Zühdün esasının dünyaya, dünyanın mal, şöhret ve süsüne karşı ilgisizlik olduğuna işaret edilmişti. Zahidlcr, Kur'an-ı Kerim'in işaret ettiği "insanda iki kalp yoktur" tesbitinden hareketle, kişinin ancak bir şeyi sevebileceği kanaatındadırlar. Hem malı mülkü, hem de Allah'ı sevmek mümkün değildir. lnançta Allah'a ortak koşmak gibi sevgide de ortak tutmak yanlıştır. Öyleyse yapılacak iş dünyaya hırsla sarılmamak, onun geçici ve sönücü olduğunu bilmek, onun sahibine güvenmek, bağlanmak ve tevekkül etmektir. Bir tasavvuf ıstılahı olan fakr da sadece Allah'a muhtaç olduğumuzun farkına varmak demektir. Derviş anlamında fakir kelimesi de bu kökten türemiştir.
Kur'an-ı Kerim'in tavsiye ve telkin ettiği ahlaki kaidelerden biri de tevekküldür. "Kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter, onu ummadığı yerden rızıklandırır." (Talak, 65/3). "Allah kuluna kafi değil mi ... " (Zümer, 39/36).
Tüsterî tevekkülün üç göstergesini şöyle sıralamıştır: "Kimseden bir şey istememck; verileni reddetmcrnek ve ele geçeni biriktirmemek." Kirmani bu psikolojiyi daha değişik kelimelerle ifade etmiştir: "Tcvekkül, bulmak veya kaybelrnek sırasında kalbin sukfinet içinde olmasıdır."
Ebu Ali Dekkak konu üzerinde düşünürken yeni tasniflere gitmek ihtiyacı duymuştur: "Tevekkül eden Allah'ın vadeliikierine güvenip huzur bulur, teslim olan halinin Allah tarafından bilindiğini düşünerek rahat olur, tevfiz ehli ise Allah'ın hükmüne razı olur. Tevekkül başlangıç, teslim orta, rıza ise son mertebedir. Tevekkül müminin sıfatıdır, teslim evliyanın, tevfiz ise tevhidi gerçekleştirenlerin vasfıdır. Tevekkül tenbelliği ve miskinliği değil Allah'a iman ve güveni öne çıkarmaktır."
Dünyaya ve maddeye hırsla sarılmamak için sulilerin ahlakında yer alan bir terim de cömertliktir. İlk sufilerden Bişru'I-Hafi "cimriyi görmek kalbe katılık verir" derken, Kuşeyri üçlü bir tasnif getirmektedir: Seha, cCıd, is3r. Malının bir kısmını veren seha, çoğunu veren cud, başkalarını kendisine tercih eden ise isar sahibidir. lsar ahliikı üzerinde özellikle duran sufi Ebu Hüseyin Nuri'dir (Öl. 295/907). Onun sufi tarifi de konu ilc ilgilidir. "Sufinin vasfı, bulamadığı zaman huzur ve sükun içinde olması, bulduğu zaman ise başkasını kendisine tercih etmesidir". Halvet hayatıyla iç dünyaya, tevekkülle de dış dünyaya değişik bir açıdan bakabilmeyi öğrenen dervişin tasavvufi eaşkuntuğu yaşayabilmesi için en uygun ortam zikir meclisleridir.
