insanın tabiatındaki kabiliyetin meydana çıkmasına yardım eder
Ebü Hafs Haddâd'a fakirlerin sohbet âdâbı sorulunca şöyle cevâb verdi: Şeyhlere saygıyı korumak, ihvânıyla iyi geçinmek, kendilerinden küçük olanlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a etmek, kendi halkalarından (tasavvuf yolunda) olmayanlarla sohbet etmemek, sürekli olarak isâr (başkalarını kendine tercih etme) ahlâkını benimsemek, mal biriktirmekten sakınmak, dini ve dünyevi her husüsta yardımlaşmaktır.
Şunlar da fakirlerin edeblerindendir: İhvânın hatalarını görmezlikten gelmek, nasihat gerektiren yerde nasihat etmek, arkadaşının ayıbını, kusurunu gizli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a , haberdar olduğu bir hatayı da bilmezlikten gelmek
Edeble bazen şeriat, bazen hizmet, bazen da Hakk edebi kasd edilir. Şerfat edebi, şeriatin zâhirine tam olarak riâyet etmektir. Hizmet edebi, hizmette ileri gitmekle berâber, yaptıklarından fâni olmak (yaptıklarını görmemek), Hakk'ın edebi de, Allah'a ve kendine ait olanın farkına varmaktır. Edeb bast ehlinden (sâdır olur). (Istılâh, 530
Denilmiştir ki: Hâl, kul üzerinde vasıfların değişmesidir. Eğer bu vasıflar, sâbit ve kalıcı olursa bu makanıdır.
Eğer Makam nedir? dersen, deriz ki: Makam, içinde bulunulan durumun haklarını tam olarak gerçekleştirmekten ibârettir. Sâhibinin gayesi bir sonraki makam değildir. Bu da edebdir.
Eğer Edeb nedir? dersen, deriz ki: Edebden, bazen şeriatın edebi, bazen hizmetin edebi ve bazen de Hakk'ın edebi kasd edilir. Şeriatın edebi, dinin zâhirine tam olarak riâyet etmektir. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Hizmetin edebi, hizmette ileri gitmekle beraber, kendisinden cereyân eden şeyleri görmekten fâni olmaktır. Hakk'ın edebi ise, Allah'a ve kendine ait olanı bilmektir
Edib , vaktin hükmünde olan veya vaktini bilen kimsedir. Eğer Vakit nedir? dersen, deriz ki: Vakit, geçmişe ve geleceğe bakmadan, içinde bulunulan ânı yaşamaktır. İşte ehl-i tarikin (tasavvuf ehlinin) vakit anlayışı böyledir.
Eğer Süfilere göre tarik nedir? dersen, deriz ki: Ruhsat verilmeyen konularda, azimetler ve azimet mesâbesindeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsatlar /a cinsinden meşrü hakları yerine getirmektir. Azimet mesâbesindeki ruhsatları ancak azimet sâhibleri yerine getirir. Tarik ehlinin bir çoğunun ruhsatla amel etmeye izin vermemesi ise yanlıştır. (Fütühât, II, 130
Edeb-i şeriat (şeriat edebi), Allah'ın, vahiy ve ilhâm yoluyla tâlimini üstlendiği ilâhi edeb demektir. O, Peygamberini o edeble edeblendirmiş, Peygamberi de bizi o edeble edeblendirmiştir. Onlar (peygamber ve veliler) hem kendilerine edeb öğretilen, hem de başkalarına edeb öğreten kimselerdir
Edeb-i hizmet (hizmet edebi), padişahların hizmetkârlarının hizmeti hakkında kullandıkları bir ıstılâhtır (terimdir). Ehlullahın padişahı da Allah'tır. O, kendisine hizmetteki edebin nasıl olacağını bize göstermiştir. Bu da O'nun yaratıklarına değil, kendisine ait husüslardaki muâmelelerimizdir. Bu ise şeriat edebi içinde yer alır. Çünkü şeriatın hükmü hem Allah'ın, hem de yarattıklarının hakkıyla alâkalıdır
Edeb-i Hakk (Hakk'ın edebi), yaş veya rütbe bakımından büyük olduğun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , hak senden yaşça küçük olandan zuhür etse de kibirlenmeden hakka uyman, onunla hükmetmen, onu kabül etmen ve reddetmemendir. (Fütühât, II, 281
Edeb-i şeriat, hükmün makamı konusunda haddi aşmamaktır. Bu makam, cevher veya araz, zaman veya mekân, vaziyet veya izâfet, hâl veya miktar, müessir veya eseriyle ilgili olabilir (Yani konunun ele alındığı boyut ve hatalı görüşlere sapmamak şeriatin edebini oluşturur
Şeriatın edebi zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a mahalle göre kısımlara ayrılır. Kendi kendine var
