Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

yâset (Tasavvuf Sözlüğü)

ve büyüklenme duygusu bulunduğunu görürse, onu kibrinin mürid-murâd kırılması için ahlâkının tersine uygun gördüğü bir zillet hâliyle tedâvi eder. Şeyh müridde temizlikte münâsebetsizliğe varan ve itidâl (denge) sınırını …

ve büyüklenme duygusu bulunduğunu görürse, onu kibrinin mürid-murâd

kırılması için ahlâkının tersine uygun gördüğü bir zillet hâliyle tedâvi eder. Şeyh müridde temizlikte münâsebetsizliğe varan ve itidâl (denge) sınırını aşan bir hâl görürse, ona tuvalete bakmasını ve taharet suyunu hazırlamasını emreder. Şeyh, midesine ve cinsel arzulara düşkün olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehveti /a güçlü genç müridine oruç tutmasını ve bunu, yasak kapsamına varmayacak derecede peşpeşe yapmasını a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a eder. Şeyh müridlerine bu şekilde, bu ve benzer a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâki /a temizlenme yollarını gösterir. (Mizân, 61

Bir sınıf şöyle demiştir: Mürid ve murâd aynıdır. Çünkü mürid Allah'ın muradı olmasaydı, mürid olamazdı. Yalnızca Allah'ın murâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a olur. Çünkü Hakk Teâlâ, müridi husüsi olarak irâde etmiş ve onu irâdeye muvaffak kılmıştır.

Diğerleri şöyle söylemişlerdir: Mürid, mübtedi ( a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a yolunun başında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a ), murâd ise müntelüdir (yolun sonuna varmış olan kişidir). Mürid, yorgun ve bitkin olan, sıkıntı ve güçlüklere göğüs geren kimsedir. Murâd ise yorulmadan ve güçlüğe düşmeden işini gören kimsedir.

Allah yolunu irâde eden mübtediler hakkındaki kanun, genelde Allah'ın onları mücâhedelere muvaffak kılması, kendisine ulaştırması, sırtlarındaki yükü kaldırması, birçok nafileleri onlardan hafifletmesi, şehvetlerden uzaklaştırması, tüm ibâdetlerde farz ve sünnetlerle yetinmeleri, kalblerini muhâfaza etme, sınırları koruma, Hakk'tan başka şeylerle alâkasını kalben kesme şeklinde tamamlanır ve yürür. Böylece zâhirleri halk ile bâtınları Hakk Teâlâ ile, dilleri Allah'ın hikmetleriyle, kalbleri onun ilmiyle dolu olur. Dilleri Allah'ın kullarına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a etmeye, kalbleri de Allah'ın emanetlerini saklamaya âmâdedir. Allah'ın selâmı onlara olsun! (Gunye, TL, 159

Müridin yapması gereken zâhirde şeyhine muhâlefetten kaçınması, bâtınında da ona itirâzı terk etmesidir. Zâhiriyle isyânda bulunan kimse edebini terk etmiş, bâtınıyla itirâz eden ise ziyana uğramış olur. Aksine ebediyen şeyhine karşı hasım olmuş olur. Mürid nefsini hem zâhirde, hem de bâtında şeyhine muhâlefet etmekten alıkoymalı ve Allah Teâlâ'nın şu âyetini çokça okumalıdır: Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce gelip geçen imânlı kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde imân edenlere karşı bir kin bırakma! Rabb'imiz! Şübhesiz sen çok şefkatli ve çok merhametlisin! Mürid, şeyhinde şer'an istemediği bir husüsla karşılaşırsa şeyhinin nefretini üzerine çekmemek için açıkça değil de, bunu kinâye ve imâ yoluyla sormalıdır. Eğer şeyhinin bir ayıbını görecek olursa onu örtmeli, kendi nefsini suçlamalıdır ve şeyhi hakkında dini bir husüsla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-vil/" te'vil /a etmelidir. Şeyhi için dini bir mazeret bulamazsa o zaman şeyhi için istiğfarda bulunmalı, şeyhi hakkında muvaffakiyet, ilim, uyanıklık, ismet ve hamiyet talebiyle duâ etmelidir. Şeyhinin isınet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olduğuna itikad etmemeli ve bunu kimseye söylememelidir. Ertesi gün veya bir başka vakitte şeyhinin huzüruna gidince, o hâlinin ondan gitmiş olduğunu, şeyhinin bulunduğu dereceden daha yükseğine çıktığını görünce bunu ona söylemez. mürid-murâd Çünkü bu gafletten, alışık olmayan bir durumdan ve iki hâli arasındaki ayrılıktan meydana gelmiştir. Çünkü her iki hâl arasında bir ayrılık, şeriatin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsat /a ve serbestliğine başvurma, azimeti ve daha da güç olanı terk etme vardır. (Gunye, II, 164

Mürid, şeyhin huzürunda semâ hâlindeyken şeyhin işâreti olmadan hareket etmemelidir. Temyiz ve ihtiyârını kendisinden alacak bir hâl müstesnâ, bunu kendi nefsi için bir hâl olarak görmemelidir. Taşkınlığı durulduğunda derhâl sükünet, edeb, vakar ve Allah Teâlâ'nın kendisine lâyık gördüğü hâle dönmelidir. (Gunye, II, 167

Şeyhin müridi terbiye etmesi husüsunda yapması gereken, onu nefsi için değil, Allah için kabül etmektir. Bu sebeble müride Din nasihattir hükmüyle davranmalı, ona şefkat nazarıyla bakmalı ve riyâzete katlanma konusunda âcizlik içerisinde bulunduğunda ona yumuşak muâmelede bulunmalıdır. Müridi bir annenin çocuğunu terbiye ettiği gibi terbiye etmeli, bilge ve akıllı bir babanın çocuğuna ve hizmetçisine yaklaştığı gibi yaklaşmalıdır. Bunun için de müridine önce daha kolay gelenle başlamalı, katlanamayacağı şeyi ona yüklememeli, azar azar ağırlaştırmalıdır. Şeyh müride önce bütün işlerinde tabiatına uymayı ve dinin ruhsatlarıyla amel etmeyi bırakmasını emretmelidir ki, bununla tabiatının bağından ve sultasından çıkabilsin, dinin bağına bağlanabilsin. Bundan sonra şeyh müridi yavaş yavaş ruhsattan azimete yönlendirmeli ve ruhsat hasletinin birini kaldırıp yerine azimet ruhsatını koymalıdır

Eğer şeyh, tarikat yolunun başlangıcında müridde mücâhede ve azimet noktasında sâdık olduğunu anlar, Allah'ın nüruyla bunu keşfeder veya Allah'ın geçmişte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a veli kulları ve sevdiği emin ve âlim kimselere âdetinin cereyan ettiği gibi bir ilimle bunu sezerse, ona hiçbir şekilde müsamaha etmez. Aksine kuvvetli irâdesiyle, kusur etmeyeceğini bildiği en ağır riyâzetleri ona emreder. Çünkü şeyh, müridin bunun için yaratılmış olduğunu ve buna lâyık olduğunu bilir. Bu müridin yapacağı bir şey olduğunda, kolay olanı emretmekle ona hainlik etmemelidir. Her ne şekilde olursa olsun şeyhin, müridin gerek malından ve gerekse hizmetinden yararlanması yakışık almaz

Şeyh, müridi terbiye etmesi karşılığında Allah Teâlâ'dan bir karşılık beklememelidir. Bilakis müridi Allah Teâlâ'nın emrine uymak ve emrini yerine getirmek için ve onun bir hediyesi olarak terbiye etmelidir. Çünkü şeyhin tercihi ve arzusu olmadan sadece Allah'ın irşâdı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyeti /a ve yönlendirmesi sonucu kendisine gelen mürid, Allah'ın kendisine bir hediyesidir. Öyleyse şeyhe düşen o müridi kabül etmek, güzelce terbiye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunmaktır. (Gunye, II, 168

Tarikat kardeşleriyle sohbet, onları kendisine tercih etmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a (delikanlılık) göstermek, onları bağışlamak ve hizmet şartıyla, yani hiç kimse üzerinde hak iddiâ etmeden, hiç kimseden hak istemeden ve herkesin üzerinde hakkı olduğunu düşünerek onlarla bir arada bulunmaktır. Dedikleri ve yaptıkları her mürid-murâd

şeyde onlara uygun tavır göstermek, kendi aleyhine de olsa daima onlarla birlikte bulunmak, tarikat kardeşleriyle sohbet etmenin edeblerindendir. Onların lehinde mazeret gösterir, onları mazur görür, onlara muhâlefet etmeyi, onlardan uzaklaşmayı, onlarla mücadele etmeyi ve onlara sert davranınayı terk eder. Onların ayıplarını görmezlikten gelir. Eğer kardeşlerden biri, bir husüsta ona karşı çıkarsa bu husüs dediğinin aksi de olsa açıktan onun dediğini kabül eder. Daima kardeşlerin