başka bir şey değildir. İhyâ, Muhyi'nin (diriltenin) sıfatıdır, tıpkı tahlik (yaratma) gibi. Halk etmek de Hâlık'ın sıfatıdır. (Ta'arruf, 40
Ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnetin /a muhakkik âlimleri, rüh husüsunda ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı, rühu: lduğunu söylerken, diğer bir kısmı da beden kalıbına emanet edilmi aynlar, öz'ler) olduğunu ileri sürmüştür. (Kuşeyri, 48
Muhakkiklere göre mükemmel oluşur: Bunlardan birincisi rüh, ikincisi nefs, üçüncüsi ir. Bu üç mânâdan her birini ayakta tutan bir sıfat vardır. Rühun sıfatı akıl, nefsin sıfatı hevâ, çesedin sıfatı ise histir. (Hücvîrî, 238
Şeyhlerden biri demiştir ki: Bedendeki rüh, kömürdeki ateş gibidir. Ateş mahlüktur, kömür ise imâl edilmiştir. Allah'ın Zâtı ve sıfatlarının dışında kıdem yoktur. (Hücvîrî, 316
Bizim anladığımıza göre rühun iki mânâsı vardır: Bunların birincisine göre rüh, latif bir cisim olup bedendeki kalb boşluğunda bulunur. Atardamarlar vâsıtasıyla bedenin diğer kısımlarına yayılır. Onun bedende dolaşması, ondan hayat nürlarının fışkırması, hissetme, görme, işitme, koklama gibi hislerin (duyuların; meydana gelmesi hep onunla olur. Ondan ışığın fışkırması, tıpkı evin bir kenarında bulunan kandilin ışık vererek evin her tarafını aydınlatması gibidir. Işığı evin neresine varırsa, orası aydınlanır. Hayat, duvarlarda meydana gelen ışığa benzer. Rüh ise, oradaki kandil mesabesindedir. Rühun insan içerisinde hareketi, kandilin evin köşelerini dolaşması gibidir
Hekimler ise rühu şu mânâda anlarlar: Rüh, kalb ateşinin olgunlaştırdığı latif bir buhardır. Bunu uzun uzadıya açıklamaya çalışmak bizim işimiz değildir. Bu vazifeyle uğraşması gereken kişiler, bedenleri tedâvi eden hekimlerdir. Kalbi tedâvi etmeyi vazife bilen hekimler ise, Allah'a boyun eğme dışında bu husüsta açıklama yapma imkânına asla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a değillerdir
Rühun ikinci mânâsına gelince: Rüh; insanın âlim, müdrik ve latif bir parçasıdır. Bunu kalbin mânâlarını açıklarken de söylemiştik. Allah da De ki, rüh Rabb'imin emrindendir âyetinde bunu kasd etmiştir. Rüh Allah'ın öyle bir mahlükudur ki, birçok akıl ve düşünce onu anlamaktan ve hakikatini kavramaktan âcizdir. (Ihyâ , II, 4-5
Akl-ı Evvel (İlk Akıl), levh ve kalem, maddeleri ayırd eden müfred cevherlerdir. Bunlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a (soyut) aydınlıklar olup, hissedilebilen değil, sadece düşünülen şeylerdir. Bize göre, rüh ve kalb de bu cevherlerdendir. Bunlar fesada uğramaz, kaybolınaz, yok olmaz ve ölmezler. Sadece bedeni terk ederler ve —dini kaynaklarda vârid olduğu gibi- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a gününde, terk ettikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a dönmeyi beklerler. (Risâle, 8
Rüh, kâmil bir cevher-i ferd (parçalanamayan bir cevher) olup bizzât diridir. Dinin sahih olarak yürümesi ya da bozulması ona bağlıdır. Tabii rüh, hayvâni rüh ve bütün bedeni kuvvetler rühun askerleridir. Bu cevher; bilgilerin süretlerini (şekillerini) ve mevcüdâtın hakiki yüzlerini, onların âyân ve şahıslarıyla meşgul olmaksızın kabül eder
Kişi, insanı görmeden de onun hakikatini bilebilir, tıpkı melekleri ve şeytanları bilmiş olduğu gibi. Melek ve şeytana birçok insanın hisleri ulaşamadığından (duyuları algılayamadığından), nefsin onların bizzât kendilerini görmeye ihtiyacı yoktur. Bazı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a erbâbı, kalbin de beden gibi gözü olduğunu ve dış olayları bu gözle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a ise akıl gözüyle gördüğünü söyler. (Risâle, 9
Tarikat ehli yani süfiler, rüh ve kalbe, şahsa istinâd ettiklerinden daha çok istinâd ederler. Rüh Allah Teâlâ'nın emri olduğundan, bedende yabancı gibidir. Yönü aslına ve kaynağına dönüktür. Tabiat kirleriyle kirlenmeden kuvvetlendiğinde şahıs tarafından çok, asıl tarafından idrâk eder
Rühun cevher-i ferd olduğunu ve bedene bir mekân gerekli olduğunu anladıysan, -ki araz ancak cevherle bâki olur- cevherin bir mahalle yerleşmediğini ve bir mekânda bulunmadığını da bilmelisin. Beden rühun mekânı ve kalbin mahalli değildir. Aksine beden rühun aleti, kalbin aracı ve nefsin bineğidir
Rühun zâtı bedenin cüzlerine bitişmez, ondan ayrılmaz da. Bilakis rüh bedene yönelir, ona fayda temin eder ve feyiz verir. Rühun nürunun ilk görüldüğü yer beyindir. Çünkü beyin, rühun husüsi zuhür mahallidir. Beynin ön kısmından bekçi, orta kısmından vezir ve idâreci, son kısmından depo ve hazineci, bütün cüzlerinden piyâde ve süvâri askerler, hayvâni rühtan hizmetçi, tabii rühtan vekil, bedenden binek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâdan /a saha, hayattan eşyâ ve mal, hareketten ticâret, ilimden kazanç, âhiretten maksad ve merci, şeriattan yol ve usül, nefs-i emmâreden bekçi ve gözcü, nefs-i levvâmeden uyarıcı, duyulardan casus ve yardımcı, dinden zırh, akıldan üstâd, hislerden duy u organlarından) i ise talebe edinir. (Risâle, 10
baSİk opc nazar
Bazıları, rühun kadim olduğunu söyleyerek hataya düştüler. Bazıları da araz olduğunu söyleyerek hata ettiler. Çünkü, araz kendi başına kaim olmayıp, başkasına tâbidir. insanoğlunun Rüh, aslıdır, beden rüha tâbidir. Bedenin tâbi olduğu şey nasıl araz olur?
Bazıları da rühun cisim olduğunu söyleyerek hataya düştüler. Cisim parçalara ayrılabilir, fakat rüh öyle değildir. Kalb adını verdiğimiz rüh, mârifetullahın (Allah'a ait doğrudan bilginin) merkezi olup, ne cisimdir ne de arazdır. O, melek cinsi bir şeydir. bilmek Rühu çok zordur. Çünkü, dinde onun hakkında bilgi verilmemiştir. Dinde onu bilmeye ihtiyaç da yoktur, çünkü, din mücâhededir, mârifet ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a alâmetidir. (Kimyâ', 6
Rüh-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a , hislere (duyulara) gelen şeyi sâbit kılan rühtur. Akli rüha arzetmek için kendine gelen şeyleri toplayarak saklar, korur. Süt emen çocukta bu rüh
rüh bulunmaz. Bundan dolayı çocuk düşkün olduğu şeyi almak ister. Ancak çocuğun gözünden o şey kaybolduğunda onu unutur. Biraz büyüyene kadar o konuda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a etmez. Biraz büyüyünce, listediği şey) gözü önünden kaybedildiğinde ağlar ve hayâlinde sakladığı o şeyin süretini görmekister
Rüh-i akli, kendisiyle his ve hayâl dışındaki mânâların idrâk edildiği rühtur. İnsana ait husüsi bir cevherdir. Hayvanlarda ve çocuklarda bulunmaz. Onun idrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeyler, külli ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zaruri/" zarüri /a bilgilerdir
Rüh-i hassâs, beş duyunun arzettiği şeyi alan rühtur. Bu hayvâni rühun aslı ve evveli gibidir. Çünkü canlı varlık onunla canlı olur. (Mişkât, 81
Râlti fikri, kendisiyle sırf akli ilimlerin elde edildiği rühtur. Onun içinde birleştirme, uzlaştırma gibi husüsiyetler bulunmaktadır. Bunun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kullanilmasi/" kullanılmasıyla /a şe
