Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

zekât (Tasavvuf Sözlüğü)

lss3) (Şeriatın, imân vasıflarını kapsayan on iki hasletinden) üçüncüsü zekâttır. Bu, temizliktir. (Küt, II, 140 Zekâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , nimetin şükrünü kendi cinsinden edâ etmektir. …

lss3) (Şeriatın, imân vasıflarını kapsayan on iki hasletinden) üçüncüsü zekâttır. Bu, temizliktir. (Küt, II, 140

Zekâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , nimetin şükrünü kendi cinsinden edâ etmektir. Sıhhat, büyük bir nimettir. Her âzanın (organın) bir zekâtı vardır. Bu da insanın bütün âzalarını hizmete hasretmesi ve ibâdetle meşgul etmesi, nimetteki zekât hakkını ödeyinceye kadar hiçbir oyun ve eğlenceye meyletmemesidir. (Hücvîrî, 376

(Zây ile yazılan) zekât, bazı malların temizlenmesidir. (Zel ile yazılan) zeküit ise, hayvanlardan bazılarının (boğazlanarak) temizlenmesidir. İkisi arasındaki en mühim ortak nokta, her ikisini işleyen kişinin de bir artma ve nemâlanma elde etmesidir. Nitekim âyette, Kad efleha men zekkâhâ buyurulmuştur. Yani, artan şey, aynı zamanda Hakk'ın kişinin kuvveti hâline gelmesi için, onu bereketlendirmiş ve temizlemiş olur (müellif, bu âyeti zekât olarak yorumlamış görünmekle birlikte, nefsin temizlenmesi olarak yorumlayanlar da vardır). (Fütühât, IV, 436

Tahâret (temizlik), kalbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a (Allah'tan başka her şeyden) temizlemektir. Abdest, kalbi kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktan /a ve çirkin şehvetlerden temizlemektir. Namazda kalbin dosdoğru yönelişi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a kıblesine bağlanmasıdır. Zekat, kalbi gelirlerden elde edilen kazançlardan tecrid etmek (soyutlamak), çıkarınaktır. (Ravza, 196

zevâ'id ) Zevâid, gayba imân ve yakindeki artmalardır. İmân ve yakin arttığı zaman hâl, makam, irâde ve muâmelelerdeki sıdk ve ihlâs da artar. (Lüma', 415

Zevâid, kalbin nürlarındaki artmalardır. (Hücvîrî, 466

Zevâid, gaybe imân ve yakindeki artmalardır. (Istılâh, 536

Süfilerin ıstılâhında zevâid, gayba imân ve yakindeki artmalardır. (Fütühât, II, 509

zevâhir( ,â1,5) (zevâhir-i enbiyâ ; zevâhir-i 'ulüm; zevâhir-i vuslat

Zevâhir-i enbiyâ (peygamberlerin parıltıları), zevâhir-i ulüm (ilimlerin parıltıları), zevâhir-i vuslat (vuslat parıltılarıj, tarikata ait ilimlerdir. Çünkü bu ilim, ilimlerin en şereflisi, en nürlusu ve Hakk'a vuslatın vâsıtasıdır. (Kâşânî, 56; Câmi', 85

zevk-şürb-reyy — — G45) (zâ'ik-şârib-reyyân

Zevk şürbün (tatmak, içmenin) başlangıcıdır

Şürb, temiz rüh ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gonullerin/" gönüllerin /a , kerâmetlerden kendilerine vârid olanları alması ve bunlarla nimetlenmesidir. Bu hâl kulun Efendi'sine yaklaşarak, kalbine vârid olan müşâhede nürlarıyla beslenip nimetlenmesi sebebiyle, susuz insanın su içmesi demek olan şürb'e benzetilmiştir. (Luma , 449

Zevk ve şürb, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasavvuf/" tasavvuf /a ehli arasında çokça kullanılan ifâdelerdendir. Onlar bu iki ifâdeyle; tecelli meyveleri, keşflerin neticeleri ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/varidatin/" vâridâtın /a kendilerine getirdiği mânevi hâller türünden yaşadıkları vecdi anlatırlar

Bu hâllerin ilki zevktir, sonra şürb, daha sonra da reyy (kanmak; gelir. Onların muâmelelerindeki saflık mânâların zevkini (mânevi hayâtı tatmalarını), makamlarının gereğini yerine getirmeleri şürbü (bu mânâlarla beslenmelerini), vuslatlarının devamlılığı da reyyi gerekli kılar. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , zevk hâlinde olan mütesâkir (sekr hâli yaşamaya çalışır, yarı sarhoştur), şürb hâlinde olan sekrân (sekr hâli yaşar, sarhoştur), reyy hâlinde olan ise sâhidir (sahv hâli yaşar, uyanıktır

Hubbu (sevgisi) kuvvetli olanın şürbü sürekli olur. Bu sıfat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a sürekli hâle geldiğinde, şürb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a sekr hâli çıkmaz. Çünkü o, her türlü hazdan fâni olarak Hakk'la sâhidir (sahv hâlindedir). Gelen vâridler ona te'sir etmez, bulunduğu makam değişmez. Sırrı saflaşmış olan kişide şürb hâli bulanıklığa yol açmaz. Gıdası şarâb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a , şarâbsız kalmaya sabr edemez, şarâbdan ayrı kalamaz. (Kuşeyri, 42

Süfi topluluğu, tâattaki tatlılığı, kerâmetteki lezzeti ve ünsteki rahatı şürb olarak isimlendirmiştir. Hiç kimse şürb (bir şeyde hazzı) olmadan asla bir şey yapamaz. Bedenin şürbü sudan olduğu gibi, kalbin şürbü de rahatlık ve tâatın tatlılığındandır

Zevk de şürb gibidir. Ancak şürb, sadece rahatlama için kullanılır. Zevkin ise, hem rahatlama, hem de sıkıntı için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kullanilmasi/" kullanılması /a güzeldir. Birinin Muhâlefeti tattım, belâyı tattım, rahatlığı tattım... demesi gibi. Bütün bunlar sahihtir. (Hücvîrî, 475

Allah Teâlâ buyurmuştur ki İşte bu zikirdir. Enbiyâ, 21/24, 50; Sâd, 38/49) Zevk, vecdden daha kalıcı, berkten (kulu tasavvuf yoluna girmeye çağırmak için paralayan ilk parıltıdan) daha açıktır. Üç derecesi vardır: İlk derecesi, (tasavvuf yoluna) hazır olmanın tadını tasdik etme zevkidir. Bu zevki ne bir zan idrâk edebilir, ne bir son alıkoyabilir, ne de bir temenni ona mâni olabilir. zevk-şürb-reyy

Zevkin ikinci derecesi, ünsün tadını arama zevkidir. Bu zevkin sâhibine, kendisini ondan alıkoyacak hiçbir şey musallat olamaz, hiçbir ârız onu uzaklaştıramaz, hiçbir tefrika da onu bulandıramaz

Zevkin üçüncü derecesi ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a lezzetinin sona ermesi zevki, cem lezzetinin himmetinin zevki, müşâhede lezzetinin mehabbetinin zevkidir (tadılmasıdır;). (Menâzil, 35

Karşılaştığın her sevimli ve sevimsiz şey ya şu anda mevcüd olan, ya geçmişte meydana gelmiş olan yahut da gelecekte olacak ya da beklenmekte olan şeydir... Şu anda mevcüd olan bir şey aklına gelirse, buna vecd , zevk ya da idrâk denir. Vecd denmesinin sebebi, onun, kendi nefsinde bulmuş olduğun bir hâl olmasıdır... (İhyâ , IV, 174

Kerâmât-ı evliyâ (velilerin kerâmetleri), kesinlikle peygamberlerin başlangıcıdır (veli ne kadar kerâmet izhârında bulunursa bulunsun, bu ancak peygamberliğin başlangıcıdr, velinin bu noktadan ileri geçebilmesi imkânsızdır). Allah Resülü

, Rabb'iyle başbaşa kaldığı ve ibâdette bulunduğu Hırâ dağına çıktığı zaman ilk hâli böyle idi. Nitekim Arablar Muhammed Rabb'ine âşık oldu demişlerdi. Bu hâl, o yola girenin zevkiyle (tatmasıyla) gerçekleşir. Bu zevki tatmayan kimse, bu hâli onlarla bir araya gelerek ve onlardan dinlemekle bilebilir. Onlarla çokça sohbette bulunursa hâl karineleriyle onları yakin olarak anlayabilir. Onlarla oturup kalkan kimse onlardan bu imânı elde eder. Onların meclisine katılan kimse kötü olmaz. Onların sohbetinden yararlanmayan kimse delillerin şâhidliğiyle bunun hakikaten mümkün olduğunu bilmelidir. (Munkız, 142

Zevk, gözle görmek ve elle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a gibidir. Bu zevk, sadece süfilerin yoluyla elde edilebilir. (Munkız, 150

Zevk imân, şürb ilim, reyy ise hâldir. Zevk bevâdih ehlinin (kalbine ansızın mânevi hâller gelip giden kişilerin), şürb, tavâli, levâih ve levâmi ehlinin (mânevi hâllerin bir nebze daha kalıcı olduğu kişilerin), reyy ise ahvâl ehlinindir. Çünkü