Riyâzü's-Sâlihîn · Haziran 26, 2026

İbrahim’in imtihanı: İsmail’i Mekke’de bırakış hikmeti

Riyazus Salihin Cilt – 7 – Mehmet Yasar Kandemir · İLÂHÎ BİR YASAĞI ÇİĞNEYEN KİMSENİN NE DİYECEĞİ Hadis-i Şerif İbni Abbâs radıyallâhu anhümâ şöyle dedi: İbrahim aleyhisselâm, İsmail’in annesi (Hâcer) ile …

Hadîs-i şerîf (Arapça metin)
Riyazus Salihin Cilt – 7 – Mehmet Yasar Kandemir · İLÂHÎ BİR YASAĞI ÇİĞNEYEN KİMSENİN NE DİYECEĞİ
Hadis-i Şerif
İbni Abbâs radıyallâhu anhümâ şöyle dedi:
İbrahim aleyhisselâm, İsmail’in annesi (Hâcer) ile henüz memedeki
oğlu İsmail’i alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında ve
zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O vakitler
Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim,
karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir
kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı.
Hâcer onun peşini bırakmadı:
– İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir
şeyin bulunmadığı bu vâdide tek başına bırakıp da nereye
gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrahim
dönüp bakmadı bile. Sonunda Hâcer: Bunu böyle yapmanı sana
Allah mı emretti? deyince İbrahim:
– Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hâcer:
– Öyleyse Allah bizi korur, dedi.
Hâcer geri döndü; İbrahim aleyhisselâm da yürüyüp gitti. Kimsenin
kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kâbe
tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden
bir
kısmını,
senin
saygı
duyulması
gereken
Mukaddes
Mâbed’inin yanında, ekin bitmez bir vâdiye yerleştirdim. Artık
sen de insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı
muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver.
Umarım ki nimetlerine şükrederler” [İbrahim sûresi (14), 37].
Hâcer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet
kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk
susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hâcer onun bu
halini görmemek için oraya en yakın tepe olan Safa’ya gitti ve
tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vâdiye
bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vâdiye
gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı.
Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle
koşmaya başladı; vâdiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp
acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki
tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi.
İbni Abbâs radıyallâhu anhümâ sözünün burasında şöyle dedi:
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “İşte bundan dolayı
insanlar Safa ile Merve arasında sa’yeder” buyurdu. Sonra da
sözüne şöyle devam etti:
Hâcer Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus!
Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu.
– Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye
seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek,
topuğuyla -veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü.
Hâcer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle şöyle çevirmeye, suyu
avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hâcer suyu avuçladıkça, bir
rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu.
İbni Abbâs radıyallâhu anhümâ şöyle dedi: Peygamber sallallâhu
aleyhi ve sellem: “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin.
Zemzemi kendi haline bıraksaydı -veya suyu avuçlamasaydı-
zemzem akarsu olurdu” buyurdu. İbni Abbâs sözüne şöyle devam
etti:
Hâcer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona:
– Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte şurası Beytullah’ın yeridir.
Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok
olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden
yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar
bu şekilde yaşayıp giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup
insan veya onlardan bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt
tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş
mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vâdide su
bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi
oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce geri
dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hâcer’i
gördüler:
– Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da:
– Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da:
– Peki, kabul, dediler.
İbni Abbâs rivayetine şöyle devam etti:
İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların
çıkagelmesi Hâcer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi
akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke
civarı yerleşik bir alan haline geldi.
O
zaman
çocuk
olan
İsmail
nihayet
büyüyüp
gelişti.
Cürhümlüler’den Arapça’yı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği
zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse
oldu. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler.
Günün birinde Hâcer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir
tarihte, Hz. İbrahim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere
Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına:
– İsmail nerede diye sordu. Kadın:
– Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre, avlanmaya gitti,
dedi. İbrahim aleyhisselâm ona geçimlerinin ve durumlarının nasıl
olduğunu sordu. O da:
– Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye
hallerinden şikâyet etti. İbrahim de:
– Kocan gelince ona selâmımı söyle; kendisine hatırlat da
kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
– Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da:
– Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni
sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de
büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail:
– Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları
söyledi:
– Evet, sana selâm söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi.
İsmail:
– O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş.
Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp
Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim tekrar
oğlunun evine geldi. Fakat İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu.
Karısı:
– Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim:
– Geçiminiz, haliniz nasıl? diye sordu. Kadın:
– Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a
hamdü sena etti. Konuşma şöyle devam etti:
– Ne yiyorsunuz?
– Et yiyoruz.
– Ne içiyorsunuz?
– Su.
O zaman İbrahim, ‘Allahım, etlerine sularına bereket ver’, diye dua
etti.
Sözün burasında Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu:
“O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın
bereketlenmesi için de dua ederdi.”
İbni Abbâs dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka
yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde, Mekkeliler’in sağlığına
elverişli olmuştur.
Bir başka rivayete göre İbrahim aleyhisselâm oraya gelince:
– İsmail nerede? diye sordu. Karısı:
– Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir şeyler yemek ve içmek üzere
buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim:
– Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın:
– Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrahim
aleyhisselâm:
– Allahım! Onların yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua
etti.
İbni Abbâs sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kâsım sallallâhu aleyhi
ve sellem: “İşte bu, İbrahim’in duasının bereketidir” buyurdu.
İbrahim gelinine şöyle dedi:
– Kocan eve gelince ona benim selâmımı söyle ve kendisine
hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun, dedi.
İsmail eve gelince:
– Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karısı:
– Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında
güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de
anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu
belirttim, dedi. İsmail:
– Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da:
– Evet, sana selâm söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı
emretti, dedi. O zaman İsmail:
– O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş
tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim
aleyhisselâm bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yakınındaki
büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce
ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir
çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse, onlar da
birbirlerine öyle yaptılar.
İbrahim aleyhisselâm oğluyla konuşmaya başladı:
– İsmail! Allah bana önemli bir görev verdi.
– Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacığım.
– Ama bana yardım edeceksin.
– Sana elbette yardım ederim.
İbrahim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi:
– Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim oraya
Kâbe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar
örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmail şu (makâm-ı İbrahim
diye bilinen) taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp
İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı
yaparken: “Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz
sen duamızı duyan, niyetimizi bilensin” [Bakara sûresi (2), 127]
diye dua ediyorlardı.
Bir başka rivayet ise şöyledir:
İbrahim aleyhisselâm İsmail ile onun annesini alıp yola çıktı.
Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmail’in annesi susadıkça
kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrahim
Hâcer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra geriye, ailesinin yanına
dönmeye başladı. Bunun üzerine Hâcer onun arkasına takıldı. Kedâ
mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından:
– İbrahim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da:
– Allah’a bırakıyorum, dedi. Hâcer:
– Allah’ın himayesine râzıyım, dedi. Sonra geri döndü. Kırbadaki
sudan içiyor, sütü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su
bitti.
Hâcer, gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüyüp
gitti, Safa tepesine çıktı. Birini görebilir miyim diye etrafına bakındı,
bakındı, fakat kimseyi göremedi. Vâdiye inince koşmaya başladı.
Merve’ye geldi. İki tepe arasında koşarak birkaç defa gidip geldi.
Sonra da gidip çocuğa bakayım, acaba ne yapıyor, diye söylendi.
Dönüp çocuğun yanına geldi; çocuk bıraktığı gibi bitkin bir halde
duruyordu. Orada öylece durmaya gönlü râzı olmadı. Gidip etrafa
tekrar bakınayım, belki birini görürüm, dedi. Yürüdü gitti, Safa
tepesine çıktı. Bir kimseyi görebilir miyim diye etrafına bakındı,
bakındı, fakat kimseyi göremedi. Böylece iki tepe arasında yedi defa
gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine, gidip çocuğa bakayım, acaba
ne yaptı, diye söylendi. O sırada bir ses duydu. “Eğer bir iyilik
yapabileceksen yardım et!” diye seslendi. Bir de baktı ki Cebrâil
aleyhisselâm , topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor. Derken su
fışkırdı. Hâcer hayretler içinde kaldı ve hemen kırbasına avuç avuç
su doldurmaya başladı. Sonra
Buhârî hadisin tamamını rivayet etti.

Râvi
Buhârî, Enbiyâ 9 (Yukarıdaki rivayetlerin hepsi Sahîh-i Buhârî ’dedir).
Açıklama
Bu uzun hadîs-i şerîf bize Kâbe’nin yapımı ve haccın bazı
esaslarının tarihi hakkında önemli bilgiler vermektedir.
İbrahim aleyhisselâm , eşi Sâre’nin, Hâcer ile oğlu İsmail’i
kıskanması ve onları alıp uzaklara götürmesini arzu etmesi üzerine,
istemeyerek de olsa bunu yapmak zorunda kalmış, Allah Teâlâ’nın
emrine dayanarak çok sevdiği bu iki varlığı, sonraları Mekke diye
anılacak ıssız ve susuz bir yere getirip bırakmıştır. Bir peygambere
yakışan da, sebebini bilsin veya bilmesin, Allah Teâlâ’nın emrini
kayıtsız şartsız yerine getirmektir. O da öyle yapmış, yüreğinin
üzüntüyle ve ayrılık ateşiyle kavrulmasına rağmen, küçücük
yavrusunu ve karısını ıssız, susuz bir yerde, onları koruyacağından
emin olduğu Allah’a bırakıp gitmiştir.
Yavrusuna su bulmak üzere Hâcer’in Safa ve Merve tepeleri
arasında koşması, haccın önemli esaslarından biri olan sa’y
ibadetinin esasını teşkil etmiş, bu susuzluk zemzem nimetinin ortaya
çıkmasını sağlamış, daha sonraları Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail
mü’minlerin kıblesi olan Kâbe’ yi inşâ etmişlerdir. Hz. Âdem’den beri
var olduğu anlaşılan, fakat zamanla büsbütün yıkılıp izi bile
kalmayan bu İslâm dünyasının en şerefli binası, baba oğul iki
peygamber tarafından yeniden canlandırılmıştır. Üç aziz insanın nice
sıkıntılarına, üzüntülerine sebep olan bu yürek yakan macera, pek
çok güzelliğin ve hayrın gün yüzüne çıkmasına vesîle olmuştur.
Böylece, insanın kötü zannettiği, anlamada zorluk çektiği bazı
hâdiselerin hayırlara vesîle olabileceği anlatılmak istenmiştir.
Kâbe’nin yapımı bittikten sonra Cebrâil aleyhisselâm gelmiş, hac
ibadetinin nasıl yapılacağını bütün şekilleriyle Hz. İbrahim’e
öğretmiş, o da Kur’an-ı Kerîm’de Makâm-ı İbrahim diye anılan
yerde, insanlara hac ibadetinin farz olduğunu ilân etmiştir. Hadiste
kendilerinden
bahsedilen
Cürhümlüler, aslen
Yemenli
olan,
sonraları Hicaz’a gelip yerleşen bir Arap kabilesidir. Hz. İsmail’in
vefatından
sonraki
dönemlerde
bu
dini
terketmişler,
birçok
ahlâksızlıklar yapmışlar, hatta Hacerülesved’i söküp bir yere
gömmüşler, zemzem kuyusunu kapatarak yerini belirsiz hale
getirmişler, sonra da Hicaz’ı bırakıp tekrar Yemen’e dönmüşlerdir.
Hz. İbrahim, oğlunu görmeye geldiği zaman, ilk gelininin hal ve
tavırlarını beğenmemiş; onun Allah’ın takdirine boyun eğmeyen biri
olduğunu görmüş; bu sebeple oğluna, kinayeli bir ifadeyle, kapısının
eşiğini değiştirmesini tavsiye etmiştir. Eşik, evi koruyan kapının
ayrılmaz bir parçası olup, kocası adına evi ve evin içindeki her şeyi
koruyup muhafaza eden kadını temsil etmektedir. Hz. İsmail de
“Kapısının eşiğini değiştirsin” sözüyle ne kastedildiğini anlamış ve
karısından hemen ayrılmıştır. İkinci karısı, Allah’ın takdirine seve
seve boyun eğen, elindekini başkalarıyla paylaşabilen iyi bir kadın
olduğu için, babası ona sahip olmasını ve onunla iyi geçinmesini
tavsiye etmiştir. Bir babanın buyruğu, Allah’a karşı gelme anlamı
taşımadığı sürece evlat tarafından yapılmalıdır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
  1. 1Peygamberler Cenâb-ı Hakk’ın buyruklarını kayıtsız, şartsız
    yapan itaatkâr insanlardır.
  2. 2Bazı ilâhî buyruklar nefse hoş gelmese bile, onlarda pek çok
    hayır bulunduğu bilinmeli ve gönül hoşluğu ile yapılmalıdır.
  3. 3Mekke ve oradaki Kâbe, İslâm dünyasının en mübarek ve en
    değerli mekânıdır. Allah’ın evi diye anılan Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu
    İsmail tarafından yapılmıştır.
  4. 4Babanın tavsiyesi, dinin emirlerine aykırı olmadığı sürece
    yapılmalıdır.
  5. 5Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Allah’ın peygamber’i olduğunu
    gösteren hususlardan biri de, ilâhî kaynaklı kitaplarda geçen bu olayı
    ashâbına haber vermesidir.