Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 4, 2026

Divanlar

Tasavvufi duyuş ve düşüncenin anlaşılmasında ve aktarılmasında mühim bir görevi de Divanlar görmüşlerdir. Tekke hayatı başından beri şiir ve musıki ile beraber olmuştur. Osmanlı döneminde yaşayan sufilerin büyük bir …

Tasavvufi duyuş ve düşüncenin anlaşılmasında ve aktarılmasında mühim bir görevi de Divanlar görmüşlerdir. Tekke hayatı başından beri şiir ve musıki ile beraber olmuştur. Osmanlı döneminde yaşayan sufilerin büyük bir çoğunluğu bu sanat dallarında söz sahibi olmuş, bir kısmı da müstakil divan meydana getirecek kadar güçlü olmuştur.

Tekke atmosferini terennüm eden sufilerin başında Yunus Emre'yi saymak, ondan önce yaşayan Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet'ini de unutmamak gerekir. 12.000 beyitlik Garibname'yi yazan Aşık Paşa (Öl. Kırşehir, 734!1333), Seyyid Nesimi ve Eşrefoğlu ile devam eden bu gelenek 17. yüzyılda bir başka zirve ile karşılaşmıştır: Niyazı-i Mısri (Öl. Limni, 1105/1694). Bu sahanın diğer "usta"larından birkaç tanesinin adı verilebilir:

Aydınlı Dede Ümer, Kemal Ommi, Karahisarlı Abdürrahim, İbrahim Tennuri, Ahmed Sarban, Vizeli Alaaddin, Bursalı İsmail Hakkı, İbrahim Hakkı, Aziz Mahmud Hüdayi, Sinan Ommi, Kütahyah Gaybi, Şeyh Galip, Hasan Gülşeni, Kuddusi, Sivash Suzi, Mehmet Ali Hilmi, Dede Osman Şemsi, Şemseddin Sivasi ...

Bu divanlar sadece bir dervişin dini, ahlaki, tasavvufi duygularını aktarmakla kalmaz, dönemi ile ilgili faydalı bilgiler de verirler. Tekke şiirlerinde, toplumun tekkeye bakışını, devlet-tekke ilişkilerini, mürid ve mürşidlerin kaabiliyetlerini, tasavvufi hayatta canlı olan gelenekleri, tekke mensuplarının birbirlerine bakışını bulmak zor değildir.