Tasavvufi hayat kütüphaneler dolusu kİtapiara konu olduğu gibi çok kısa cümlelerle de ifade edilebilmiştir.
Mevlana'nın kendi hayatını "hamdım, piştim yandım" diye özetlernesi bunun en güzel örneklerindendir.
Bir diğer sufi de-bu üç kelimenin Arapça yazılışlarındaki benzerlik avantajını kullanarak-tasavvufu şöyle tarif etmiştir: Tahalli, tehalli ve tecellidir. Yani bütün fazlalıkları kalbden çıkarmak, bütün güzelliklerle onu süslemek, nihayet onu ilahi tecellileri aksettirecek derecede diri tutmak.
Yaygın ifadelerden biri de şudur: Şeriat, tarikat, hakikat. Bazı tasniflerde buna marifet de eklenmektedir.
Tasavvufu İslamdan ayrı bir sistem olarak tanımak ve tanıtmak isteyenler buradaki sıralamadan hareketle şiraatla tarikatın, tarikatla hakikatın birbirleriyle ilişkisi olmayan unsurlar olduğunu düşünmüşlerdir.
İslam tasavvufunu İslamdan ayrı düşünmenin yanlışlığı ortadadır. Bütün bu sıralamaları, şeriat dairesi içinde oluşan birtakım merhaleler olarak değerlendirmek gerekir.
"Hakikata ulaşanın şeriata ihtiyacı yoktur" düşüncesi hakkında Mevlana şöyle diyor: "Şeriat mum gibidir, yanar yol gösterir.
Ele mum almakla yol alınamadığı gibi, mum almadan da yol katedilmiş olmaz, Yola düştün mü, işte bu tarikattır. Sevgiliye eriştin mi bu hakikattır." Onun için "hakikatlar meydana çıkarsa şeriatlar batll olur" denilmiştir.
Niyazi-i Mısri de aynı şeye dikkat çekmiştir:
Şeriatın sözleri hakikatsız bilinmez
H akikatm sözleri tarikatsız bulunmaz
Şeriat, tarikat ve hakikat merhalelerini kateden
