Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

zanâ'in (Tasavvuf Sözlüğü)

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Sonra onu fuzamış olan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik. Bu babda yer alan kabz ile, Hakk'ın kendisi için ayırmış olduğu (ricâlullah ya da ehlullah makamlarından olan) zanâin makamına a …

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Sonra onu fuzamış olan gölgeyi) yavaş yavaş kendimize çektik. Bu babda yer alan kabz ile, Hakk'ın kendisi için ayırmış olduğu (ricâlullah ya da ehlullah makamlarından olan) zanâin makamına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edilir. Bunlar üç fırkadır: Bir fırkayı Hakk, sakınma kabzıyla tamamen kendisine kabz etmiş, bunları âlemlerin gözünden gizlemiştir. Bir başka fırkayı da, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telbis/" telbis /a (giydirme ya da örtünme) elbisesi içinde gizleyerek kabz etmiş, bunlar üzerine şekil tülünü sarkıtmış ve böylece âlemlerin gözünden gizlemiştir. zarf 1245 Bir başka fırkayı da, kendilerinden kendisi için kabz etmiş, böylece onları örtülmekten de arındırmış ve kendilerinden de gizlemiştir. (Menâzil, 41

Kendi katındaki kıymetlerinden dolayı Allah'ın esirgediği ehlullaha has bir husüsiyettir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah'ın halkı içinde esirgediği kulları vardır. Onlara parıldayan nürlar giydirmiştir. Onlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/afiyet/" âfiyet /a içinde yaşar, âfiyet içinde ölürler. Taberâni, II, 385; Evsat, VI, 265) (Kâşânî, 164; Câmi’, 88