Veleh, vecdin aşırılığıdır. (Istılâh, 534
Veleh: Arablar, sevgilisini kaybeden âşık, aklını kaybettiğinde Velehe'r-racül, yelihü fehüve vâlihün derler. Sıhâh'ta ise veleh, vecdin şiddetinden dolayı aklın kaybedilmesi ve şaşkınlık olarak târif edilmiştir. (Ravza, 347
veli-nebi-resül ( gey — vi — 3) Vabd-i resül; alâmât-ı evliyâullah; alâmet-i veli; bâsitân-ı eyd/bâsıti eydihim; derece-i nebi; enbiyâ'; evliyâ'ullah; evliyâ-yı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytân /a ; hilâfet-i ulü'l-ıstıfâ; hilâfet-i nübüvvet; hilâfet-i risâlet; hilâfet-i 'uli'T1-azm; latife-i rühâniyye; makâm-ı enbiyâ'; makâm-ı rusül; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/menazil/" menâzil /a -i evliyâ ; mukallid; müctehid; veliyyullah
(Evliyâullahın alâmetleri), kalbin nefret, aldatma, hainlik, hased, kin, kibir, hırs, açgözlülük, hilekârlık, nifak, riyâ ve benzer kötü hasletlerden sâlim olmasıdır. Bu kötü hasletler ancak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a rağbet eden, bağlanan ve dünyâ için iki büklüm olan kişilerin kalblerinde bulunur. Ayrıca şunlar da onların (evliyâullahın) sıfatlarındandır: Rahmet ve acıma, elemleri hisseden her canlıya rikkat-i kalb (kalb inceliği
Şunlar da onların hasletlerindendir: Nasihat, şefkat, yumuşak davranma, insanları idâre etme (onların eziyetlerine katlanma), lütufkâr olma, kendisiyle teşrik-i mesâi hâlinde olan herkese sevgi
Evliyâullahın ve Allah'ın ihlaslı kullarını diğer insanlardan ayıran en değerli sıfatlarından biri de, meleklerin hakikatini ve onların nasıl ilhâm ettiklerini bilmeleridir. (İhvân, I, 362
veli-nebi-resül 1195
Şunlar da evliyâullahın alâmetlerinden ve sâlih kulların sıfatlarındandır: Hem meclislerde hem de halvet hâlinde Allah'tan başkasını zikretmezler, ancak O'nun yaptıklarını tefekkür ederler, sadece O'nun ihsânının çeşitliliğine, nimetlendirişinin büyüklüğüne, nimetlerinin güzelliğine bakarlar. Ancak Allah için amel ederler, sadece O'na hizmet ederler, ancak O'nu arzularlar, sadece O'ndan ümid ederler, ancak O'ndan isterler, O'ndan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a korkmazlar
Onlar, Allah'tan korktukları için endişeli olurlar. Bütün bunların tamamı, Rabb'leri hakkındaki görüşlerinin doğruluğu, itikadlarının tahakkuk etmiş olması ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikata /a Allah'tan başka hiç kimsenin kadir olamayacağına dâir basiretlerinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddeti /a sebebiyle onlara bahşedilir. Bu doğru itikad, sağlam ve güzel görüş, Rabb'leri hakkındaki mârifetlerinin doğruluğu ve O'nun hakkındaki bilgilerinin yakine ermesinin sonucudur
Onlar tüm tasarruflarında Rabb'lerini gerçek bir görüşle görür ve her hâllerinde O'nu müşâhede ederler. Sadece O'nu işitir, sadece O'na bakarlar. Hakikatte O'ndan başkasını görmezler. Bundan dolayı halkı bırakıp onlardan uzaklaşarak Hâlık ile meşgul olurlar. Merbüb ile değil, Rabb ile; masnü (yaratılmış) ile değil Sani (Yaratan) ile; sebeb ile değil, Müsebbib (sebeblerin Sâhibi) ile ilgilenirler. Onlara göre mekânlar ve zamanlar birdir. O'nun hakikatini gördüklerinde ağyâr (O'ndan başka her şey) onların gözünden silinir; şübheyi terkedip yakini elde ederler. Dine karşılık dünyâyı satarlar. Yorgunluk ve sıkıntı neticesinde selâmeti kazanırlar. Dünyâda emin olarak yaşar, ondan sâlim olarak göç eder, âhirete ganimetlerle ulaşırlar. Çünkü onlar dünyâda muhsin idiler, muhsinlerin yürüdüğü yolda ilerlediler. (İhvân, I, 375
Rivâyete göre adamın biri Ebü Yezid'e: Beni Rabb'ime yaklaştıracak bir amel göster diye sormuş, Ebü Yezid onun bu sorusuna şöyle cevâb vermişti: Sen Allah dostlarını sev ki onlar da seni sevsinler. Çünkü Allah Teâlâ günde yetmiş defa dostlarının kalbine nazar eder. Bakarsın dostunun kalbinde senin ismine de bakar ve seni bağışlar.
Ebü Müsâ (Eş'ari) şöyle demiştir: Hz. Peygamber yün elbise giyinir, merkebe biner ve zayıfların davetlerine gelirdi. (Ta'arruf, 7
Velinin iki mânâsı vardır: Birincisi; veli fel vezninde ve mef'ül (edilgen) mânâsındadır. Veli, Allah Teâlâ'nın işlerini görmeyi uhdesine aldığı kimsedir. Nitekim Cenâb-ı Hak: ...çünkü sâlih kişilerin işlerini O deruhte etmiştir (O, onların koruyucusudur). buyurmuştur. O, velisini bir an bile kendi hâline bırakmaz. Aksine onun işlerini görmeyi ve gözetmeyi kendisi üstlenir
İkincisi veli; fe"il vezninde ism-i fâilin mübâlağa sigasıdır. Veli, Allah'a ibâdet ve tâat işini üstlenen kimsedir. Velinin ibâdeti, araya bir isyân girmeksizin aralıksız devâm eder. Velinin (hakiki mânâda) veli olabilmesi için, bu iki mânâdaki velilik 1196 veli-nebi-resül
vasfına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olması, son haddine varıncaya kadar ve en mükemmel bir şekilde Allah Teâlâ'nın haklarına riâyet etmesi, Allah'ın da gerek emniyette gerekse sıkıntıda sürekli olarak velisini koruması lâzımdır. Velinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mahfuz/" mahfüz /a (hata ve günâhtan korunmuş) olması şarttır. Nitekim peygamberlerin de mâsüm olmaları şarttır. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , şeriata karşı çıkan kimse (veli değil ancak) aldanmış ve kanmıştır. (Kuşeyri, 127
Velinin iki mânâsının olduğu söylenmiştir: Birincisi; alim, kadir vb. gibi fe'il vezninde ism-i fâilin mübâlağa sigasıdır. Ara vermeksizin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyetten /a uzak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a demektir
İkincisi; veli fel vezninde ve ism-i mef'ül mânâsındadır. Maktül földürülmüş) mânâsındaki katil ve mecrüh (yaralı) mânâsındaki cerih gibi. Veli, korumasını Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın devamlı olarak üstlendiği kimsedir. Onda, isyân etme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudreti /a olan hizlân (günâh işleme husüsundaki aşırılık ya da kendi hâline bırakılma) yaratılmamıştır. Çünkü onda, tâat kudreti olan ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfik /a devamlıdır. (Kuşeyri, 173
Velayet, lugatte nusret İyardım) mânâsına gelir. Vilâyet şeklinde ise emirlik demektir. Her ikisi de veli kelimesinin masdarıdır. Hâl böyle olunca, bu iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimenin /a , delil kelimesinin masdarı olan delâlet ve dilâlet gibi olması gerekir
Yine velâyet, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a mânâsına gelir. Bundan dolayı Allah Teâlâ: Orada velâyet, Hakk olan Allah'a aittir. buyurmuştur. Çünkü ancak o zaman
