Bu "iç tenkid"den başka bir de-tabir caizse-dış tenkid yani tasavvufi hayatın içinde olmayan alimierin tenkidi vardır. Tasavvufi düşüncenin başından beri karşılaştığı umumi tenkid "bidattır, dinde böyle bir şey yoktur, sonradan uydurulmuştur" ifadeleriyle özetlenebilir.
Daha sonraki yıllarda tarikatlar hak-batı! diye ikiye ayrılarak tasavvufi hayatın varlığı kısmen kabul edilmişti. Fakat bu tasnif şahıslara ve zamana göre değiştiği için sürekli olamamıştır. Mesela 15. yüzyılda Bedreddiniler en menfur kişiler iken, 18. yüzyılda Osmanlılarda en zındık dervişler Melamilerdi. 1826'dan sonra da sürülmesi, öldürülmesi gerekenler Bektaşilerdi.
Birçok kişiye göre reddiyelerle aforoz edilen Fusılsu'I-Hikem'in İslamla uzaktan yakından ilişkisi yoktu. Yaridaı da öyleydi.
17. yüzyılın dikkat çekici bir tartışması da, oturarak, ayakta yapılan zikir meclisleri ile ilgiliydi. Bunların meşru olmadığını savunan ulema devletin desteğini de alınca İstanbul'da tekkelerin bir kısmı uzun bir müddet kapalı kaldı. Bu tartışmalar karşılıklı pek çok risalenin yazılmasına da sebep olmuştur.
Eroğlu Nuri, şiirinde "Derviş, hıl der dönçn kilfir mi olur" diye sorarken Niyazi-i Mısri, Muhyiddin-i Arabi ile Şeyh Bedreddin'in dini ihya ettiklerini, Fusıls bir derya ise Yaridaı'ın onun ırmakları olduğunu söylemişti:
Muhyiddinle Bedreddin ettiler ihyay-ı din
Derye Niyazi Fusılı, enhandır Varidat
Bu bölüm şu tesbitlerle bağlanabilir:
Tasavvuf kültürüne bir bütün olarak bakildığı veya analiz edildiğinde, şu dört ana unsurdan meydana geldiği görülür:
1. Kavram ve Çerçeve: Tasavvuf ve terimler
2. İnsan Unsuru: Şeyhler ve Dervişler
3. Müessese: Tekkeler ve Tarikatlar
4. Eğitim Metodları: Sohbetler ve Kitaplar.
IKlNCI BÖLÜM
