Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 25, 2026

Zikir Edilenin Hayatla Ölüm Arasındaki Farkı

Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · ZİKİRLER BÖLÜMÜ Hadis-i Şerif Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rabbini …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 6 – Mehmet Yasar Kandemir · ZİKİRLER BÖLÜMÜ
Hadis-i Şerif
Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallâhu anh’ den rivayet edildiğine
göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı
gibidir.”
Buhârî, Daavât 66.

Râvi
Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:
“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı,
diriyle ölünün farkı gibidir.”
Müslim, Müsâfirîn 211.
Açıklama
Resûlullah Efendimiz, Cenâb-ı Hakk’ın ism-i şerîfi ve zikr-i
cemîliyle parıldayan mü’min gönülleri, damarlarında kan dolaşan diri
vücutlara benzetmiştir. Allah’ı zikretmediği için paslanan ve mânevî
kirlerle örtülen gafil kalpleri de ölülerin hareketsiz bedenlerine
benzetmiştir. Demek ki zikir kalplerin canı, ruhu ve hayatıdır.
Kâinat devamlı surette hareket halindedir. İnsanın da tıpkı bir
parçası olduğu bu kâinat gibi canlı ve diri olması gerekir. Günün
muhtelif saatlerinde ibadet mecburiyetinin getirilmesi yani sabah,
öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının kılınması kalpleri diri
tutmak içindir. Bu zorunlu ibadetler kalbin can suyudur. Kalbin daha
huzurlu olması, Mevlâsını daha fazla anmasıyla mümkündür. Kur’ân-
ı Kerîm’de, Allah’a yönelen ve doğru yola eren kimselerden söz
edilirken “Bunlar iman edip kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan
kimselerdir; haberiniz olsun ki, kalpler sadece Allah’ın zikriyle
huzur bulur” [Ra’d sûresi (13), 28] buyurulması bu gerçeği
göstermektedir.
Kalpleri kaplara benzetmek de mümkündür. Boş sandığımız bir
kap, esasen boş olmayıp hava ile doludur. İçine sıvı doldurduğumuz
zaman, kaptaki hava yerini sıvıya bırakır. Kalpleri de ya Allah’ın zikri
veya şeytanın oyunları meşgul eder. Bunun değişmez bir ilâhî kanun
olduğunu şu âyet-i kerîme açıkça göstermektedir: “Kim Allah’ın
uyarısına karşı gözlerini kaparsa, yanından ayrılmayan bir
şeytanı ona musallat ederiz” [Zuhrûf sûresi (43), 36]. Demek ki
kalpler hiçbir zaman boş kalmaz. Orayı ya zikrullah veya gaflet
doldurur. Şu halde şeytana fırsat vermemek ve böylece gülleri hiç
solmayan ebedî hayatı kazanmak için ebedî olan Allah’ın zikriyle
gönülleri canlı ve diri tutmak gerekir.
Hadisimizin ikinci rivayetindeki “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile
Allah’ın anılmadığı evin farkı diriyle ölünün farkı gibidir” ifadesiyle
Peygamber aleyhisselâm , evin kendisini değil içinde oturanları
kastetmiştir.
1131 numaralı hadiste Resûlullah Efendimiz’in “Namazınızın bir
kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz”
buyurduğunu ve kendi evi mescide bitişik olduğu halde, özellikle
sünnet namazları evinde kıldığını okumuştuk. 1020 numaralı hadiste
de “Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara
sûresi okunan evden kaçar” diye uyardığını görmüştük. Şu halde
evlerimizi canlandırmanın, oraları bir kabir ve harâbe olmaktan
kurtarmanın yolu, içinde ibadet etmek, namaz kılmak, Kur’an
okumak ve Allah’ı anmaktır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Allah’ı anıp zikretmeyen bir kalp ölü bir organ gibidir.
  2. 2Evlerimizi de orada Kur’an okuyup namaz kılarak ve Cenâb-ı
    Hakk’ı
    zikrederek
    şenlendirmeliyiz.
    Aksi
    halde,
    Efendimiz’in
    buyurduğu gibi evlerimizin kabristandan farkı kalmaz.