
Hadis-i Şerif
Ebü’l-Fazl Abbâs İbni Abdülmuttalib radıyallâhu anh şöyle
dedi:
– Ya Resûlallah! Bana Allah Teâlâ’dan isteyeceğim bir şey öğret,
dedim.
– “Allah’tan âfiyet dileyin!” buyurdu.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra tekrar yanına geldim ve:
– Ya Resûlallah! Bana Allah Teâlâ’dan isteyeceğim bir şey öğret,
dedim.
– “Ey Abbâs! Ey Resûlullah’ın amcası! Allah’tan dünya ve
âhirette âfiyet dileyin!” buyurdu.
dedi:
– Ya Resûlallah! Bana Allah Teâlâ’dan isteyeceğim bir şey öğret,
dedim.
– “Allah’tan âfiyet dileyin!” buyurdu.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra tekrar yanına geldim ve:
– Ya Resûlallah! Bana Allah Teâlâ’dan isteyeceğim bir şey öğret,
dedim.
– “Ey Abbâs! Ey Resûlullah’ın amcası! Allah’tan dünya ve
âhirette âfiyet dileyin!” buyurdu.
Tirmizî, Daavât 85. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 209.
Râvi
Abbâs İbni Abdülmuttalib
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in amcası olup ondan iki veya üç yaş
büyüktü. Mekke’de birlikte büyüdüler. Maddî durumu iyi olduğu için
Câhiliye döneminde Kâbe’yi ziyarete gelen hacılara su dağıtma ve
onlara ziyafet verme görevini üstlenmişti, İslâmiyet’in daha ilk
günlerinde müslüman olmakla beraber, geniş nüfuzunu kullanarak
müslümanları himaye etmek için bunu gizli tuttu. Mekkeli müşriklerin
müslümanlara karşı tutumlarını öğrenip Resûlullah’a haber vermek
için hicret etmedi. Onun Mekke fethine veya Bedir Gazvesi’ne kadar
müslüman olmadığı da rivayet edilmektedir. Öyle bile olsa müşriklere
karşı Allah’ın Resûlü’nü her zaman destekledi.
Peygamber Efendimiz onu sever, sayar, “o Kureyş’in en cömerdi
ve akrabalık bağlarına en çok riayet edeni” diye över ve onu
incitenlerin kendisini incitmiş olacaklarını söylerdi (Müslim, Zekât 11;
Tirmizî, Menâkıb 28). Hz. Ömer, halifeliği döneminde, kıtlık olduğu
yıllarda yağmur duasına çıkıldığı zaman, Hz. Abbâs’ı kastederek,
“Peygamber’in amcası hürmetine” diye rahmet niyaz ederdi.
Otuz beş hadis rivayet etmiş olan Hz. Abbâs ömrünün sonuna
doğru gözlerini kaybetti ve seksen sekiz yaşında Medine’de vefat
etti.
Allah ondan râzı olsun.
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in amcası olup ondan iki veya üç yaş
büyüktü. Mekke’de birlikte büyüdüler. Maddî durumu iyi olduğu için
Câhiliye döneminde Kâbe’yi ziyarete gelen hacılara su dağıtma ve
onlara ziyafet verme görevini üstlenmişti, İslâmiyet’in daha ilk
günlerinde müslüman olmakla beraber, geniş nüfuzunu kullanarak
müslümanları himaye etmek için bunu gizli tuttu. Mekkeli müşriklerin
müslümanlara karşı tutumlarını öğrenip Resûlullah’a haber vermek
için hicret etmedi. Onun Mekke fethine veya Bedir Gazvesi’ne kadar
müslüman olmadığı da rivayet edilmektedir. Öyle bile olsa müşriklere
karşı Allah’ın Resûlü’nü her zaman destekledi.
Peygamber Efendimiz onu sever, sayar, “o Kureyş’in en cömerdi
ve akrabalık bağlarına en çok riayet edeni” diye över ve onu
incitenlerin kendisini incitmiş olacaklarını söylerdi (Müslim, Zekât 11;
Tirmizî, Menâkıb 28). Hz. Ömer, halifeliği döneminde, kıtlık olduğu
yıllarda yağmur duasına çıkıldığı zaman, Hz. Abbâs’ı kastederek,
“Peygamber’in amcası hürmetine” diye rahmet niyaz ederdi.
Otuz beş hadis rivayet etmiş olan Hz. Abbâs ömrünün sonuna
doğru gözlerini kaybetti ve seksen sekiz yaşında Medine’de vefat
etti.
Allah ondan râzı olsun.
Açıklama
Hz. Abbâs’ın Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem ’e iki defa
belki üç defa (Tirmizî, Daavât 85) gelerek âfiyetten başka bir dua
öğretmesini istemesi, onun âfiyeti o kadar önemsemediğini, ondan
daha
önemli
şeylerin
bulunabileceğini
zannettiğini
hatıra
getirmektedir. Halbuki Hz. Ebû Bekir’in haber verdiğine göre bir gün
Resûl-i Ekrem minbere çıkmış, sonra ağlamaya başlamış ve
ashâbına, “Allah’tan af ve âfiyet dileyiniz, zira bir kimseye imandan
sonra âfiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir” (Tirmizî, Daavât
106; İbni Mâce, Dua 5) buyurmuştu. Bir savaşta da ashâbına
“Düşmanla karşı karşıya gelmeyi istemeyin; Allah’tan âfiyet dileyin”
(Buhârî, Cihâd 112, 156; Müslim, Cihâd 20) diye tavsiye etmişti. Yine
Resûlullah Efendimiz ezanla kamet arasında yapılacak duayı Allah
Teâlâ’nın reddetmeyeceğini söylediği zaman, sahâbîler o sırada
nasıl dua etmek gerektiğini sormuşlar, o da “Dünya ve âhirette
Allah’tan âfiyet dileyin” buyurmuştu (Tirmizî, Daavât 128).
Bu rivayetler ve daha başka hadisler dikkate alındığı zaman
âfiyetin sadece dünya ile ilgili bir temenni değil aynı zamanda âhireti
de kapsayan çok geniş manalı bir kelime olduğu görülmektedir.
Âfiyet hem beden hem ruh sağlığını hem bütün sıkıntılardan
kurtulmayı ifade ettiği gibi, dünyada ve âhirette insanın başına
gelebilecek her fenalıktan kurtulma temennilerini de ihtivâ
etmektedir. Nebiy-yi Muhterem Efendimiz’in kendisinden ısrarla
âfiyetten başka bir şey öğretmesini isteyen kimseye, “Şayet Allah
Teâlâ sana dünyada ve âhirette âfiyet verirse, artık büsbütün
kurtuldun demektir” (Tirmizî, Daavât 85; İbni Mâce, Dua 5)
buyurması bunu açıkça göstermektedir. “Her şeyin başı sağlık” sözü
de bir anlamda bu hadisin tercümesi gibidir.
belki üç defa (Tirmizî, Daavât 85) gelerek âfiyetten başka bir dua
öğretmesini istemesi, onun âfiyeti o kadar önemsemediğini, ondan
daha
önemli
şeylerin
bulunabileceğini
zannettiğini
hatıra
getirmektedir. Halbuki Hz. Ebû Bekir’in haber verdiğine göre bir gün
Resûl-i Ekrem minbere çıkmış, sonra ağlamaya başlamış ve
ashâbına, “Allah’tan af ve âfiyet dileyiniz, zira bir kimseye imandan
sonra âfiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir” (Tirmizî, Daavât
106; İbni Mâce, Dua 5) buyurmuştu. Bir savaşta da ashâbına
“Düşmanla karşı karşıya gelmeyi istemeyin; Allah’tan âfiyet dileyin”
(Buhârî, Cihâd 112, 156; Müslim, Cihâd 20) diye tavsiye etmişti. Yine
Resûlullah Efendimiz ezanla kamet arasında yapılacak duayı Allah
Teâlâ’nın reddetmeyeceğini söylediği zaman, sahâbîler o sırada
nasıl dua etmek gerektiğini sormuşlar, o da “Dünya ve âhirette
Allah’tan âfiyet dileyin” buyurmuştu (Tirmizî, Daavât 128).
Bu rivayetler ve daha başka hadisler dikkate alındığı zaman
âfiyetin sadece dünya ile ilgili bir temenni değil aynı zamanda âhireti
de kapsayan çok geniş manalı bir kelime olduğu görülmektedir.
Âfiyet hem beden hem ruh sağlığını hem bütün sıkıntılardan
kurtulmayı ifade ettiği gibi, dünyada ve âhirette insanın başına
gelebilecek her fenalıktan kurtulma temennilerini de ihtivâ
etmektedir. Nebiy-yi Muhterem Efendimiz’in kendisinden ısrarla
âfiyetten başka bir şey öğretmesini isteyen kimseye, “Şayet Allah
Teâlâ sana dünyada ve âhirette âfiyet verirse, artık büsbütün
kurtuldun demektir” (Tirmizî, Daavât 85; İbni Mâce, Dua 5)
buyurması bunu açıkça göstermektedir. “Her şeyin başı sağlık” sözü
de bir anlamda bu hadisin tercümesi gibidir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
- 1Âfiyet hem dünya hem âhiret saadetini ihtivâ eden geniş
kapsamlı bir kelimedir. - 2Dualarımızda Cenâb-ı Hak’tan kendimiz için âfiyet niyaz
ettiğimiz gibi onu başkaları için de temenni etmeliyiz.

