Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

yeyle (Tasavvuf Sözlüğü)

uğraşmanın kendilerine zor geldiği, kıt anlayışa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/talim/" tâlimi /a ancak ince konuşmalarla idrâk edebilen kişilerdir. Bunların …

uğraşmanın kendilerine zor geldiği, kıt anlayışa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/talim/" tâlimi /a ancak ince konuşmalarla idrâk edebilen kişilerdir. Bunların tarikatı; ibâdet, menâsiki yerine getirmek, çok oruç tutup namaz kılmak, Kur'ân okumak, hacca gitmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cihad/" cihâd /a etmek ve bunun gibi diğer zâhiri amelleri işlemektir. Çünkü bu topluluk, ibâdetin zorluklarına katlanabilir. İbâdete karşı kendilerine herhangi bir bıkkınlık gelmez. Hatta, ibâdet onlar için öyle bir alışkanlık hâline gelir ki, hayatlarının bir parçası olur. Onlar durmadan mârifet makamlarına yaklaşmayı gözetirler. Kendilerine Mahbüb'un (Sevgili'nin) nüru açılır ve böylece gaybın hârika hâllerini görürler

Zevü'l-efhâmi'l-levze'iyye (keskin bir zekâya sâhib olan), yedi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâka /a , ateşli bünyeye ve kibirli nefse sâhib olan kişiler; öfke anında kendilerine hâkim olamayan, (işin aslını araştırmadan) gördüğü sebeblere uyan mevki ve makam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a gibidir. Bunların (izlemesi gereken) yollar; mücâhede, riyâzet, tebdil-i ahlâk (ahlâkı değiştirme), nefsleri tezkiye ve bâtını (iç dünyâyı) imâr edecek ameller işlemeye çalışmaktır. Bunlar, nefslerine yerleşmiş olan kötü ahlâkı söküp atmaya ve onun yerine temiz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtratı /a yerleştirmeye çalışırlar. Işin aslı, nefsin temâyüllerine muhâlefet etmek ve arzularına karşı çıkmaktır. Bu husüs, rızâ ile öfkenin, rahatlıkla zorluğun, dostlukla düşmanlığın, makam ve kazancın en alt katına inmesiyle en üst seviyesine çıkması ya da her türlü meslek ve sebebi bırakmanın, kişinin gözünde eşit seviyeye gelmesi mümkün olacak şekilde olmalıdır. Böylece nefs, ehl-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a ve husüs yolunda cılız bir hâle gelmiş olur

Zevü'n-nüfüs-i râziyye ve ukul-i zekiyye ve fıtratı sıddikiyyet (râzı olan nefs, saf akıl ve sıddikiyyet fıtratına sâhib olan) kimselerin yolu; Allah'a yürüyerek ve O'na uçarak gidenlerin yoludur. Bu yol, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ehlinin yoludur. Bu yolda sülük etmenin esası; kalb temizliği, sıdk-ı hubb (sevgide sadakat), hem zâhirde hem de bâtında tasdik yoluyla (hem kalbde imânla, hem de bedende amellerle) mehabbeti a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isbat-etmek/" isbât etmektir /a . Öyle ki, kendi güç ve kuvvetinden çıkar, aklından, zekâ ve zihninden, kısaca herşeyinden fâni olur. (Bu yolda) bütün gücünü harcasa bile, hiçbir sıkıntı duymaz. İşte o zaman kendisine kâbu'l-ıyân rühu üflenir. Böylece, Yeryüzünde bulunan her şey fânidir âyetinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a tahakkuk eder

Bu yol, O'nun cemâline ulaşmayı arzu edenlerin yollarına göre çok daha kotarik-i sâdet-i âl-i bâ alevi 1007 laydır. Belki de sâlik, uzun süre mücâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yıprananları geçer ve o yola bir nefeste ulaşır

(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seri-at-hakikat/" şeri'at-hakikat /a

tarik-i sâdet-i âl-i bâ alevi Tarik-i sâdet-i âl-i Bâ Alevi , temeli Kitâb ve Sünnet'e ittibâ (uyma), başı fakr konusunda sadakat ve (Allah'ın kuluna olan) iyiliğin müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a olan süfi yollarından biridir. Bu tâyin edilmiş olan ittibâ, husüsi bir tarzda ittibâdır ve vusüla yaklaşmak için asılları gözden geçirmektir

Bunun, Kitâb ve Sünnet'e ittibânın gerektirdiği şeyin ötesinde ziyâde bir faydası vardır. İslâm'ın zâhiriyle alâkalı olan ahkâm ilmi asıldır, konusu umümla alâkalıdır. Maksadı nizamı yerleştirmek, yemeyi kısıtlamak ve avamla alâkalı diğer konulardır

Şübhe yok ki, insanlar dindeki makamları itibâriyle birbirinden farklıdırlar. Her husüsi olan şeye hâs bir ilim gerekir. Bu da takvâ ve ihlâsın hakikatine dâir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a mahallidir. İşte bu kıldan ince, kılıçtan keskin olan sırât-ı müstakimdir. Bu konuda umümi bir terbiye yeterli olmaz. Bilakis her bir cüz için ayrı bir târif ve tevkif gerekir. İşte bu da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a ilmidir. Bu ilimle Allah'a sülük, süfiyyenin metodudur. Bu yolun zâhiri ilim ve gereğince amel, bâtını ise Allah'a yönelme husüsunda sadakat, O'nun rızâ gösterdiğine rızâ göstermektir

Netice itibâriyle bu, Allah adamlarının fetih, fazilet ve kendilerine yapılan (ilâhi) bağışlar ölçüsünde tahkik, zevk, fiil ve infialle gerçekleştirdikleri vasıflar, ameller, sırların tahkiki, makamlar ve hâller yoludur

Tarik-i sâdet-i âl-i Bâ Alevi, bu minval üzere tanzim edilmiştir. Zâhiri din ilimleri ve ameller, bâtını ise makam ve hâllerin tahkiki, sırları koruma âdâbı ve bunları sürekli yapmaya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a etmektir. Bunların zâhiri Gazâli'nin dediği gibi, doğru bir usülle gerçekleştirilen ilim ve ameldir. Bâtını ise Şâzeliyye'nin açıkladığı gibi hakikatin tahkiki ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a tecrididir (geriye yalnız tevhidin kalmasıdır, sırf tevhiddir

Onların ilimleri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a iz ve sıfatları, izlerinin ve sıfatlarının mahvından ibâret olan bir topluluğun ilimleridir. Onlar, Allah'a her türlü yakınlaşma yoluyla yaklaşmak isterler. Ahd ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkin /a almayı kabül eder, hırka giyerler. Hâlvet, riyâzet ve mücâhedeye girerler. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sohbet/" Sohbet /a halkası oluştururlar

Allah'ın rızâsına yönelmede sadakat gösterebilmek için Allah'ın lütfu; çok gayret göstermek için de Allah'ın fethi gerekir. Bizim uğrumuzda mücâhede edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şübhe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir. (Ankebüt, 29/69

tarikatü'l-işrâk ve'l-cilâ

Âl-i Bâ Alevi'nin tarikatının temeli şeyh Ebü Medyen Şuayb Mağribi'ye dayanır. Onun kutbu ve tahkikinin mihenk taşı Muhammed Ali Bâ Alevi Hüseyni'dir. Bu silsileyi ondan alarak devam ettiren birçok süfi gelip geçmiştir. Onlar bu konuda herhangi bir eser yazıp ortaya koymamışlardır

tarikatü'l-işrâk ve'l-cilâ ) Tarikatü'l-işrâk ve'l-cilâ (aydınlanma ve cilâ yolu), insanlığa şeriat gönderilmiş olan zamanlardan önce var olacak kadar eskidir. Çünkü o ziyâdesi olarak nefsin aynasını cilâlamayı amaçlar. Aynı zamanda o, zamanın geçmesiyle asla ortadan kalkmayan bir yoldur. Ancak bu tarikte, bazen hâlvetler ve tertibler gibi, bazen sadece asılları korumak, bazen sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurmet/" hürmeti /a muhafaza etmek, bazen sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telakki/" telakki /a (Hakk'tan vârid olan şeyi almak) ve ilka (Hakk'tan ilhâm vârid olması) gibi tâbirler kullanılır. Bu tür işler ebedi olarak ortadan kalkmaz. Gerçi, bu tür tâbirler sen zamanlarda kaybolup gitmiş, alâmetlerin gösterdiği ve incelemeler neticesi görülebildiği kadarıyla, neticeleri de ortadan kalkmıştır. (Rihle, 41