Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 25, 2026

Bedir’de yoksun, Uhud’da kahramanlık örneği

Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · CİHAD BÖLÜMÜ Hadis-i Şerif Yine Enes radıyallâhu anh şöyle dedi: Amcam Enes İbni Nadr radıyallâhu anh Bedir Savaşı’na katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · CİHAD BÖLÜMÜ
Hadis-i Şerif
Yine Enes radıyallâhu anh şöyle dedi:
Amcam Enes İbni Nadr radıyallâhu anh Bedir Savaşı’na
katılmamıştı. Bu ona çok ağır geldi. Bu sebeple:
– Ya Resûlallah! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım.
Eğer
Allah
Taâlâ
müşriklerle
yapılacak
bir
savaşta
beni
bulundurursa, neler yapacağımı muhakkak Allah görür, dedi.
Uhud Savaşı’nda müslüman safları dağılınca, Enes İbni Nadr –
arkadaşlarını kastederek- Rabbim, bunların yaptıklarından dolayı
özür beyan ederim, dedi. -Müşrikleri kastederek de-, bunların
yaptıklarından da uzak olduğumu arzederim, deyip ilerledi. Derken
Sa’d İbni Muâz ile karşılaştı ve:
– Ey Sa’d İbni Muâz! İşte cennet. Nadr’ın Rabbi’ne yemin ederim
ki, Uhud’un yakınlarından ben onun kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d
(bu olayı anlatırken):
– Ben onun yaptığını yapmaya güç yetiremedim, ya Resûlallah!
dedi. Hadisin ravisi Enes, amcasıyla ilgili olayı şöyle anlatır:
Amcamı şehit edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla
kılıç darbesi, mızrak yarası ve ok izi vardı. Müşrikler ona müsle
yapmış, uzuvlarını kesmişlerdi. Bu sebeple onu hiç kimse
tanıyamadı. Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıyabildi.
Enes, biz şu âyetin amcam ve onun gibiler hakkında inmiş olduğu
görüşündeyiz, dedi:
“Mü’minler içinde öyle yiğit erkekler vardır ki, Allah’a
verdikleri sözlerinde durdular. Onlardan kimi ahdini yerine
getirdi (çarpışıp şehit düştü), kimi de sırasını bekliyor. Bunlar
sözlerini asla değiştirmemişlerdir” [Ahzâb sûresi (33), 23] .
Buhârî, Cihâd 12; Müslim, İmâre 148. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsir 34.

Açıklama
Sahâbe-i kirâm, herhangi bir sebeple Resûl-i Ekrem sallallâhu
aleyhi ve sellem ’in gazvelerinden birine iştirak edememenin
üzüntüsünü derinden hisseder, bunu telâfi etmenin yolu ne ise onun
çaresine bakarlardı. Enes İbni Nadr, Medine İslâm Devleti’nin
kuruluşundan sonra müşriklerle yapılan ilk savaş olan Bedir
Gazvesi’ne katılamamış ve bu durum onu çok etkilemişti. Bundan
sonra kâfirlerle yapılacak bir savaşta üzerine düşen görevi hakkıyla
yerine getireceğine dair Allah’a yemin edip söz vermişti. Allah da
onun yeminini yerine getirtti. İşte bu sebeple Resûl-i Ekrem
Efendimiz Enes İbni Nadr’ı ve benzerlerini tebrik edip övmüştür (bk.
Buhârî, Cihâd 12; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 225).
Enes İbni Nadr, Uhud Savaşı’nda İslâm ordusu bozguna uğradığı
sırada Peygamber Efendimiz’in etrafından ayrılmayan sahâbîlerden
biri idi. Bozguna uğrayan bir ordunun neferi gibi davranmadı ve
onların davranışlarından ötürü de Allah’tan af diledi. Müşriklere karşı
giriştiği çetin mücadele sonucu şehit düştü. Vücudunda görülen kılıç
darbeleri, mızrak yaraları ve ok izleri onun ne büyük bir cihad eri
olduğunun ve düşmana ne kadar çok zayiat verdirdiğinin de bir delili
sayılır.
Yine
Uhud’da
Hz.
Peygamber’in
çevresinden
ayrılmayanlardan biri ve Evs kabilesinin lideri olan Sa’d İbni Muâz’ın,
“Ben onun yaptığını yapmaya güç yetiremedim” sözü Enes’in
efsanevî kahramanlığının bir göstergesidir. Esasen müşriklerin onun
vücuduna şehit düştükten sonra müsle yapmış olmaları, bu yiğit
sahâbîye duydukları kin ve öfkenin bir eseridir. Müsle, bir insanın
gözünü çıkararak, burnunu ve kulağını, kolunu ve bacağını
velhasıl bütün uzuvlarını kopararak cesedini belirsiz hale
getirmek suretiyle işkence yapmaktır. Bu, bir kâfire de yapılmış
olsa
dinimizde
yasaklanmıştır.
Resûl-i
Ekrem
Efendimiz,
“Öldürdüğünüz zaman bile en güzel tarzda öldürün” (Müslim, Sayd
57; Tirmizî, Diyât 14; Nesâî, Dahâyâ 22) buyurarak ve bunu
savaşlarda bizzat uygulayıp uygulatarak insanlık tarihinde benzersiz
bir çığır açmıştır. Bu vesileyle bir hususa işaret etmek gerekir.
Günümüzde milletler arası hukuk kurallarına göre de bu tür
davranışlar savaş suçu kabul edilmektedir. Ne yazık ki bunlar sadece
kağıt üzerinde yazılı kalmaktan öteye geçememekte ve iman gibi işin
temelini oluşturan bir uhrevî değerden yoksun kişiler ve toplumlar,
bütün dünyanın gözleri önünde tarihin hiçbir döneminde görülmediği
şekilde katliamlar ve zulümler işlemektedir. Özellikle katliama
uğrayan, zulüm gören ve ölen müslümansa bütün milletler arası
kuruluşlar sessiz ve seyirci durumundadır. Oysa İslâm’ın ortaya
koyduğu savaş hukuku kuralları, din ve ırk ayrımı yapmaksızın
bütün insanlar için bir güvencedir. Kanaatimizce, İslâm’ın bu
yöndeki seçkin mevkiini insanlık âlemine sunmak müslümanların
önemli görevlerinden biridir.
Hadisi daha önce 110 numara ile “Mücâhede” bahsinde de
görmüştük.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Enes İbni Nadr, hakkında âyet ve hadis vârid olan faziletli
    sahâbîlerdendir.
  2. 2Meşrû olan şeyleri vadetmek ve cihadda canını feda etmeyi
    adamak câizdir.
  3. 3Şehidin makamı cennet olup, onun kokusunu cihad meydanında
    hissedenler vardır.
  4. 4Sözünde duranlardan Allah râzı ve hoşnut olur ve onları
    cennetle mükâfatlandırır.