Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 4, 2026

Gel Gidelim Dosta Gönül

Her ilmin ve her sistemin kendine özgü terimleri olduğu, bu terimlerin zaman içinde çoğalıp geliştiği bilinen bir durumdur. Tasavvuf ıstılahlannın da bu yolu izlediği görülmektedir. tsıa.m coğrafyası genişledikçe bu …

Her ilmin ve her sistemin kendine özgü terimleri olduğu, bu terimlerin zaman içinde çoğalıp geliştiği bilinen bir durumdur. Tasavvuf ıstılahlannın da bu yolu izlediği görülmektedir. tsıa.m coğrafyası genişledikçe bu artış devam etmiş ve yüzlerce ıstılah günümüze ulaşmıştır.(*)

İlk yüzyıllarda bu terimlerin kaynağı Kur'an ve Hadis idi. Sufiler bu kaynaklardan aldıklan terimlere kendi dünyalannın boyutlarını da ilave ederek geliştirmişlerdir. Bu geliştirmede bazan Arap dilinin özelliklerinden, bazan şahsi buluş ve benzetişlerden, bazan da diğer ilimlerin açıklamalanndan istifade etmişlerdir.

Kelebiizi, Kuşeyri gibi sufi yazarlar rakam belirtmeden tasavvufi hal ve makamlar hakkında bilgi verirken, en eski tasavvuf klasiklerinden biri olan elLuma' adlı eserin sahibi Serrac (OL Tus, 378/988) makamların çokluğuna temas ettikten sonra şu yedili tasnifi getirmiştir: Tevbe, vera, zühd, fakr, sabır, rıza, tevekkül.

(*) Terimierin kısaca izahı için bkz. Süleyman Uludağ, TasavvufTerimleri Sözlüğü, İst. 1991.

13. yüzyıldan sonra Necmuddin Kübra'nın (Öl. Harezm, 618/1221) onlu tasnifi daha çok tutulmuştur. UsUl-ı aşere adıyla bilinen bu terimler şunlardır: Tevbe, zühd, tevekkül, kanaat, uzlet, (devamlı) zikir, (Allah'a) !eveccüh, sabır, murakabe, rıza.

Ebu Said Ebu'l-Hayr (Öl. 440/1048) kırkit bir tasnifi yaparken Heratlı sufi Abdullah Ensari (Öl. 481/1088) Menazilü's-sairin adlı küçük eserinde 100 temel terimi açıklamıştır. Ankaravi'nin Türkçe Minhacu'I-Fukara'sı anahtarlanyla bu eserin genişletilmiş şeklidir. Gümüşhaneli Ahmed Ziyauddin (Öl. İst. 1893) Câmiu'l-Usûl adlı Arapça eserinde 1000'li bir tasnife giderken, Ruzbihan Bakli (Öl. Şiraz, 6061209) Meşrebu'l-Ervah'ta 1001 tasavvuf ıstılahını konu edinmiştir.

Kitaplarda, hal ve makamlar genellikle birlikte açıklanınakla beraber, sufiler hal ve makam arasında fark görürler. Onlara göre hal anlık bir duygudur, şimşek gibi çakar ve geçer. Makam ise sufinin uzun zaman içinde bulunduğu bir tasavvufi hal ve ahlak kaidesidir.

13. yüzyıldan sonra tasavvuf terimleri iki farklı boyu ıla zenginleşti ve çoğaldı. Bunlardan biri Vahdet-i vılcud'la, diğeri ise tarikat ve tekke hayatıyla ilgilidir.

Vahdet-i vılcud, özellikle İbn Arabi'nin Futilhatu'I-Mekkiye adlı eseriyle pek çok ıstılahı tasavvuf kültürüne kazandırmıştır. Onun ıstılahat-ı Sufiyye adlı bir risalesi olduğu da bilinmektedir. Vahdet-i vılcudcu Abdürrezzak Kaşani (Öl. 730/1330) aynı isimli eseriyle bu konuya katkıda bulunacaktır. Fusılsu'l-Hikem şerhlerini de unutmamak gerekir.

Tasavvuf kültürüne pek çok terim kazandıran ikinci gelişme; tarikatların yaygınlaşması ve bu tarikatlara ait tekkclerde yaşanan hayatla birlikte yeni terimlerin oluşması ve çoğalmasıdır.

Mutasavvıflar, tasavvufi hayatı Allah'a doğru giden bir yolculuk olarak düşündükleri için bu hayata seyr ü sülük adını da verirler. Bu iki kelime, gitmek, girmek, yürümek gibi manalara gelir. Tasavvuf .terimlerini meydana getiren makamlar da bu manevi yolculuğun işaret taşları veya konaklama merkezleridir. Sözkonusu terimleri anlatan bazı escrlerin isimleri de bunu göstermektedir. Yukarıda adı geçen "Menazilu's-Sairin" "Yolculuk yapanların konaklama yerleri" anlamına gelmektedir.

Makamların saygı ve sıralanışları sufilere göre değişiklik arzettiği için o tasniflerden birine değil de bağımsız olarak birkaç tanesine temas edilecektir.