Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

veya esbâb (Tasavvuf Sözlüğü)

makamında bulunur. Birincisinin mânâsı, Allah'ın dışındaki her şeyden uzaklaşarak ona yönelmektir. İkincisinin mânâsı, (bu yönelme) hâlinin devam etinesiyle rızkı için çabalayıp a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ …

makamında bulunur. Birincisinin mânâsı, Allah'ın dışındaki her şeyden uzaklaşarak ona yönelmektir. İkincisinin mânâsı, (bu yönelme) hâlinin devam etinesiyle rızkı için çabalayıp a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işleri için çalışarak, kendi yolunda sülüka devam etmektir. Bu sebeble irşâda varis olan kâmil şeyhin terbiyesi altındaki bu tâifenin yolunda, seyr sülükun bir araya getirdiği fakir süfiler ikiye ayrılırlar. Bu kâmil şeyhin terbiyesi altına giren müridin tüm müşâhede ve hâlleri ancak şeyhinin aynası ve vâsıtasıyla olur. Şu sözlerinin mânâsı budur: Fenâ üç kısımdır. Birincisi şeyhte, ikincisi Hakikat-i Muhammediye'de, üçüncüsü de Allah'tadır 5.. Sâlike Hakikat-i Muhammediye'den herhangi biri açıldığında şeyhiyle arasındaki vâsıta asla kopmaz. Muvaffak ve said (mutlu) mürid, hiçbir hâl ve makamda şeyhinden gafil olmaz. (Nefehât, 225

Fakirlerin nazarları, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a nazarlarının üstünde olan Allah'adır. Cezbe hâlinde halkın aklen kabül ve idrâk edemeyeceği bazı şeyler yaparlar. Bu da onlara zarar verir ve halkın onları reddetmelerine sebeb olur. (Nefehât, 231