husüsiyetleriyle vasıflanamayan şeydir. Gerçek mânâdaki ezeliliğe yakındır. Hakk için, âleme zaman bakımından öncelik ve sonralık, ziyâdelik ve noksanlık a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a olduğu gibi ona da -kendisi mevcüd olmadığı için- muhâldir. Çünkü hudüs ve kıdem izâfi birer durum olup, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatin /a ne olduğunu düşünmeye götürür. Şâyet âlem yok olsaydı, Vâcibü'l-Vücüd'a Kadim demezdik. Şeriatte buna Kadim değil de, Evvel ve Âhir denmiştir. Sen de yok olursan, Evvel veya Âhir denmez. Çünkü arada öncelikle sonralığı birbirine bağlayan bağ yoktur. Orada ne Evvel vardır, ne de Âhir. Bunu gibi ne Zâhir vardır, ne de Bâtın. İzâfe edilen bütün isimler, öncelik ve sonralıkla sınırlanamayan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a mevcüd olurlar
Vücüd veya ademle (varlık veya yoklukla) vasıflanamayan bu üçüncü şey, öncelik ve sonralıkla da vasıflanamaz. Yine Cenab-ı Hakk gibi ona da Kül fbütün) veya Ba'z fparça) denmez. Fazlalık ve eksiklik de kabül etmez. Onun hakkındaki Hakk'a muhâl olduğu gibi... ve Ziyâde olarak... sözümüzle kasdımız, ne mevcüd (var), ne de mâdüm (yok) olmasıdır. Dolayısıyla onun hakkında da Öncedir veya Sonradır denemez. Işte bilesin ki, âlem bu şeyden sonra veya onunla mekânda aynı hizada değildir. Çünkü mekân âleme aittir ve âlemin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cevher-i-ferdin/" cevher-i ferdin /a ve felek-i eşyâ
hayât'ın aslıdır. Alem bu asıldan zuhür etmiştir. Bütün mahlükat ona mülhaktır fona katılmıştır, onun içindedir). Âlem olan her şey bu mutlak mevcüd'dandır. Bu üçüncü şeyden âlem zuhür etmiştir. İşte bu şey, külli ftümel); ve zihinde düşünülebilen âlemin hakikatinin hakikatidir. Işte kadim kadim olarak, hâdis de hâdis olarak bu zihinde zuhür eder (ortaya çıkar). Eğer Bu şey âlemdir dersen, doğru söylemiş olursun. Bu şey Kadim olan Hakk Teâlâ'dır dersen de doğru söylemiş olursun. Eğer Bu şey ne âlem, ne de Hak Teâlâ'dır veya Zâid (fazladan) bir mânâdır dersen yine doğru söylemiş olursun. Onun hakkında bu söylenenlerin hepsi doğrudur. Çünkü o, hudüs ve kıdemi içine alan en umümi külli mevcüddur
Yine o, mevcüdâtın çoğalmasıyla çoğalır. Ancak, onların kısımlarına göre kısımlanmaz, mâlümâtın (bilinenlerin) kısımlarına göre kısımlanır. O ne mevcüddur (vardır), ne de mâdümdur (yoktur). O âlem değildir ve âlemdir, başka bir şeydir ve başka bir şey değildir. Çünkü gayriyyet (başkalık), ancak iki ayrı mevcüdda olur. Nisbet bir şeyi bir başka şeye eklemektir, ki bundan süret denilen başka bir şey olur. Eklemek ise bir çeşit a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbettir /a . Üçgen oluşturmak istediğimizde, husüsi olarak hazırladığımız parçaları birbirine yapıştırırız, bunun üç tane kenarı olur. Biz o zaman buna üçgen deriz. Külli ve umümi olan mevcüdda, bunun şekil, tasvir, renk ve mevcüdiyyeti gibi türlerinin tamamı bilinmektedir
Bu üçüncü mevcüd, bu hakikatlerin kemâliyle beraber hepsidir. Sen buna istersen hakikat-ı hakayık (hakikatler hakikati) veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâ /a veya ilk madde veya cins
