Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

vifâk-şikâk (Tasavvuf Sözlüğü)

Hevâya uyarak emrin gereğini yapmamak inaddır, şikakdır (ayrılıktır). Hevâyı bırakarak emre uymak vifâk ve infâktır uymak ve hayır yapmaktır). Bunu terketmekse riyâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nifak/" nifâktır /a . …

Hevâya uyarak emrin gereğini yapmamak inaddır, şikakdır (ayrılıktır). Hevâyı bırakarak emre uymak vifâk ve infâktır uymak ve hayır yapmaktır). Bunu terketmekse riyâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nifak/" nifâktır /a . (Fütüh, 92

vird/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/evrad/" evrâd /a , ) lerba'u câmi'ât-ı muhtesirât; evrâd-ı mürid

Dört kısa, fakat geniş mânâlı cümle vardır, ki bunlar Kur'ân'da oldukları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , Kur'ân sayılmazlar: Sübhânallâhi velhamdü lillâhi , Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber , Estağfirullâh , Tebârekallâh. (Küt, 1, 24

Vird, kula gece veya gündüz tekrar tekrar gelen ve onu Allah'a yakınlığa sevk eden bir vaktin adıdır. O vakitte kula, âhirette karşısına çıkacak istenilen bir şey vârid olunur. Karabet (yakınlık) iki mânâda kullanılan bir isimdir. Bu da ya üzerine farz olan bir emir ya da mendüb olan bir fazilettir. Bunu gece veya gündüz yapar ve ona devam ederse bu, ertesi gün de edâ edilecek bir virddir. Virdlerin en kolayı dört rekât namaz kılmak, uzun sürelerden birini okumak, yahut bir iyilik ya da takvâ üzerinde yardımlaşmaktır. (Küt, 1, 81

Müridlerin en önemli virdleri zikirdir. Çünkü namaz, her ne kadar büyük bir zikir ise de, zikrin câiz olduğu bazı vakitlerde namaz câiz değildir. Zikir böyle değildir. Zikre mâni olabilecek hiçbir durum yoktur. (Şeyh) şöyle demiştir: Müridler için benim tercih ettiğim zikir hevâsı devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a müddetçe Lâ ilâhe illallâh' sözüdür. Hevâsı yok olursa da ona tamamen yönelirim. Zikrin şerefi onun için en faydalı şeydir. Yine şöyle buyurdu: Bidâyette virdi olmayanın, nihâyette vâridâtı olmaz. Ey mürid! Murâdına ermiş olsan bile evrâdını bırakma. (Envâr, I, 138

İsm-i celâl virdinin miktarı en az beş bindir, fazlası için bir sınır yoktur. Sâlikler için bunun en az miktarı gece gündüz yirmi beş bindir. Dilerse tek bir oturumda tamamlar -ki en güzel olanı budur-, dilerse üç oturumda veya imkânlarına göre ayarlayarak tamamlar

Bundan sonra müride nefy ve isbât a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkin /a edilir. Müride bu telkinin istiğrak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istihlak/" istihlâk /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a sonra yapılması gerektiğini söyleyenler olduğu gibi, dâimi hatırlarının kesilmesinden sonra; huzür-ı tâm (tam huzür) hâlinin zuhürundan sonra; itmi'nân ve lafzi nizâ'dan sonra yapılması gerektiğini söyleyenler de vardır

Tevhid şöyle çekilir: Mürid, vukuf-ı tâm için öncelikle bütün şuür ve idrâkini, kalbinin derinliğine atar, sonra havâtır ve hevâcisi defetmek maksadıyla, nefesi bitene kadar burnundan nefesini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetle /a dışarı verir. Çünkü, her vakitte havâtırı def etmenin en iyi yolu budur

Bundan sonra nefesini tutar, bu arada kelime-i tevhidin lâ sını düşünür. Onu, nefy ve isbât mânâsını da düşünerek, göbeğinden beynine uzanan bir çizgi olarak tahayyül eder

Sonra aynı şekilde ilâhe lafzını mülâhaza eder (düşünür). O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a hattı beyninden sağ omzunun başına çeker, İdi ile nefyi, eğer mübtedi (yeni başlamış) ise mâbüd olarak ( lâ mâbüde illâ hü şeklinde); sülükta mutavassıt (yolu ortalamış) ise maksüd olarak ( lâ maksüde illâ hü şeklinde); eğer müntehi ise (sona gelmişse