Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 4, 2026

Farsça Eserler

Keşfu'l-Mahcôb Ali Hucviri (Öl. Lahor, 465/1072) Kuşeyri ile çağdaş olan Hucviri'nin bu eseri Farsça kaleme alınan ilk ve önemli tasavvuf klasiklerinden biridir. Tasavvufi meselelere bakış tarzında Hucviri, Kuşeyri, ile …

Keşfu'l-Mahcôb

Ali Hucviri (Öl. Lahor, 465/1072)

Kuşeyri ile çağdaş olan Hucviri'nin bu eseri Farsça kaleme alınan ilk ve önemli tasavvuf klasiklerinden biridir.

Tasavvufi meselelere bakış tarzında Hucviri, Kuşeyri, ile benzerlik arzediyorsa da Mutezile başta olmak üzere bazı mezheplere sert bir tavır takınmak ve gerekli yerlerde tenkidlerini sıralamak konusunda ondan ayrılmaktadır.

.

Diğer taraftan Kuşeyri, tartışmalı konulara girmernek için Hallac'tan bile bahsetmezken, Hucviri ona geniş yer vermiştir.

Hucviri eserinin ilk sayfalarında ilim, dervişlik, tasavvuf, fakr, safvet ve melamet gibi bazı temel konuları tartıştıktan sonra biyografi bölümüne geçmiştir. Kuşeyri'den farklı olarak bu bölüme Hz. Peygamber'in arkadaşlarıyle başlamış diğer büyük alimlerle devam etmiştir.

100 kadar suliyi tanıtan bir bölümden sonra diğer temel ıstılahlar genişçe izah edilmiştir.

Tasavvuf terimlerini ve zahidane hayatı genişÇe aktarırken bazı kavramları bir ibadetle aynileştirerek ele alması onun özelliklerinden biridir. Bu açıdan ibadetlerin tasavvufi yorumları en iyi bu kitapta anlatılmıştır.

Jukovski'nin neşrettiği (Leningrad, 1926) Keşfu'lMahcub'u, Nicholson İngilizce'ye (1911), Abdülhadi Kandil Arapça'ya (Kahire, 1974), Süleyman Uludağ da Hakikat Bilgisi adıyla Türkçe'ye tercüme etmiştir (İst. 1982).

Tez ki re

Feridüıldin Atttır (Öl. Ni.şabur, 618!1221)

Klasik manada bir sufi olmamakla beraber Attar, Tezkiretu'I-Evliya'sında kendinden önce yaşayan 100 kadar zahid ve sufinin hayat hikayeleri, anekclotları ve tesbitlerine yer vermiştir. Eser Farsça'dır. Biyografi anlamına gelen "tezkire" geleneğinin -bilindiği gibi- bizim kültürümüzde de mühim bir yeri vardır. Meşhur Mantıku't-Tayr'ın (kuş dili) sahibi olan Attar, Tezkiretü'I-Evliya'da ele aldığı sufileri edebi uslubuyla anlatır. Bu ifade güzelliği ve tasavvufi zevki Mevlana'nın onun hakkında söylediği "Hallac'ın ruhu Attar'da ortaya çıkmıştır" sözünü doğrulamaktadır. 988 menkıbe ve 2864 tasavvufi veeize ihtiva eden eserin bir diğer özelliği de Rabiatu'I-Adeviyye gibi bazı sufiler hakkında verdiği bilgilerin diğer eserlerde mevcut olmamasıdır. Birkaç defa -kısmen veya tamamen- Türkçe'ye tercüme edilen Tezkire'nin ilmi neşri R. Nicholson tarafından yapılmıştır (Londra, 1907). Uygurca'ya yapılan tercümesini neşreden Pavet do Courteille, Tezkire'yi Fransızca'ya da çevirmiştir (Paris, 1886). Arapça tercümesi de vardır. En son Turkçe ilmi tercüme Süleyman Uludağ'a · aittir (Bursa, 1984).

Mesnevi

Mevlıimi (Öl. Konya, 67211273)

İslam kültürünün evrensel şöhrete ulaşan eserlerinden biri de Mesnevi'dir. Yaklaşık 26.000 beyiten meydana gelen bu manzum eserin en büyük özelliği tasavvuf ahlakı ve felsefesi ile ilgili esasları hikaye ve menkıbelerle zenginleştirip "kıssadan hisse" usulüyle vermesidir.

Farsça ve manzum olan bu eserin çoğu, Mevlana tarafından değil müridi Husameddin Çelebi tarafından kaleme alınmıştır. Mevlana, tasavvufi düşüncenin bütün konularının yanında öğretici özelliğine inandığı fıkra ve şakalara da başvurmuş, anlaşılması ve anlatılması zor olan birçok tasavvufi terim, Mesnevi'nin açık, net ve coşkulu uslubuyla basite indirgenmiştir.

"Mesnevi Farsça Kur'3.n'dır", "Mesnevi Kur'an'ın özüdür" gibi tanımlamalara sebep olacak kadar yaygınlaşan ve sevilen bu eser, asırlardır çok değişik dünya dillerine de tercüme edilmiştir.

Türkçe tercüme ve şerhi çoktur. Bunların bir kısmı nazmen tercümedir. Nahifi tercümesi böyledir. En çok tutunan bir şerh de !smail Rusuhi Dede'ye aittir. Abdülbaki Gölpınarlı'nın 6 ciltlik şerhi bu faaliyetin şimdilik son halkasıdır. Mesnevi'yi kendi vezniyle Türkçe'ye çevirmeyi deneyen Abdüllah Özlerniz Hacitahiroğlu'nun çalışması tamamlanamamıştır.

Mesnevi ile ilgili ilginç bir gelişme de sadece bu eserin okunup anlatılması ve anlaşılması için "Darülmesnevi" adıyla bağımsız müesseselerin kurulmuş olmasıdır. Mevlevihanelerle birlikte Darulmesnevi'ler Farsça öğretiminin de merkezi olmuşlardır. N efahat

Abdu"ahman Cami (Öl. Herat, 898!1492)

Değişik asırlara ait tercüme-i hal (biyografi) kitapları o asırlar için ne kadar önemli ise değişik coğrafyalarda kaleme alınan kitaplar da böyledir. Bu eserler birbirlerinin eksiklerini tamamlamaktadırlar. Ncfahatu'l-üns (dostluk rüzgarları) daha önce yazılan Sülemi ve Herevi'yi esas almakla birlikte tanıttığı sufiler altı kat fazladır. Daha çok Ortadoğu ve Ortaasya sufilerine tahsis edilen, 34'ü kadın olmak üzere 616 sufinin hayat hikayesi ve tasavvuli düşüncesinden sözeden Nefahat da Vahdet-i Vucudcu, şair bir sufinin kaleminden çıkmıştır.

Eserin, Anadolu'da ve Balkanlar'da gelişen tasavvufi hayat açısından önemi ise Cami'nin vefatından 29 sene sonra Lamii Çelebi tarafından Türkçe'ye çevrilmiş olmasıdır. Lamii Çelebi (Öl. Bursa, 933/1532), tercümesini yaparken Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Geyikli Baba, Yazıcıoğlu Muhammed Efendi, Hamiduddin Aksarayi ... gibi Anadolu'da yetişen bazı sufıleri ilave etmeyi unutmamıştır.

Nefahatı, Ali Şir Nevayi (Öl. Herat, 907/1501) Çağatay Türkçesine, Zekeriyya Osmani, Arapça'ya, Silvestre de Sacy'ı "Giriş" kısmını Fransızcaya çevirmiştir.

Lamii tercümesi basılmıştır. (!st. 1286).

Bu Farsça eserlere şunlar da ilave edilebilir:

Necmuddin Daye: Mırsadü'l-lbad

Şebüster1: Gülşen-i Riiz

Azizüddin Nesefi: İnsan-ı Kamil

Eflak1: Menakıbu'I-Arifin

Masum Şiraz1: Taraiku'I-Hakaik. (Sonuncusu hariç diğerleri Türkçe'ye tercüme edilmiştir.