Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

zim bu'du'l-bu'da (Tasavvuf Sözlüğü)

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a ettiğimiz mânâ olduğunu söyle demiştir. (Luma", 84 Seri Sakati'ye kurbun mânâsı sorulmuş, o da, buna Kurb itâattir şeklinde cevâb vermiştir. Bir başkası bu mânâyı şöyle …

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a ettiğimiz mânâ olduğunu söyle demiştir. (Luma", 84

Seri Sakati'ye kurbun mânâsı sorulmuş, o da, buna Kurb itâattir şeklinde cevâb vermiştir. Bir başkası bu mânâyı şöyle açıklamıştır: Kulun (Rabb'ine karşı) hem nazlı, hem de zelil olmasıdır.

Kurb Allah'ın fiillerini üzerinde müşâhede etmendir. Bunun mânâsı, Allah'ın fiillerini ve sana verdiği nimetleri görmen, karşılığında da kendi fiil ve mücâhedelerini görmekten gaib olmandır. (Ta'arruf, 77

Müşâhede ve kurb hâli şöyledir: Kul yakin bir ilim ile kalbin safâsına çıkar. Kalbin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safasi/" safâsı /a kulu, kalbinde Hakk hâtırı dışında hiçbir şeyi geçmeyecek şekilde gözle müşâhede makamlarına yükseltir. Öyle ki ona isyân edecek olsa Hakk'a isyân etmiş olur. Bunu terk ya da göz ardı etmekle kalbe keder (bulanıklık) ârız olur. 566 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kurb-bu-d/" kurb-bu'd /a

Kalbin kederlenmesi, kararması demektir. Bu da kalbin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kasvet/" kasvet /a noktasındaki makamlarıdır. Bu makamlar bu'dun (uzaklığın) başlangıcıdır

Şöyle işittim: Küçük de olsa yapılan her fiil için üç tane defter açılır. Bunların birincisi niçin defteridir. İkincisi, nasıl defteridir. Üçüncüsü de kim için defteridir. Niçin? Yani niçin yaptın mânâsındadır. Burası a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a hükmüyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a vasfından gelen bir mevzii ibtilâdır fimtihân yeridir). Yani Bunu Mevlâ'n için mi yoksa nefs-i hevândan dolayı mı yaptın? mânasına gelir. Mevlâ'sının emrettiği gibi üzerine düşeni yaparak bu defterden kurtulursa bu sefer ikinci defterin sorusu sorulur. Ona: Bunu nasıl yaptın? diye sorulur. Orası ilimle sorgulama yeri olup ikinci a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihândır /a . Yani Yapman gerekeni yaptın. Peki onu bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yaptın? diye sorulur.

Allah Teâlâ e, kendi yolunda ve ilmin gereklerine göre yapılmayan bir ameli kabül etmez. Şayet bu defterden de kurtulursa önüne üçüncü defter açılır ve ona Niçin? diye sorulur. Bu yol rubübiyyet rızası için ihlasla taabbüd (kulluk etme) yoludur. Bu ise üçüncü imtihândır. (Küt, I, 80

Kurbun başı takarrüb (yaklaşmaya çalışmak), sevginin başı da sevmeye çalışmaktır. Onların teellüf (uyum sağlamaj, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/te-lif/" te'lif /a (birleştirme) ve târif sıfatları vardır. Onlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ebrar/" ebrâr /a (iyiler) olan kimselerdir. (Küt, I, 241

Kurbun ilk mertebesi, vakti Allah'a itâat ve ona ibâdet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a geçirmekle vasıflanmaya yaklaşmaktır. Bu'd ise O'na muhâlefet etmek ve itâat bakımından O'ndan uzaklaşma kirine bulaşmaktır. Bu'dun başlangıcı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfikten /a , sonra tahkikten uzaklaşmaktır. Zaten tevfikten uzaklaşmak da tahkikten uzaklaşmak demektir. (Kuşeyri, 45

Seyr kalbin seyridir. Kurb (yakınlık), sırlara yakınlıktır. Amel, bedenle şeriatın sınırlarına riâyet etmek ve Allah için O'nun kullarına tevâzuda bulunmak süretiyle mânâların amelidir. Kendi nefsine değer verenin değeri yoktur. Amellerini halka gösterenin ameli yoktur. Ameller kalabalıkların olduğu yerlerde değil, kimsenin olmadığı yerlerde yapılır. Tabii farzlar bundan müstesnâdır. Bunların a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a açık yapılması gerekir. (Feth, 30

Tevhid kalbdedir, zühd kalbdedir, takvâ kalbdedir, mârifet kalbdedir, Hakk'ı bilmek kalbdedir, Hakk Teâlâ'yı sevmek kalbdedir, O'na kurb (yaklaşmak) kalbdedir. (Fetli, 49

Kurb (hâli), Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a gâib olarak onun huzürunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmeti /a (dikkati) toplamaktır. (AÂdâb , 21

Kurb, daima itâat içinde olmaktır. Kavseyn in hakikatine de kurb denilmektedir

Bu'd daima muhâlefet üzere kalmaktır. Bu'd bazen senden kaynaklanır ve hâllerin birbiriyle farklılığına göre değişir. Böylece hâllerin sebebleriyle kasd olunan şeye delâlet eder. Kurb da böyledir. (Istılâh, 533

Kurb, ancak kulun sıfatı olmalıdır. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a kul, Hakk'ın kurb ile vasıflanması gibi Hakk tarafından kurb ile vasıflanır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir . Insanlar hangi sürette tecelli ederse etsin, daima Hakk'la birlikte olmak isterler. O ise daima kullarının süretinde tecelli eder durur. Kul da devamlı olarak eyniyetten (bir yerde bulunmaktan) hâli kalmadığı gibi, her zaman tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a yerde onunla birlikte olur. Kul nerede daim ise Allah onunla beraberdir. Hakk'ın eyniyeti, tecelli ettiği yerdeki süretidir

Ârifler daima kurb müşâhedesinde bulunurlar. Çünkü onlar hem kendi nefslerindeki, hem de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendilerinin/" kendilerinin /a dışındaki süretleri müşâhede hâlindedirler. Bu da Hakk'ın tecellisinden başka bir şey değildir. İtâatler ile kaim olan kurba gelince, o, kulun şekavetten kurtulmak süretiyle (elde ettiği) saadetidir. Kulun saadeti bütün hedeflerine nail olmasındadır. Bu da ancak Cennet'te olur. Dünyâda ise saadetine engel olan bazı maksadlarından vazgeçmesi gerekir. Kurb-i âmme ya da kurb-i âmın favamın yakınlığı) saadete yaklaşmaktır. Böylece kul, mesut (insanlar zümresinden) olmak için itâat eder. (Fütühât, IL, 548

Bu'd, muhâlefet üzere kalmaktır. Bazen senden gelen şeye de bu isim verilir. Senlikten uzaklıktır yakınlık

Birdir tek ve çift

Namaz için saflarınızı düzeltin

Odur yaklaşma ve yücelmenin kaynağı

Diyen imamı gördüğüm zaman

Anladım ki benim

yalnızca benim varlığım içindir beka

yalnızca benim varlığım için yücelik

Şunu bilesin ki bu'd, birbiriyle farklılığına göre değişir. Böylece hâllerin sebebleriyle kast olunan şeye delâlet eder. Hâller ve bahsettiğimiz şeylerin tamamı kurb olur, eğer kula ait bir sıfat değilse onun yokluğu bu'dun ta kendisidir. Bu, süfilerin işâret etmiş olduğu bu bahsi de içine alır

Bize göre bu'dun hükmü şudur: Onların bu'd dediklerini kabül etmekle beraber benim görüşüm şübhesiz onlardan farklıdır. Yalnız biz onların göz ardı ettikleri bazı şeyleri ilâve ettik. Onlar bizim söyleyeceklerimizi bilmez değiller

Ne var ki onlar bu'd hakkındaki bilgiyi kurb bahsine dahil etmişlerdir. Bunun sebebi kurbun bir araya gelmek, bu'dun da ayrılmak mânâsına gelmesidir. Cem hâlinde vâki olan şeyle fark hâlinde vâki olan şey aynı değildir. O hâlde bu'd kurbdan ayrıdır. Bir şeyde iki durum bir araya geldiğinde bu durum, kurbun son noktası olur. Çünkü onlardan her biri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a birleşme gerçekleşen husüsta kurb-bu'd

diğeriyle aynıdır. Birbirinin aynı olan iki şeyden birisi, ötekinde bulunmayan bir sıfatla diğerinden farklı olduğu zaman, o ondan ayrı şey demektir. İşte ondan