sonra, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/varidatin-galebesinin/" vâridâtın galebesinin /a (hâkim olmasından dolayı hâllerin te'siri altında kaldığı zaman hâl sâhibi olur

hal"-ı âdât 313 ...Hâlin vârid olması, huzürdan sonra gaybeti elde etmeye yardımcı olur, nürun