Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

vücüd (Tasavvuf Sözlüğü)

vücüd-'adem (ayn-ı vücüd; ayn-ı vücüdih; eys; vücüd-ı hâric 'an zevâtinâ; vücüd-ı kebir; vücüd-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ; vücüd-ı sagir Bu topluluğun, yani süfilerin dilinde ademi (yokluk) ve …

vücüd-'adem (ayn-ı vücüd; ayn-ı vücüdih; eys; vücüd-ı hâric 'an zevâtinâ; vücüd-ı kebir; vücüd-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a ; vücüd-ı sagir

Bu topluluğun, yani süfilerin dilinde ademi (yokluk) ve fenâdan maksad, güzel sıfatların elde edilebilmesi için kötü âlet ve rezil sıfatların yok olmasıdır. Yoksa isteme âletinin bulunmasına karşılık mânânın olmaması değildir (kötü sıfatları ortaya çıkaran iç güçlerin tamamen ortadan kalkmasıdır, bu güçler ortadan kalkmazsa, fenâ hâli gerçekleşmez). (Hücvîrî, 37

büyük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a rühu

buysa küçüğü vücüdun

O olmasaydı demezdi asla

vücüd- adem 1221 Ben'im Kadir

perdelemez vücüdum seni

ne yokluk ne diriliş

geniş ve büyük düşünürsem eğer ben

Kadim'e aittir zâtım

ve yeniye doğrudur zuhür

Allah'tır tek Kadim

hiçbir kusuru bulunmaz O'nun

bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halk-i-cedid/" halk-ı cedid /a

O'nun avucunda esir

bu ne demektir peki

ben değersiz bir varlığım

vücüdum üzerinde

artık ne benim gecem gibi gece var

benim nürum gibi nür ne de

(Fütühât, 1, 168

Varlığımdan yokluğuma

Yokluğumdan varlığıma

Vücüd (varlık) ve adem (yokluk), bir şeyin aynını (zâtını) isbât veya nefyetmekten ibârettir. Bir şeyin aynı sâbit veya yok olduğunda hem adem ve hem de vücüd ile vasıflanması mümkün olur. Bu da bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a ve izâfetle olur. Meselâ aynında mevcüd olan Zeyd, çarşıda mevcüd, evde mâdüm olabilir

Adem ve vücüd, siyah ve beyaz gibi mevcüda ait sıfatlardan olsaydı, mevcüdun beraberce bu ikisiyle vasıflanması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâl /a olurdu. Hâlbuki daha siyah olduğunda, beyaz olmadığı gibi mâdüm olduğunda da mevcüd olmaz. Mevcüdun aynı anda beraberce adem ve vücüd ile vasıflanması mümkündür. Bu aynın sâbit olmasıyla da adem olan izâfi bir vücüd olur. Bu mümkün olduğunda o, sadece herhangi bir şeye izâfe edilemeyen mâkul (düşünülebilir) olarak vasıflanabilen bir şeyle değil, aynı zamanda mahsüs (duyularla algılanabilir) olarak vasıflanabilen bir şeyle de kaim bir sıfat olamaz. Ancak, doğu, batı, sağ, sol, ön, arka gibi, mutlak izâfet ve nisbetler bakımından sâbit olur. Vücüda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a önce (varlığa, var olmasından önce) bu sıfat verilemez

Bir şey, herhangi bir âlemde veya herhangi bir nisbetle vücüd ile muttasıf iken fvar olarak nitelenirken), aynında mâdüm olması; herhangi bir nisbetle mâdüm iken aynında 1222 vücüd-'adem

vücüd bulması nasıl mümkün olur? denirse, buna karşılık deriz ki: Evet, Allah'tan başka her şeyin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudda/" vücüdda /a varlık olarak) dört mertebesi vardır. O'nun ise izafi vücüdda üç mertebesi vardır. İlk mertebe, şeyin aynındaki (özündeki) vücüdudur (var olmasıdır). Bu, Hakk'ın hâdis olanlara dâir bilgisine nazaran ikinci mertebedir. İkinci mertebe şeyin ilmde vücüdudur. Bu, Allah'ın ilmine nazaran birinci mertebedir. Üçüncü mertebe şeyin lafız