başka bir şey değildir. Hayâl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a , mutlak latif ile mutlak kesif arasındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a . Amâ olan munfasıl (ayrılmış) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâlin /a aslı Rahmân'ın nefesidir. Çünkü nefes kesifleştiğinde amâ zuhür eder. İşte bu, nefesin bizzât kendisidir. Nefes, ilk şuura eklenen bir şey değildir
Hakk, Zât'ıyla ilmine taalluk etmeden önce tüm ilâhi ve kevni (oluşa dâir) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatler /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a ve aynında mertebeleri ayırd edilmeksizin O'nun Zât'ında gizlenmişti. Ancak onlar orada ayırd edilmeye elverişli bir hâldeydi. Bu elverişlilik, sıkıntı ve darlıkta taayyünün yokluğundan dolayı var olmuş ve Zâti vahdette aynların helâk ve yok olmasına hasredilmişti. Zât'ın aynı olan zâti ilim, Zât'a dâir tüm yönlere taalluk edince, kendi içinde gizli hakikat mertebeleri ayrıldı ve vahdette gizli ve saklı olması sebebiyle onda bulunan sıkıntı ve darlık ortadan kalktı. Zât'a dâir bu ilim, her şeyi genişleten a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a aynı olan rahmet hükmünden başka bir şey değildir. Bu ilim, ikmal etmek için Yemen tarafından gelen Rahmân'ın nefesi olarak tâbir edilmiştir. Bu, saf vücüddan (varlıktan ibârettir. (Esfâr, 130
İlahi ve kevni hakikatler, Zâti ilim alanında birbirinden ayrılınca ve bunların hepsi ilmin hakikati olunca, bu seçkin ilim, aynlara ve hariçte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a vücüdunun aynı olan, âyân-ı sâbite olarak isimlendirilen Zâti ilim alanında ayrılmış mertebelere taalluk eder. Bu ilim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a Allah'tan başka her şeyin süretinin dolup taştığı amâdır. Bu bir mânâda kendine ait bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâ /a gibidir. İlk ilim Rahmân'ın nefesidir. Çünkü o, gizli sıkıntılardan dolayı bulmuş olduğu gizli hakikatlerin ta kendisidir. O, Hakk'ın latif Zât'ından ayrılarak kesif hâle gelince, âlemin içinde bulduğu amâdan ibâret olmuştur. (Esfâr, 131
Amâ, hakikatlerin öz hakikatinden ibârettir. Bu hakikat, Hakkıyyet (Hakk olmayla ya da Hakk'a ait sıfatlarla) ve halkıyyetle (halk olmayla ya da halka ait sıfatlarla) vasıflanamaz. Çünkü o sırf Zât'tan ibârettir, hiçbir mertebeye izâfe edilemez. Hakkıyyet ve halkiyyete de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilemez. Onda bir izâfet durumu olmayınca kendisine bir vasıf veya isim de verilmesi gerekmez
Amâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a isimin karşılığıdır. Ahadiyyette isimlerin ve sıfatların eriyip gittiği gibi, amâda da aynı şekilde olur. Orada hiçbir şeyin zuhüru yoktur. Aynı şekilde amâda hiçbir şey için bir tecelli ve zuhür düşünülemez
Ancak amâ ile ahadiyyet arasındaki fark şudur: Ahadiyyet, Zât'ta Zât için, Zât Teâlâ'nın gerektirdiğine göre hükmeder. Bu Zâti Ahadi zuhürdur. Amâ ise Zât'ın, mutlak ve genel olarak gerektirdiği şekilde ortaya koyduğu hükmüdür. Böyle olunca ondan yükseklik ve alçaklık şeklinde bir mânâ çıkarılamaz. Netice olarak 110 ' a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/amed-i-ma-nevi/" amed-i ma'nevi /a amâ
amâ, zâti amâi butündur (görünmezliğe bürünen Zât'ın gizlilikleridir). Böylelikle Ahadiyyet'e mukabil olur. Zât'ın Ahadiyyet konusundaki sırflığı tecelli, amâ konusundaki sırflığı ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istitar/" istitâr /a hükmüyledir
Yüce Allah kendi Zât'ındaki tecellinin istitârından (tecelli etmeksizin kendi kendisine gizli kalmaktan) ya da istitâr hâlindeyken kendisine tecelli etmekten (kendisine gizliyken sonradan kendi kendisine tecelli etmekten) münezzehdir. Bu durum, Zât'ının, tecelli ve istitâr, butün (bâtınlık, gizlilik) ve zuhür, şuün (iş, fiil ya da durum) ve nisbetler, itibâr ve izâfetler, isimler ve sıfatlar gibi konulardaki iktizâsına göre olur, herhangi bir değişme ya da farklılaşma göstermez. (İnsân, I, 30
Allah halkı yaratmadan önce yalnızca kendisi vardı. Mevcüdât onda yok olup gitmiştir. Onun herhangi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudda/" vücüdda /a (varlıkta) zuhüru yoktur. İşte bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kenz-i-mahfi/" kenz-i mahfidir /a . Hz. Peygamber bunu üstünde ve altında hava olan amâ diye ifâde etmiştir. Çünkü hakikatler hakikatinin yönleri arasında, daha yüksek ve daha alçak ya da başka herhangi bir şey gibi, herhangi bir nisbete mahsüs hiçbir yönü yoktur. İşte bu ednâdır, yâküte-i beyzâdır (beyaz yakuttur). (İnsân, II, 58
(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal-i-mutlak/" hayâl-i mutlak /a
