Bugün bilinen ve tanınan tarikatların 12. yüzyıldan sonra kurulduğuna daha önce işaret edilmişti. Günümüzde, tarikat deyince akla gelen Bektaşiye, Mevleviye, Kadiriye, Nakşibendiye, Rifaiye gibi "yol"ların kurucuları 12. yüzyıldan sonra yaşamışlardır. Tarikat kurucuları olarak bilinen bu şahsiyetler tıpkı mezheplerde olduğu gibi- bir tarikat kurmak için faaliyet göstermiş değillerdir. Yaptıkları iş tasavvufi konularda insanlara faydalı olmaya çalışmak, sohbet veya eserleriyle fikirlerini ifade etmekten ibarettir. Bu düşüncelerin sistem haline gelmesi ve onun ismine nisbet edilerek tasavvufi bir zümre oluşması sonraki asırlara ait bir olaydır. Onun için "hiçbir tarikat kurucusu, kendi tarikatının bugünkü şeklini tanımaz" demek bu açıdan doğrudur.
Zamanla her tarikatın adab-erkan dediğimiz iç kaideleri oturmuş, buna paralel olarak diğer tarikatlarla farklılıklar çoğalmış, güçlü mutasavvıflarla tarikatların tesir alanları genişlemiş, her tarikata ait zengin bir literatür meydana gelmiştir.
Bir başka gelişme de şudur: Bir kısım mutasavvıflar bağlı oldukları tarikatlara bazı yenilikler ve değişiklikler getirmişlerdir. Bu değişiklikler zamanla yeni bir "yol" olmuş ve böylece "tarikat kolu" veya "şube" adı verilen bölünmeler meydana gelmiştir. Bu durum "tarikatlar kaç tanedir" sorusunun cevabını da zorlaştırmıştır.
