Zıll (gölge), perde arkasında rahatlığın vücüdudur. (Istılâh, 539
Zıll, mâdümâttan ibâret olan âyân-ı mümkünenin taayyünleriyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a (yokluktan başka bir şey olmayan, sonradan var edilmiş özlerin taayyünleriyle ortaya çıkan) izâfi vücüddur (varlıktır). Bu, O'nun isimlerine mensüb olan ve hârici bir varlık olan Nür ismiyle zuhür eder. Onun ademiyyetinin zulmeti (yokluğunun karanlığı), zâhir olan nüru kendi süretleriyle örter. Böylece zıll'ın nürla zuhür etmesi ve onun kendisindeki yokluğundan dolayı zıll olur. Allah şöyle buyurur: Rabb'inin zıllı (gölgeyi) nasıl uzattığını görmedin mi? Furkân, 25/45) Yani izâfi vücüdu mümkünâta nasıl yaydığını görmedin mi?
Zulmet (karanlık), bu nürun karşısında olup ademdir (yokluktur). Her zulmet, vazifesi nür saçmak (aydınlatmak) olan nürun yokluğundan ibârettir. Bundan dolayı küfür, vazifesi kalbi aydınlatmak olan insan kalbindeki imân nürunun yokluğundan dolayı zulmet olarak adlandırılmıştır. Allah şöyle buyurur: Allah, inananların dostudur, onları zulmetlarden (karanlıklardan) nüra (aydınlığa) çıkarır. (Kâşânî, 6, 165; Câmi’, 89
(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nur-zulmet/" nür-zulmet /a
