(fadâvet; nübüvvet-i teşri'-nübüvvet-i velâye; nübüvvet-i âmme; nübüvvet-i beşeriyye; teshir, velâyet-i ' âmme-velâyet-i hâssa; velâyet-i beşeriyye; velâyet-i kübra
Nübüvvet nürları, O'nun nürundan çıkmıştır. Nürların aydınlığı da O'nun nürundan zuhür etmiştir. Nürlar içinde Sâhibu'l-harem'in nürundan daha parlağı, daha açık olanı, daha kıdemlisi yoktur. Onun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a , tüm himmetlerden öndedir. Varlığı yokluktan, adı kalemden önce. Çünkü bütün ümmetlerden önceydi O. Bu niteliklerin sâhibinden daha merhametli, daha zarif, daha şerif, daha ârif, daha insaflı, daha raüf, daha merhametli, lütüfkar hiçbir yerde yoktur. Ne ufuklarda, ne ufukların üstünde ve ne de altında... (Tavâsin, 192
Velâyet, lugatte nusret İyardım) mânâsına gelir. Vilâyet şeklinde ise emirlik demektir. Her ikisi de veli kelimesinin masdarıdır. Hâl böyle olunca, bu iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a , delil kelimesinin masdarı olan delâlet ve dilâlet gibi olması gerekir
Yine velâyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a mânâsına gelir. Bundan dolayı Allah Teâlâ: Orada velâyet, Hakk olan Allah'a aittir. buyurmuştur. Çünkü ancak o zaman
