mertebesini korumak için, düşünülebilir mânânın üzerine, bu mânâya göre ancak bütün olarak konulmuş gibidir. Böylece sen O'nun Zât'ındaki vücüdu bu hükümle olan şey sanırsın. Bu onun ismini tanımanın bir yoludur. Fikir onun mânâsını kavramaya bu yolla ulaşır
Sen sözün çoğunu bırak, tomurcuklar arasındaki gülü dermeye çalış. Anka-yı muğrib a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a , halkta (yaratılış âleminde), Allah Teâlâ'nın isminin zıddıdır. Anka-yı muğrib ismi kendi zâtında sırf âdemdir (saf yokluktur). Tıpkı Allah isminin sırf vücüd (saf varlık) olduğu gibi. Bu durumda anka, müsemmâya (isimlendirilen şeye) varmanın ancak isimle mümkün olabilmesi itibâriyle Allah ismine karşılık gelir. Bu durumda o, yani anka-yı muğrib bu itibarla mevcüddur. Hakk Sübhânehü ve Teâlâ Hazretleri'nin tanınabilmesi için de isim ve sıfatlardan başka bir yol yoktur. Her isim ve sıfat, bu (Allah) ismi altındadır. İsim ve sıfatları vâsıta olmadan O'na ulaşmak mümkün değildir. Bundan da anlaşılacağı gibi, Allah'a ulaşmak için bu ismin (Allah isminin) yolundan başka hiçbir yol yoktur. (İnsân, I, 16
âr-ı azim/ınakt-ı kebir Âr-ı azim (büyük ayıp) ve makt-ı kebir (ağır vebâl), ya yapmadığı bir şeyi söylemekle ya da olmayan bir şeyi vaad etmekle ahde aykırı davranmaktır. Allah şöyle buyurur: Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir vebâldir İnsanlara iyiliği emrediyor, Kitâb'ı okuduğunuz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kendinizi unutuyorsunuz. Hiç düşünmüyor musunuz!. Hiç düşünmüyor musunuz! sözüyle onların bilgisizliklerinin ortaya konmasında, büyük bir ayıp (ya da ayıplamaj vardır. (Kâşânî, 107; Câmi’, 89
