Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

zarında kesret (Tasavvuf Sözlüğü)

tamamen yok olmuş ve bunlar ferdaniyet-i mahza gark olmuşlardır. Bu noktada akılları tamamen işlemez hâle gelmiş, kendileri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşmüşlerdir. Burada Allah'tan başkasını, hatta …

tamamen yok olmuş ve bunlar ferdaniyet-i mahza gark olmuşlardır. Bu noktada akılları tamamen işlemez hâle gelmiş, kendileri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a düşmüşlerdir. Burada Allah'tan başkasını, hatta kendilerini bile hatırlayacakları bir yer kalmamıştır. Onlara göre Allah'tan başka hiçbir şey yoktur. Onlar sekr hâline düşmüşler (manen sarhoş olmuşlar), akıllarının gücü O'ndan başkasını reddetmiştir. Onlardan biri Ene'l-Hakk (Ben Hakk'ım) , bir diğeri şatah/şatahât

Sübhâni mâ âzamü şâni (Kendimi tesbih ederim, benim şânım ne yücedir!) , bir başkası Mü fi cübbeti sivallah (Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur) demiştir

Sekr hâlinde âşıkların söylediği sözler gizlenmiş, hikâye edilmemiştir. Onlar sekr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a çıkınca ve Allah'ın yeryüzündeki ölçüsü olan aklın sultasına geri dönünce, bunun hakiki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a olmadığını, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a ittihâda benzediğini anlamışlardır. Âşıkların, aşklarının doruk noktasında söyledikleri Ben sevdiğim kimseyim, sevdiğim kimse de benim gibi sözler böyledir. Şu örnek bundan uzak değildir: İnsan ansızın bir aynayla karşılaşır, ona bakıp da sadece aynayı görür (ilk anda aynadaki kendi süretini görmez), böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gercekte/" gerçekte /a aynanın kendisi olan gördüğü süretin, kendisiyle birleştiğini sanır. (Mişkât, 59

Aşkın aslı kıdemden gelir. Arabca yuhibbuhum (O, onları sever) kelimesindeki bâ harfinin noktası ve yuhibbünehü fonlar da O'nu sever) Mâide, 5/54) toprağına tohum olarak atılmıştır. Hayır, eğer nokta hum fonlar) üzerine atılmamış olsaydı, yuhibbünehü ortaya çıkmazdı. Aşkın nergisi büyüyünce tohum meyve ile ve meyve de tohumla aynı renge bürünür

Eğer Sübhâni (kendimi tenzih ederim)... denilmişse bu yüzdendir

Bu sözler ya noktanın ya da noktanın Rabb'inin sözleridir veya bu tür iddiâlar meyve üzerinden yapılmaktadır; kaldı ki meyve de tohumla aynı şeydir. (Sevânil, 93

Şatah, üzerinde benlik ve iddiâ kokusu taşıyan sözlerden ibârettir. Bunlar tahkik ehlinde nâdir görülen hâllerdir. (Istılâh, 530

Şatah, Allah'ın kendisine verdiği mertebeyi açıkça ortaya koyan, hak oldukırı; bir şey dile getirmiş olur, fakat bunu övünme kasdıyla söyler. Kendisine bu emredildiği zaman, bununla övünmek değil, ilâhi emri bildirmek için açıkça dile getirir. Hz. Peygamber Ben Âdem oğlunun efendisiyim, ama övünmek yok (Tirmizi, Menâkıb, 1; Hâkim, II, 660) buyurmuştur. Yani şunu demek istemiştir: Bu bilgiyle size karşı övünmeyi kasd etmiyorum. Ancak size bu konuda iyiliğiniz için ve peygamberinizin Allah katındaki derecesiyle, O'nun size karşı iyiliğini anlamanız için bunu haber veriyorum. Kendilerine emredilmediği takdirde şatah (ortaya koymaları), tahkik ehlinin zellesidir (hatasıdır, ayak sürçmesidir). (Fütühât, II, 381-382

Şatah ve tâmât, avâma eziyet veren en a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a şeylerdir. Çünkü bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetle /a vuslatın zikrini ve ayrılığın acısını içine alır. Avâm ise, önlerinde (zâhiri) olanla alâkadar olan, bâtınlarını şehvetlerle ve şekillerin sevgisiyle doldurmuşlardır. Bundan dolayı, onların kalblerini, nefslerinde yerleşmiş olan şeylerden başka hiçbir şey harekete geçirmez. Kalblerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a ateşleri tutuşur da, bu sebeble çığlık atarlar. Bunların hepsi birer fesâddır (bozukluktur). Bazen şatah, Allah'a mehabbetle alâkalı iddiâlar taşır. Bunda büyük zarar vardır. (Kudâme, 11) şatah/şatahât 951

Bazı meşâyıhın, zâhir itibâriyle şeriata aykırı gelen (ve adına şatahât denen) sözlerine gelince... Bazı insanlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a -i vücüdi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mertebesinde/" mertebesinde /a kalırlar. Bunlara Hüseyin Mansür Hallâc'ın Ene'l1-Hakk (Ben Hakk'ım)! sözü ve Ebü Yezid Bistâmi'nin Sübhâni mâ âzame şâni (kendimi tesbih ederim, benim şânım ne yücedir)! ve daha buna benzer sözler misâl gösterilebilir. En çok tercihe şâyân ve münâsib olan yol, bunların tevhid-i şuhüdiye indirilmesi, böylece üzerlerinden (şeriata) muhâlefetin kaldırılmasıdır. Çünkü Hakk'ın Zât'ından başka her şey onların nazarından saklı kalmış, bu hâlin galib gelmesiyle bu sözleri söylemişler, Hakk'tan başkasının varlığını sâbit görmemişlerdir. (Mektübât, 1, 56

Ene'l-Hakk (Ben Hakk'ım) sözünün mânâsı şudur: Hakk O'dur, ben değilim Çünkü o kişi, nefsini görmediğinden, O'nu isbât etmiştir. Yoksa, nefsini Hakk'dan ayrı bir varlık hâlinde gördüğünden dolayı kendisinin Hakk olduğunu söylemiş değildir. Çünkü böyle bir söz küfürdür. İsbâtın olmamasının nefyi gerektirmeyeceği, bunun da tevhid-i vücüdinin ta kendisi olduğu söylenemez. Ama şöyle denilebilir:

İsbâtın olmayışı nefyi mutlaka gerekli kılmaz. Çünkü bu makam, hayret makamıdır. Burada hükümler tamamen düşmüştür. Sübhâni... a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cumlesinde/" cümlesinde /a de, söyleyenin kendisinin değil, Hakk'ın tenzihi söz konusudur. Çünkü nefsi, tamamıyla nazarından düşmüştür. Orada hiçbir hüküm taalluk etmez.

Bu ve benzeri sözler, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a makamında bulunan kişilerden zuhür eder. Bu makam hayret makamıdır. Bu makamdan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a mertebesirie yükseldiği zaman, bu ve benzeri kelimelerden çekinir ve itidâl sınırını aşmazlar. (Mektübât, I, 57

Şunun bilinmesi gerekir: Sekriyyet hükümlerinden (sekr hâline ait hükümlerden) olan her şey velâyet makamındandır. Sahv hükümlerinden olan her şey de nübüvvet makamına bağlıdır. Salât ve selâm üzerlerine olsun, peygamberlere uyma husüsundaki en mükemmel velilerin, tabiiyyet yoluyla ve sahv vâsıtasıyla bu makamdan nasibleri vardır

Bistâmiler sekri sahvdan üstün tutarlar. Bu sebeble, (şatahâtından birinde) Ebü Yezid Bistâmis demiştir ki: Benim sancağım, Muhammed'in sancağından daha yüksektir. (O, bu sözünde,) kendi sancağıyla velâyet sancağını, Hz. Muhammed'in sancağıyla da nübüvvet sancağını kasd etmiş, sekre dönük olan velâyet sancağını, sahva dönük olan nübüvvet sancağına tercih etmiştir. Bazı süfilerin, velâyetin nübüvvetten üstün olduğu görüşü bu kabildendir. Bunun böyle olması, onların velâyeti Hakk'a, nübüvveti ise halka müteveccih görmelerinden dolayıdır. Hakk'a müteveccih olan bir şeyin, halka müteveccih olan bir şeyden daha üstün olduğu husüsunda hiçbir şübhe yoktur

Bazı süfiler, bu sözdeki tevcihle alâkalı olarak demişlerdir ki: Peygamberin velâyeti nübüvvetinden daha üstündür. Bu fakire göre, buna benzer sözler doğru ol952 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sazeliyye/" şâzeliyye /a

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/maktan/" maktan /a uzaktır. Çünkü nübüvvetteki teveccüh sadece halka doğru değildir. Aksine bu teveccühle beraber aynı zamanda Hakk'a doğrudur. Çünkü onların bâtınları Hakk ile, zâhirleri ise halk ile beraberdir. Teveccühü sadece halka doğru olan