Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ve Kerim ve Vedüd (Tasavvuf Sözlüğü)

tarafından Makam-ı Mahmüd sâhibinin -O'na, Âl'ine ve Ashâb'ına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salat/" salât /a ve selam olsun- husüsiyetlerindendir. (Buğye, 75 Âdâb-ı zikr (zikir âdâbı): Öncelikle Zât'ın isminin kalbdeki …

tarafından Makam-ı Mahmüd sâhibinin -O'na, Âl'ine ve Ashâb'ına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salat/" salât /a ve selam olsun- husüsiyetlerindendir. (Buğye, 75

Âdâb-ı zikr (zikir âdâbı): Öncelikle Zât'ın isminin kalbdeki yeri kasd edilir. Zâkir, namazdaki durumun aksine, bağdaş kurmuş bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , sağ ayağı sol ayağırâbıta nın altına gelecek şekilde ve sağ tarafına dayanmış biçimde abdestli olarak kıbleye yönelik bir şekilde oturur. Diliyle beş, on beş ya da yirmi beş defa estağfirullah der. Dişleri dişlerine, dudakları dudaklarına ve dili de damağına yapışmış bir hâlde gözlerini yumar. Bu esnâda bütün hisleri (duyuları) kalbine yönelmiş, kendi hâline nefes alır biçimde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a bir bakışla oraya nüfüz etmeye dikkat eder. Daha sonra, günâhkâr olduğu, taksirâtının olduğu ve sâlih amelinin olmadığını düşünür. Bu esnâda amellerinden ümidsiz olur, Allah'a tevekkül eder ve bütün ümidini O'nun ihsânına bağlar

Bundan sonra, kendisini ölüyormuş gibi görerek, ölüm hâllerini, kabirdeki zorlukları ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdaki /a son nefesinin tükendiğini düşünür. Bu esnâda bir Fâtiha üç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a okuyarak, hâsıl olan sevâbı; tarikat imamı, akan feyz ve nürun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a gavsı Hoca Bahâüddin Nakşibend Muhammed Üveysi el-Buhâri'ye:s hediye eder ve ondan kalben medet bekler. Sonra Mevlânâ Hâlid Bağdadi'nin5 süretini iki kaşı arasına yerleştirir. Kaşı arasından şeyhin husüsiyetlerine nazarlarını iyice daldırır ve ondan kalben medet umar. Bu yerleştirme ve tasvir etmeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rabita/" râbıta /a denilmektedir. Bundan sonra, hayâlindeki süreti kalbinin içine atar ve onu bırakır. Bütün duygularını kalbine toplar ve gönlü boş olarak ism-i celâl ve Allahı lafzının medlülünü tasavvur eder. O, ism-i akdesten anladığımız benzeri olmayan Zât'tır. ...Zâkirde kendinden geçme ve dünyâyı unutma, pek az bir şuür kalınakla birlikte hislerinin kaybolması hâli meydana gelince zikri bırakır, o keyfiyete tâbi olarak kalbi vukufa dalmış bir şekilde virdin gelmesi ve feyzin inmesi için kalbini hazırlayarak bekler. Çünkü bazen kısa zaman içerisinde onları anlamasa da kendisine pek çok şey gelebilir. Daha sonra bu feyizlerin devamını isterse gözlerini açar. İkindiden sonra kendisine belli bir zaman ayırır ve zikretmeksizin yalnızca kalbi bir vukufla râbıta yapar. Eğer zâkir Allah'tan gayrını kalbine getirmeye zorladığı hâlde getiremeyecek derecede zikir kalbine yerleşmiş ise zikri rüh a ulaşmıştır. Rüh, sol meme altında olan bir latifedir. Sonra sırr a ulaşır. Sır, göğsün solunda, kalbin üzerindedir. Sonra hafi ye ulaşır ki bu da sağda ve rühun üzerindedir. Daha sonra göğsün ortasında olan ahfâ ya ulaşır. (Buğye, 145

Râbita: Sâlikin, şeyhinin süretini zihninde ve kalbinde muhafaza etmesi, ya da kendi süretini şeyhinin süreti olarak görmesinden ibârettir. Râbıta sâlike hâkim olunca, her şeyde şeyhinin süretini görür. Buna fenâ fi'ş-şeyh (şeyhte fâni olmak) derler. Râbıta yolu, zuhürât meydana gelmesinin en kestirme ve etkili yoludur. Sadece râbıtasız zikirle ve şeyhte fâni olmaksızın Allah'a ulaşmak mümkün değildir. Fakat, Allah'a ulaşmak için, sohbet âdâbına riâyet edilerek yapılan râbıta yeterlidir. (Câmi, 63

râbi'atü'l-'adeviyye dad , ) Râbiatü'T- Adeviyye, husüsi bir makam sâhibi ve ihlâsa bürünmüş bir zâttır. Aynı zamanda o, aşk ve iştiyâk ateşiyle yanıp tutuşmuş, vuslatta fâni olmuş, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurmet/" hürmete /a lâyık bir zâttır. Erkekler tarafından ikinci bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/raci-un/" râci'ün /a

Meryem gibi kabül edilmiştir. O, berrakların berrakıdır, çünkü o Râbiatü'lAdeviyye'dir