Zarf (zarâfetj, sakınma husüsunda, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifrat/" ifrât /a derecesi olan asık suratlılıkla ciddiyetsizlik arasında orta bir yoldur. Bu, insanın dost tabakalarını tanıması, ünsiyet vakitlerini muhâfaza etmesi ve beraber bulunduğu vakitlerde, ehli olan herkese karşı samimiyetle hareket etmektir. (Mizân, 76
zât/zâtullah (senâ'-yı zât; zât-ı ilâhiyye
Zât, bizzât kendi kendine var olan şeydir. İsim, nât ve sıfat Zât'ın alâmetleridir. Zât olmayan şeyin ismi, nâtı ve sıfatı olmaz. Ancak Zât a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olan şeylerin isim, nât ve sıfatları olur. (Luma , 427
Zât, bir şeyin vücüdu (varlığı) ve hakikatidir (gerçekliğidir). (Hücvîrî, 468
Senâ-yı Zât alâ nefsih (Zât'ın kendini övmesi), Zât'ın Zât'a yönelmesidir. Bu yönelme, Zât'ı, Zât'ta Zât ile görmektir. Allah Sübhânehü ve Teâlâ, Zât'ını Zât'ının aynasında Zât ile görür. O hem nazar eden (bakan), hem de nazar edilendir (bakılandır;. Mehabbetin her türlüsüne meyletmeyi imkânsız gören kişi, O'nun taalluk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeylerin sayısını artırır. Âdetâ onları, tek bir târif altında toplanmayan müşterek lafızlar zanneder. Kendisinde O'na meyil bulur, tabiatıyla O'na yönelir, O'nunla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâdı /a (birleşme) özler, O'nunla lezzet bulur ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erer. Böylelikle
