Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

zıll-i ilâh (Tasavvuf Sözlüğü)

Zıll-i ilâh; Vâhidiyyet mertebesini tahakkuk ettiren a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan-i-kamil/" insân-ı kâmildir /a . (Kâşânî, 166; Câmi’, 89 zikr/ezkâr 1259 zikr/ezkâr (âdâb-ı zikr; rihle; sultân-ı zikr; zât …

Zıll-i ilâh; Vâhidiyyet mertebesini tahakkuk ettiren a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan-i-kamil/" insân-ı kâmildir /a . (Kâşânî, 166; Câmi’, 89

zikr/ezkâr 1259 zikr/ezkâr (âdâb-ı zikr; rihle; sultân-ı zikr; zât bi'l-kalb; zikr 'alâ tariki'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mufazale/" müfâzale /a ; zikr bi'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a ; zikr-i âhiret; zikr-i ârifin; zikr-i celi; zikr-i ehl-i zâhir; zikr-i evvel; zikr-i hafi; zikr-i hafiyy-i kalbi; zikr-i hakiki; zikr-i sâni; zikrullah

Burada zikrin aslı, kalbin devamlı sürette Hakk'la beraber olmak süretiyle huzür bulması ve unutmaktan kurtulmasıdır

Zikrin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayattaki/" bidâyâttaki /a (başlangıçlardaki) süreti zikr-i zâhir façık zikir ya da Allah'ın Zâhir isminin zikredilmesi), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ebvab/" ebvâbdaki /a (bablardaki, girişlerdeki) süreti zikr-i hafi, muâmelâttaki süreti ise zikr-i fe âlün limâ yüriddir (her dilediğini yapanı anmak ya da O'nu bu isimle zikretmektir). Bu da bütün fiilleri O'ndan ve bütün işleri O'nun elinde görerek olur

Ahlâkta zikir, ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a hatırlama ve onunla ahlâklanma şevk ve arzusudur. Edviyede zikir, zikir yoluyla O'ndan mârifet ve hakikatlere yükselme ve gizlice kulak vermektir. Alıvâlde (hâllerde) zikir, sürekli O'nunla sohbet ve O'na a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtta /a bulunmaktır

Velâyâtta zikir, devamlı olarak, samimiyet ve O'nun hoşuna gidecek şeyler yapmaktır. Hakâikte zikir, müşâhede ve muâyeneye devam etmektir. Nihâyâtta ise, kendi zikrini görmekten de kurtularak, Hakk'ın zikrini müşâhede etmek ve zâkirin beka hâlinde zikirle beraberken iftira ettiğini anlamasıdır

Bidâyette dört şeyde yanıldım: Sandım ki, O'nu zikreden, tanıyan, seven ve isteyen benim. (Yolun) sonuna varınca gördüm ki, O'nun zikri benim zikrimden, O'nun mârifeti benim mârifetimden, O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbeti /a benim mehabbetimden, O'nun istemesi benim istememden önceymiş

Zikir iki çeşittir: Birincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tehlil/" tehlil /a , tesbih ve Kur'ân tilâvetidir. İkincisi ise Allah Teâlâ'yı, O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isimlerini/" isimlerini /a ve sıfatlarını, ihsânını bütün yaratıklara yaymasını ve takdirinin hükümrân olduğunu hatırlarken, kalbleri bu zikretmenin şartlarını yerine getirme konusunda uyarmaktır

Râciüna (ümidli olanlara) O'nun vaadini, hâiflere (korkanlara) O'nun vaidini (cezâsını), mütevekkillere (tevekkül sâhiblerine) O'nun kifâyetini (yeterli olduğunu, yeteceğini), murâkıbine de Allah Teâlâ'nın kullarının başlarına gelen her şeyden haberdâr olduğunu, muhibblerelsevenlere) de O'nun nimetine dikkatle bakmalarını hatırlat! (Luma , 291

Zikrin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , zikir esnâsında zikrettiğin şeyin dışındaki her şeyi unutmandır. Nitekim âyette Unuttuğunda Rabb'ini hatırla buyrulmuştur. Yani, ancak Allah'tan başkasını unuttuğunda Allah'ı zikretmiş olursun. (Ta'arruf, 74

Zikir gafleti kovmaktır. Gafleti ortadan kaldırdığında, sussan da zikir hâlindesin. Cüneyd'in şu beytini söylemişlerdi:

Zikrettim Sen'i

Sen'i bir an bile unuttuğum için değil ama bu

dilimdeki zikirdir

zikirlerin en kolayı

Ebu'l-Kasım Bağdâdi'nin şöyle dediğini duymuştum: Büyük zâtlardan birine, Neden âriflerin nefsleri zikirden bıkıyor da, fikirle mutmain oluyorlar, hâlbuki fikir merkeze ulaşmaz, ezkârın (zikirlerin) ise gizli kalan bedeli vardır diye sordum. Bana şöyle cevâb verdi: Onların nefsleri, ezkârın meyvelerini küçümsemişler, zorluklarına tahammül etmemişlerdir. Fikirlerin ardında bulunan şeylerin şerefi onların gözlerini kamaştırmış ve onları mücâhedelerinin eleminden uzaklaştırmıştır. (Ta'arruf, 74

Zikir birtakım kısımlara ayrılmıştır. Birincisi kalbin zikridir. Bu, zikredilen şeyin unutulmaması ve zikredilmesidir. İkincisi zikredilenin sıfatlarının zikredilmesidir. Üçüncüsü ise zikredilenin müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a . Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a fâni olunur (zikrin farkında olunmaz). Çünkü zikredilenin sıfatları seni kendi varlığından fâni kılar, böylece sen de zikrinde fâni olursun. (Ta'arruf, 76

Zikir, Hakk Sübhânehü ve Teâlâ'nın yolunun en kuvvetli rüknü, hatta bu yolun temel direğidir. Hiç kimse, devamlı zikir hâinde olmadan Allah Teâlâ'ya ulaşamaz. Zikir iki kısımdır; dil zikri, kalb zikri. Kul, dilin zikriyle kalbin zikrini sürekli hâle getirir ve kalb zikrinin te'sirine ulaşır. Eğer kul, dili ve kalbiyle zikr ederse, sülük hâlindeki vasfında kâmil olur

Üstâd Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini işitmiştim: Zikir, veliliğin menşürudur (belgesidir). Kim zikirde muvaffak olursa, kendisine bu menşür verilir. Zikirden mahrüm kalan, bu menşürdan da mahrüm kalır.

Nakledildiğine göre Şibli, sülükunun ilk zamanlarında her gün bir mağaraya girer ve yanına bir deste de değnek alırdı. Kalbine herhangi bir gaflet ârız olduğunda, bu değnekler kırılıncaya kadar kendisini döverdi. Nice zaman akşam olmadan bir deste değnek tükenirdi, o zaman da el ve ayaklarını duvara vururdu

Denilmiştir ki: Allah'ı kalble zikretmek, müridlerin kılıcıdır, düşmanlarına karşı o kılıçla savaşırlar, kendilerine gelecek olan belâ ve âfeti o kılıçla def ederler. Kula bir belâ yaklaştığı zaman, kalbiyle Allah Teâlâ'ya sığınırsa, o belâ kendisinden derhâl uzaklaşır ve sevmediği her şeyden kurtulur.

Vâsıti'ye zikrin ne olduğu sorulmuş, o da şöyle cevâb vermişti: Zikir, korkunun galebesine ve sevginin şiddetine göre, gaflet meydanından müşâhede fezâsına çıkmaktır. (Kuşeyri, 110

zikr/ezkâr 1261

Zikir fikirden daha mükemmeldir, çünkü Hakk Sübhânehü, fikirle değil zikirle vasıflanır. Hakk Sübhânehü'nun kendisini vasıflandırdığı bir sıfat, (sadece) kulunu vasıflandırdığı bir sıfattan elbette daha mükemmeldir. (Kuşeyri, 111

Allah buyurmuştur ki: Unuttuğun zaman Rabb'ini zikret. Yani, (O'ndan) başkasını unuttuğunda, zikrederken kendini unutur, sonra O'nu zikrederken kendi zikrini unutur, daha sonra Hakk'ın zikrindeyken bütün zikirleri unutursun. Zikir, gaflet ve unutkanlıktan kurtulmaktır

Zikrin üç derecesi vardır: Birinci derecesi, zâkirin, senâ, duâ ve riâyet türünden olan zikridir

İkinci dercesi zikr-i hâfidir. Bu, her türlü kayıttan kurtularak müşâhede saha