Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

yağı (Tasavvuf Sözlüğü)

zar zor da olsa aydınlatır. Bu kişi, saflaşmış, istidâda kavuşmuş kişi olarak kabül edilir. Çünkü evliyâ içinde, neredeyse ışığı enbiyâdan. müstağni olarak aydınlatacak hâle gelen kimseler; enbiyâ içinde de, neredeyse …

zar zor da olsa aydınlatır. Bu kişi, saflaşmış, istidâda kavuşmuş kişi olarak kabül edilir. Çünkü evliyâ içinde, neredeyse ışığı enbiyâdan. müstağni olarak aydınlatacak hâle gelen kimseler; enbiyâ içinde de, neredeyse meleklerden müstağni olanlar bulunmaktadır. (Mişkât, 86

Nefs ve rüh, şeytanın ve meleğin ilkada bulundukları bir mekândır. Melek kalbe takvâ aşılar, şeytan ise nefse fenâlık aşılar. Böylece nefs, kalbin organlara devamlı olarak fenâlık yaptırmasını ister. Bedende akıl ve hevâ denen iki yer daha vardır. Bunlar, kendisine hâkim olanın istediği gibi hareket ederler. Hâkim ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfik /a ve iğvüâdır

Kalbde de ilim ve imân olmak üzere parlayan iki nür vardır. Bütün bunlar, kalbin araçları, hisleri (duyuları) ve âletleridir. Kalb, hükümdar gibi bu âletlerin ortasında yer alır. Bunlar hükümdara gelen ordular gibidir ya da cilâlı aynalardır. Çevrede bulunan bu âletler dışarıyı gösterir, hükümdar da (onların yardımıyla) dışarıyı görür ve gerekli mücâdeleyi yapar. (Gunye, 1, 102

Rüh iyiliğin, nefs de kötülüğün kaynağıdır. Akıl, rühun, hevâ da nefsin ordusudur. Tevfik (Allah'tan gelen iyiliğe yönelik muvaffakiyet) rühun, hizlân da (kötülük yapmaya yönelik kuvvet dej nefsin yardımcısıdır. İki ordunun hâkimiyet alanı da kalbdir. (Adâb:, 33

Rühun üflenmesi konusundaki sözümüz döndü, dolaştı ve şeyh şunlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a buyurdu: Cebrâil, Rühü'l-Kudüs'ten türemiştir. Yani, hayvanların ve bitkilerin rühları, Faal Akıl'dan ortaya çıkan nür taneleridir.

Bunlar arasındaki irtibât sorulduğu zaman şöyle cevâb verdi: Süfli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a her bir tarafında hareket eden her şey, Cebrdil'in kanadından türemiştir.

Şeyhe bu nizâmın nasıl olduğu sorulunca şöyle konuştu: Bil ki Hakk Sübhânehü rüh

ve Teâlâ'nın pek çok büyük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a vardır. Nürâniyyet onun kelimelerinden, yani Kerim vechinin simyâ ışıklarından doğar. O kelimeler birbirinin üstündedir... Kelimeler le akılları kasd ediyor. Yani, Vâcibü'l-Vücüd'un (Allah'ın) katından taşan nürlar olan akılların cevherleridir. Bunlardan bir kısmı, derece, rütbe ve şeref bakımından diğerlerinden üstündür. O, Hakk'tan, kendisinden daha büyüğü olmayan bir kelime indirir. O kelimenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbeti /a , diğer kelimeler karşısındaki nür ve tecellisi kadardır. Tıpkı, güneşin diğer gezegenlere nisbeti gibi

Bu mânâ, Hz. Resülüllah'tan vârid olan haberde şöyle ifâde edilmiştir: Eğer güneşin yüzü zâhir olsaydı, Allah'tan başka tapılan bir mevcüd olurdu. Bu kelimenin ışığından başka bir kelime ortaya çıkar. İlk Akıl İkinci Aklın, İkinci Akıl Üçüncü Aklın... illetinden sorumludur. Böyle gider ve on sayısında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erer. Çünkü Allah âyette: Onlar, tam ondurlar buyurmuştur. (Bakara, 2/196

Bu Bir'den sonra gelen Bir, bu şekilde kelimeler tamamlanana kadar devam eder. Bu kelimelerin sonuncusu Cebrâil'dir , İnsan oğullarının rühları bu son kelimeden ortaya çıkar. (Cebrâ'il, 150

Kahir olan nürların cümlesinden babamız, türümüzün tılsımının Rabb'i, nefslerimizin feyz kaynağı, nefslerimizin ilmi ve ameli kemâlâtının tamamlayıcısı, Rühu'l-Kudüs olan bu şey hakimler (filozoflar) tarafından Akl-ı Faal (Faal Akıl) olarak adlandırılır. Bunların hepsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a (soyut) ilâhi nürlardır. Akıl, kendi