Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

vücüb ve nedb (Tasavvuf Sözlüğü)

gibi yollar tâyin eder. Onun karşısına da bir şeytan koyar. Allah'ın emrine itina gösterene hased duymak süretiyle, O'nun emrinden alıkoymak için şeytanı yanına oturtur. Yapmak veya terketmek cinsinden meşrü kılınan şeyi …

gibi yollar tâyin eder. Onun karşısına da bir şeytan koyar. Allah'ın emrine itina gösterene hased duymak süretiyle, O'nun emrinden alıkoymak için şeytanı yanına oturtur. Yapmak veya terketmek cinsinden meşrü kılınan şeyi hakkıyla yerine getirmekle, bunun gibi haram ve mekrüh yolunu eşit kabül edip, mübâh yolunu da şeytanın yolu olarak görünce, kendini saadete götüren şeyi anlamış olur

Allah orada böyle bir kulun karşısında bir melek yaratmaz. Allah nefsin tüm kuvvetlerini yaratmış ve onun yaratılışını bu yolda bütün gücünü sarfedecek şekilde donatmıştır. Ona şeytanın bu yolundan kendini korumasını da emretmiştir. Allah, insana ait olan bu nefste kabül etme vasfı yaratmıştır ki, bu vasıfla kendine yönelen her şeyi kabül eder. Hz. Âdem'den günümüze, hatta a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a sonuna kadar şeriatların yaratılmasını kabül eder. Zikrettiğimiz gibi koruyucu melek ve çatışmacı şeytan şeklinde bir gerçeklik vardır. Herhangi bir yasaklama, herhangi bir hüküm olmaksızın Allah'tan kula, kuldan Allah'a olan emir, şeriatlar ortadan kalktıktan sonra O'na döner. Hatta irâde ve meşietini verdiği şeye göre tasarrufta bulunur

Sonra Allah, bu insana ait nefste mezkür yolları isteyenler için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a vasfı yaratmıştır. Ona öyle bir ilhâm vermiştir ki, böylelikle kendisiyle onlar arasında elçiler bulunur. Bunlar, o yollardan kendisine gelirler. Orada uzun süreli yerleşmezler. Biz onların zâtını risâletleri (mesajları) süretinde telif ettik. O kadar ki, onları gördüğünde, Allah'ın onun vâsıtasıyla sana gönderdiği şeyi müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a kavrarsın. Ardından uyanırsın, onlardan gafil olmazsın. Onlar senin alanına uğrar, geçerler; kalıcı değildirler. (Fütühât, TI, 553-554

Havâtır ehline göre (kalbe) hâtır gelir. Kalbi idare edenlere göre bu hâcistir. Bir defa daha ona dönüp gelirse irâde olur. Irâde, (istediği şeye ulaşması konusunda) sâhibine yardımcı olur. Üçüncü kez dönerse, o zaman bu hemm olur. Bu ancak mühim bir durum için döner. Dördüncü kez gelirse azm olur. O, ancak kesin karar hâline gelmiş bir dururna ulaşmak için döner. Beşinci kez dönerse niyet olur. Bu, başlamış olan mevcüd fiilin kaynaklandığı niyettir. Fiile yönelmeyle fiilin kendisi arasında da kasd ortaya çıkar. O, Rabb ile kulun sıfatlandığı mukaddes bir sıfattır. (Letâ'if, 65

Hevâcis, nefsâni hâtırlardır. (Kâşânî, 46; Câmi’, 105

Hâtır kalbe gelen bir hitâbdır veya kulun (her zaman için) kendisiyle amel etmediği bir vâriddir. Hâtırı dört kısma ayrılır: Rabbâni hâtır havâtırın ilkidir. ilk sebebin kolaylaşması olarak isimlendirmiştir. Bu, hâtırın kalbe iyice kazınmasıdır; asla hata etmez. Kuvvetle, hâkimiyyetle bilinir, aceleci davranmakla değil

Meleki hâtır, mendübu veya farzı işlemeye sebeb olan şeydir. Kendisinde iyilik bulunan şeylerin hepsi bütünüyle ilhâmı olarak isimlendirilir

Nefsani hâtır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a nefsin payı olan hâtırdır, hâcis olarak adlandırılır. Şeytâni hâtır, Hakk'a muhâlefet etmeye çağıran hâtırdır. Allah şöyle buyurur: Şeytan sizi fakirlikle korkutur, size kötülüğü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkin /a eder. Hz. Peygamber şöyle buyurur: Şeytanın size uğraması Hakk'ı tekzib ve şerre döndürmek içindir. (Tirmizi, Tefsiru's-süre, 2, 35) Bu da vesvese olarak isimlendirilir. Şeriat terazisinde Allah'tan olan hâtır kurbiyyet olarak adlandırılır. Böyle bir hâtırın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a ilklerdendir. Şeytandan olan hâtır ise kerâhiyet ve muhâlefet olarak adlandırılır. Böyle bir hâtırın sâhibleri sonlardandır. Mübâhlar ise nefse muhâlefet etmeye daha yakın olursa ilk iki sırada yer alan hâtırlardan, hevâya ve nefse muvâfakat etmeye daha yakın olursa sonraki iki sırada yer alan hâtırlardan olur. Saf, sâdık ve gerçek olan Hakk'ın huzürunda bulunan kalbdir. Böyle bir kalbe Allah'ın yardımıyla her ikisinin arasını ayırd etmek kolaydır. (Kâşânî, 158; Câmi’, 82

Hatre, reddedilmesi imkânsız bir şekilde kulu Rabb'e davet eden hislerdir. (Kâşânî, 160; Câmi’, 82

Havâtır habersizken, kalbe gelip onu etkileyen hitâb olup, davranışların başlangıcını teşkil eder. Havâtır, arzuyu harekete geçirir. Arzu azmi harekete geçirir, sonra azm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebâtı /a , sebât da âzâları harekete geçirir

Havâtır, çağırdığı kötülük çeşitlerine göre kısımlara ayrılır. İtidal sınırın aşarsa afiyeti zedeler. Bunun vesvese , sebebinin de şeytan olduğu söylenir. Hâtır, çağırdığı hayırlara göre kısımlara ayrılır. Bunun vasat ve mutedil olanı vardır ki âhirette fayda verir. İşte bunun ilhâmı , sebebinin de melek olduğu kabül edilir. (Ravza, 216

hâtır/havâtır 331

Rih-i hâtır-ı Rahmâni (Rahmâni hâtır rüzgârı); kadim irâdeyle birleşmiştir. Kün 101)! sözüne bağlıdır. Madde âleminin vâr olmasını sağlar

O, zamanı bilinmeyen ve vâr oluşu sırasında çiftçiyi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşete /a dönüştüren bir rüzgârdır. Kendi içinde tedirginlik veren bir mevhibeye ayrılır. Çiftçi, onu bulduğu veya aklına getirdiği zaman kendisine hâkim olamaz. O (rüzgâr), ancak hayır için hareket eder, sen de onun ancak hayır veya o bast hâli yaşatan bir hibe olduğunu düşünürsün. Öncesinde halvet (sükünet) bulunduğunda veya gaybetten ayrıldı