okur. Namazı gündüz kılarsa kıraati gizli, gece kılarsa açıktan yapar. Namaz bittikten sonra Nakşibendilere göre bağdaş kurarak, diğerlerine göre ise diz çökerek mütevazı bir şekilde kıbleye doğru oturur, kalbini dünyevi meşgalelerden temizler
Sonra Nakşibendilere göre beş, on beş, yirmi beş, Şâzelilere göre yetmiş, diğerlerine göre ise yüz defa istiğfar eder. Sonra Allah'tan istiğfarını kabül etmesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnete /a uymayı nasib etmesi, hem kendisine ve hem de şeyhine hüsn-i hâtime için duâda bulunur. Tarikat, şeriat ve sünnete hizmet etmeyi nasib etmesini ister
Şâzelilere göre ise: Ey Rabb'im! Sen (her şeye kadir olan) Allah'sın. Lâ ilâhe illallâk'ı anlamayı, bilmeyi bize kolaylaştır der. Sonra bir Fâtiha ve üç a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a okuyarak sevâbını bütün silsileye hediye eder
Daha sonra gözlerini yumup kendisini ölü yerine koyarak Allah'tan başka sığinağının kalmadığını düşünür, sonra Rabb'inin katında kendisine şefâat etmesi için mürşidine tevessül eder, iki kaşının arasında mürşidine bakmakta olduğunu hayal eder
Sonra Nakşibendilere göre kalbi veya diliyle üç defa: İlâhi ente maksüdi ve rızâke matlübi der. Hakikatte kendisinin yüce Allah'tan başka maksudunun olmadığını, şeyhinin kendisiyle Allah arasında sadece bir vâsıta olduğunu tekid eder. (Câmi', 18
Zikir, gafleti ortadan kaldırmaktır, gaflet ortadan kalkınca, susmuş olsan bile zikir hâlindesin. Denilmiştir ki: Gaflet sahasından müşâhede fezâsına çıkmanın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , havf ve hubbdur Allah korkusu ve sevgisidir). (Câmi’, 54
Zikir üç kısımdır. Birincisi avâmın zikridir. Dille zikreder, kalbi ise gafildir. zikr/ezkâr 1273 İkincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a zikridir, bunlar dille zikreder, kalbleri de hâzırdır (zikre eşlik eder). Üçüncüsü ehâss-ı havâssın zikridir. Bu da (sürekli olarak) kalble hâzır olmaktır (kesintisiz bir huzür hâlidir). (Câmi’, 62
Allah'ı kasd (ve murâd) etmeye giden yollar dört tanedir. Bunların hepsine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a muhakkik sıddiklerden, üçüne sâhib olan mukarreb evliyâdan, ikisine olur. İlki zikirdir; yaygısı (göstergesi) sâlih amel, meyvesi ise nürdur. İkincisi tefekkürdür, yaygısı sabır, meyvesi ise ilimdir. Üçüncüsü fakrdır; yaygısı şükür, meyvesi ise şükrün artmasıdır. Dördüncüsü hubbdur (sevgidir); yaygısı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ve dünyâ ehline buğz etmek, meyvesi ise Sevgili'ye kavuşmaktır. (Câmi', 61, 171
Zikr hafiyy-i kalbi (kalble yapılan gizli zikir), ism-i Zât'ı, yani ism-i celâli zikretmektir. Bunun birtakım âdâbı vardır. Bedeni ve kalbi, âzâların kötülüklerinden, hevâdan ve hırstan temizlemek, beşeri duygulara uyarak Allah'tan başkasına meyletmeye tevbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istigfar/" istiğfâr /a etmek gibi. Daha sonra abdestli olarak halvete girer. Sünnet abdesti ve duâyla kıbleye yönelir bağdaş kurarak oturur. Bu aşamada diliyle beş, on, on beş ya da yirmi beş defa istiğfâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a kalbini hazırlamaya çalışır. Gönül kırıklığı ve huşü içinde, yapmış olduğu fenâlık ve hataları gözünün önünden geçirir
Sonra ölümün geleceğini, şu anda dünyâda son nefeslerini aldığını, belki biraz sonra tek başına tabuta konacağını düşünür. Bu aşamada o, haşrı, neşri, müthiş korkuyu, suâli, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mizan/" mizânı /a , sıratı görür. (Tarikattaki) silsile ehli kendisine şefâat etmektedir, onlarla birlikte yerin boş tarafından kabre getirilir. Kişi o anda kabrin içinde olduğunu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a eder. Bir Fâtiha, üç İhlâs okur ve bunların sevâbını, Hâce Muhammed Bahâüddin Nakşibendi: Hazretleri'nin rühâniyyetine hediye eder. Daha sonra ondan ve bütün silsile ehlinden okuduklarının hatırına medet bekler. Fâtiha ve İhlâslar'ı ölümü düşünmezden önce okur ve sevâbını o zaman hediye ederse, bu daha faziletli olur
Daha sonra, şeyhi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mursid/" mürşid /a -i kâmili a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsenin /a süretini, onun rızâsını almak ve ondan medet ummak için iki kaşı arasına yerleştirir, oradan da kalbine doğacak havâtırı def etmek üzere o süreti kalbine atar
Bundan sonra gözlerini yumar, dilini ağzının üst kısmına, dişlerini dişlerine ve dudaklarını dudaklarına yapıştırarak tabii a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a nefes alıp verişini sürdürür. Kalbini bir havuz veya sonu gelmeyen saf bir nür olarak görür. Oraya feyz akmaya başlayınca, Allah'tan Arş'a, ya da altı cihetten Hz. Peygamber'in kalbine, ondan silsileye ve oradan da üstadının kalbi vâsıtasıyla kendi kalbine dolar. Dolayısıyla o kişi nür denizine gark olur ve her tarafını nür kaplar
Bu esnâda, sol meme altında bulunan çam kozalağı şeklindeki kalbine Allah lafzının nakşedildiğini, orada dilediği şekilde dolaşıp durduğunu düşünür. Zikrin 1274 ziyâ'
mânâsı, husüsiyle sadece Allah'ın Zât'ını hatırlamaktır. Ancak zikre başlarken ve her yüz Allah lafzını söyleşinden sonra İlâhi ente maksüdi ve rızâke matlübi münâcâtını kalbi ya da diliyle yapar. Daha sonra diliyle ism-i Zât'ı, yani ism-i celâli, Allah lafzını zikretmeye devam eder. Defalarca bu şekilde zikreder. Bu zikrin vukuf sayısı başlangıçta beş bin tesbih ya da yirmi beş bin tesbih veya sürekli olarak dilediği kadar olur
Eğer ihtiyaç ânında dille konuşursa, Sâdât-ı Nakşibendiyye'ye (Nakşibendi Efendilerine) göre mârüf vukufla kesilmez müşâhede ve mâsivânın unutulması yoluyla kalbin derinleşmesi neticesini verir. Bir şeyi zikretmenin hakikati, onun dışındakileri unutmaktır
Zikir devam edip, mâsivâ unutulur ve zâkir mâsivâyı istese bile elde edemeyecek hâle gelirse, işte o zaman zikir rüha intikal eder. Rüh, sol memenin altında bir latifedir. Bundan sonra sol göğüste olan sırra, bunun akabinde ise sağ tarafta olan hafâya intikal eder. En sonunda ise, merkezde olan ahfâya intikal eder. Bu beş latife, Allah'ın Kün emriyle yarattığı emir âlemindendir. Bunlar, maddeden yaratılıp terkib edilen madde âleminin dışındaki latifelerdir. Allah Teâlâ'nın maddeden yarattığı nefs-i nâtıkadır. (Câmi’, 206
Zikir, kalbi (Allah karşısındaki) her türlü muhâlefetten temizler, Allah'ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a ile (ya da O'nun bir olduğunu hatırlayarak) zikrediniz ki, O da sizi destekleyerek zikretsin. Allah'ı şükürle zikrediniz ki, O da (nimetini) artırarak sizi zikretsin. O'nu tâatla zikrediniz ki, O da (sizi bolca) nimet vererek hatırlasın. Allah'ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetle /a zikrediniz ki, O da sizi kurb ile (yaklaştırarak) zikretsin. (Rihle, 338; Nefehât, 7,119
Zikir kalbi nürlandırır, kalbin nüru imânı nürlandırır, imân nüru ledünni ilme ulaşmayı sağlar, ledünni ilim de en yüce makama ulaştırır. (Nefehât, 120
Zikrullah, velâyetin kandilidir, Allah herşey için bir parlatıcı vâsıta yaratmıştır. Kalbleri parlatan şey ise zikrullahtır. (Nefehât, 122
