Tasavvuf tarihinin en büyük kadın şahsiyeti Rabiatü'l-Adeviyye'dir. Basralı olan Rabia, özellikle tasavvufi düşünceye "aşk" boyutunu getirmekle tanınır.
"Büyük işleri hep erkekler yapıyor, kadınlardan Peygamber de yoktur, sen bu sözleri nereden buluyorsun?" diyenlere "Tarihte hiçbir kadin da Firavun gibi ben sizin en yüce Rabbinizim, demedi" şeklinde cevap vermişti.
Kuşeyri, Hucviri, Kelebazi gibi ilk dönem yazarları Rabia'yı sukutla geçerlerse de Aıtar, Tezkire'de ona geniş bir yer ayırır. "Erkeklerden bahsederken bu kadın nereden çıktı" şeklindeki bir soruya da şu Hadis'le karşılık vermiştir: 'ԱIlah sizin suretierinize bakmaz".
Rabia şöyle diyor: "Rabbım, eğer cehennemden korktuğum için sana tapıyorsam beni oraya at! Yok eğer cennete girmek için ibadet ediyorsam bana onu da haram kıl. Fakat sadece ve sadece senin için kulluk yapıyorsam ebedi güzelliğini temaşa etmeyi bana nasib et."
A. Schimmel'in tesbitlerine göre Avrupa, 13. yüzyıldan beri Rabia'yı tanıyor. Onu Batıya tanıtan ilk kişi Romon Lull'dur.
Daha sonra yazılan kitaplarda (Sıfatu's-Safve, Nefahat gibi) bazı kadın ziihideler anlatılmışsa da yeterli değildir. Bu tutumun neticesi olacak ki Selçuklular döneminde mühim bir sufi kadın teşkilatı olduğu anlaşılan Bacıyan-ı Rum hakkında elimizde olan bilgiler çok yetersizdir.
Margaret Smith'in 1928'de Londra'da hazırladığı Rabia adlı doktora tezi Türkçeye çevrilmiştir: Bir Kadın Sufi (İst 1991 ).
