perdelenmiş, âhirette kurtuluşa erme talebini terk etmiş ve öldükten sonra az bir şeyden dolayı ebedi azaba düçâr olmaktan kurtulamamıştır. (Bed', 35
Ârif, hiçbir şeyle sevinmez ve hiçbir şeyden korkmaz. (Ârif Rabb'ini, âlim ise nefsini düşünür
Âhireti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilenler/" bilenlerin /a alâmeti, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hasyet/" haşyet /a , huşü, tevâzü, güzel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâk /a ve zühddür. (Küt, I, 146
Gaflet içinde bulunan âlimler dünyâyı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gonullerin/" gönüllerinin /a kıblesi hâline getirmişler, şeriatın kolay tarafını tercih etmişler, sultanlara kulluk etmeyi benimsemişler, padişahların çevrelerinde pervane olmuşlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a itibârını kazanmış olmayı amaç hâline getirmişler, zekâlarının hilelerine aldanmışlar, kalblerini sözlerindeki lafzi güzellik ile meşgul etmişler, araştırıcı âlimler ve üstadlar hakkında kötüleyici dillerini salıvermişler ve din büyüklerini söyledikleri fazladan laflarla kahretme işi ile meşgul olmuşlardır. Onlar, iki cihanı terâzilerinin kefelerine koysalar, o kefeler terâziye gelmez, onlar da doymaz. Bundan dolayı kini ve hasedi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mezheb/" mezhebleri /a hâline getirmişlerdir. (Hücvîrî, 23
Âlim, Allah'ın mahlükatından ibârettir. (Hücvîrî, 468
İlim, mutmain nefs-i nâtıka-i mutmairine'nin —-müfred (tek başına) olsalar bile - a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a hakikatlerini, onların maddeden soyutlanmış süret, keyfiyet, kemmiyet, cevher ve zâtlarını düşünmesidir
Âlim, ihata eden, idrâk eden ve tasavvur edendir. Mâlüm ise bilgisi nefse nakşedilen şeyin zâtıdır. İlmin yüceliği, mâlümun yüceliği ölçüsündedir. Âlimin rütbesi ilmin rütbesine göredir
Şübhe yoktur ki mâlümların en faziletlisi, yücesi, üstünü ve şereflisi, Sâni (Yaratıcı), Mübdi (Var edici), Hakk ve Vâhid olan Allah'tır. O'nunla ilgili bilgi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a bilgisidir. Bu bilgi ilimlerin en faziletlisi, en mükemmelidir. Bu ilmin elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a bütün akıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a için zaruridir, vâcibdir. (Risâle, 4
Marüfu iyiliği) emredip, münkeri (kötülüğü) yasaklayacak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsede /a şu beş şartın bulunması gerekir: İlk olarak, emrettiği ve yasakladığı şeyi iyi bilmelidir. İkincisi, maksadı Allah Teâlâ'nın rızası, hak dini güçlendirmek, Allah kelimesini ve O'nun emrini yükseltmek olmalıdır. Gösteriş, şöhret, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/aniyyet/" enâniyyet /a gibi duygulardan uzak olmalıdır. Çünkü Allah'ın münkeri ortadan kaldırmadaki yardım ve kolaylığı ancak niyetin doğru ve hâlis olmasına bağlıdır
Üçüncüsü, emir ve yasaklamayı kardeşine yumuşak, sevgi ve şefkat dolu ifâdelerle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihat /a yollu yapmalı, sert ve ağır sözler sarf etmemelidir. Bilhassa düşmanı lanetli şeytan olan, aklını işgal eden, günâhını ve Rabb'ine karşı gelmeyi kendisine süsleyen ve bununla onun helâkini ve cehenneme girmesini istediği kimseye yumuşak ve tatlı dille söylemek ne kadar iyi olur!
Dördüncüsü, sabırlı, yumuşak, tahammüllü, mütevâzi, sağlam ve mülâyim gönüllü, hastayı tedâviye çalışan bir tabib veya deliyi tedâviye çalışan bir hekim gibi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a önderi olmalıdır
âlim-i râsih-âlim-i vâris- âlim-i rabbâni
Beşincisi, emrettiği şeyi önce kendisi yapmalı, yasakladığı şeyden de uzak durmalıdır ki, o günâhları işleyenler saldırmak için açık kapı bulamasınlar. Aksi takdirde Allah katında kötülenmiş ve kınanmış kimselerden olur. (Gunye, I, 51-52
Câhil, baş gözüyle bakar... (Fetli, 181
İlim kalbden elden edilmesi gereken bir sıfattır. Alim kalbdir. Mâlüm ise elde edilen bu durumdur. (Fütühât, I, 137
Âlim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bir hâl zuhür etmediği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , Allah'ın, ulühiyyetine ve Zât'ına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a kıldığı kimse, ilim de onun hâlidir. (Istılâh, 539
Resül kavmine gönderilir. Nebi, peygamberlik gelene kadar kendi başına ibâdet eder. Veli ise resülün uykusundan uyandırdığı kimsedir. Resül imam, veli imama uyandır. Nebi ise hem imama uyan, hem de imamdır. Mahfüz olup mâsüm değildir. Resül mâsümlar sınıfındandır, istenen, sevilen ve kendisine sığınılan kişidir. Mü'min onu tasdik eder ve ona yönelir. Âlim onun için burhan, delil ortaya koyar. Onun doğruluğunu ikrar ve itiraf eder. Câhil ona bakar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ve-inhiraf-eder/" ve inhiraf eder /a (uzak durur, sapıtır). Şübheli olan, onun hakkında şaşırır ve kararsız kalır. Zann sâhibi, onun hakkında gerçek olmayan şeyler) düşünür ve anlamaz. Ona bakan ise onu anlar, yolunu gözler. Her sınıfla beraber bulunan mukallid , (tâbi olduğu kişiye göre) hareket eder. Tâbi olduğu kimse yürürse o da yürür, durursa o da durur. Kurtuluşta olsun, helâkta olsun tâbi olduğu kişi neredeyse o da ordadır. (Letâ'if, 50
Halkı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erdirmek, onları irşâd ve hidâyet diliyle Hakk Teâlâ'ya çağırmak üzere geri gönderilenler ...halka geri çevrilenler... vardır. ...Bu kimseler...
rabbâni ... âlimlerdir. (Esfâr, 266
Âlim, Allah'ın bu bilgilere müşâhedesiyle değil, yakiniyle muttali kıldığı kimsedir. (Câmi', 89
Âlim, ihlaslı olmak ve ilmini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a için kullanmamak şartıyla hem öğrenme hem öğretme bakımından Resulullah'ın sözlerinin vârisidir. Aksi takdirde (şartlara uymazsa) verâset hakkını tamamen kaybeder. Âbid, iki ayağı şişinceye kadar Resulullah'ın fiillerine vâris olur. Arif ise hepsine vâristir... (Rihle, 231
