
Hadis-i Şerif
Mü’minlerin annesi Safiyye Binti Huyey radıyallâhu anhâ
şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem i’tikâfa girmişti. Bir gece
onu ziyarete gidip konuştum. Sonra eve dönmek üzere kalktığım
zaman o da beni evime götürmek üzere kalktı.
Bu sırada ensardan iki kişi -Allah onlardan râzı olsun- bizimle
karşılaştı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’ i görünce oradan
çabucak uzaklaşmak istediler. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve
sellem:
– “Biraz yavaş olun. Yanımdaki Safiyye Binti Huyey’dir” dedi.
Onlar:
– Elçisinin uygunsuz bir davranışta bulunmasından Allah’ı tenzih
ederiz, Ya Resûlallah! deyince de:
– “Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır, Onun sizin
kalbinize bir kötülük -veya bir şüphe- atmasından korktum”
buyurdu.
şöyle dedi:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem i’tikâfa girmişti. Bir gece
onu ziyarete gidip konuştum. Sonra eve dönmek üzere kalktığım
zaman o da beni evime götürmek üzere kalktı.
Bu sırada ensardan iki kişi -Allah onlardan râzı olsun- bizimle
karşılaştı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’ i görünce oradan
çabucak uzaklaşmak istediler. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve
sellem:
– “Biraz yavaş olun. Yanımdaki Safiyye Binti Huyey’dir” dedi.
Onlar:
– Elçisinin uygunsuz bir davranışta bulunmasından Allah’ı tenzih
ederiz, Ya Resûlallah! deyince de:
– “Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır, Onun sizin
kalbinize bir kötülük -veya bir şüphe- atmasından korktum”
buyurdu.
Buhârî, İ’tikâf 11, Bed’ü’l-halk 11, Ahkâm 21; Müslim, Selâm 23-25
Râvi
Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 79, Edeb 81; İbni Mâce, Siyâm 65.
Açıklama
Hadisimizde kötü niyetten ve sûizan diye de anlatılan şüpheden
uzak
durmanın
ve
bunlara
meydan
vermemenin
önemi
anlatılmaktadır. Önce hadîs-i şerîfteki olayı kısaca görelim:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, âdeti üzere o
yıl da ramazan ayının son on gününde Mescid-i Nebevî’de i’tikâfa
girmişti. Olayın geçtiği gün Hz. Safiyye diğer annelerimizle birlikte
Resûlullah Efendimiz’i ziyarete gitmişti. Bir müddet oturduktan sonra
Efendimiz’in hanımları evlerine gitmek üzere kalkınca Safiyye
annemiz de kalktı. O diğer zevcât-ı tâhirât gibi Mescid-i Nebevî’nin
etrafındaki odalarda değil, daha uzakta ve sonraları Üsâme İbni
Zeyd’e geçen bir evde oturduğu için Nebiyy-i Muhterem Efendimiz
onu evine götürmek istedi (Buhârî, İ’tikâf 11). Yolda onları ensardan
iki kişi gördü. Bu iki sahâbî, Peygamber aleyhisselâm’ ın hanımıyla
birlikte yürüdüğünü görünce, belki de onları rahatsız etmemek için
süratle oradan uzaklaşmak istediler. Fakat Peygamber Efendimiz,
onların kalbine şeytanın, “Acaba Peygamber gecenin bu saatinde
hangi kadınla dolaşıyor!” diye bir şüphe atabileceğini düşünerek,
onlara durumu açıklama gereğini hissetti ve yanındaki hanımın eşi
olduğunu belirtti. Sahâbîler, hatırlarına fena bir düşünce gelmediğini
ve gelemeyeceğini söyleyince de, şeytanın insanın hatırına her şeyi
getirebileceğini ifade buyurdu.
Bir peygamberin, hatıra gelmesi muhtemel olan böyle bir günahı
işlemesi elbette mümkün değildir. Çünkü Allah Teâlâ peygamberlerini
günah batağına düşmekten korumuştur. İşte bu sebeple bir
müslüman, Peygamber’i hakkında böyle bir şüpheye kapılamaz. Aksi
halde bu sûizan onu büyük bir günaha, hatta küfre bile götürebilir.
Ancak şeytan insanı baştan çıkarmak ve ona dilediği gibi tesir
edebilmek için büyük imkânlara sahiptir. Düşmanı olduğu insanın
düşünce sistemine girme ve orada tıpkı damarlarda dolaşan kan gibi
hareket etme ve ona olmadık şeyleri telkin etme özelliği vardır. İşte
bu sebeple insanın bu ezelî düşmanına karşı dikkatli olması gerekir.
Zira insan, damarlarında büyük bir süratle dolaşan kanın hareketini
nasıl hissedemiyorsa, şuuruna şeytanın kolayca nüfûz ettiğini ve
kendisine kötü düşünceler, vesveseler telkin ettiğini de farkedemez.
Güzel sözleriyle tanınan mürşid ve mutasavvıf Yahya İbni Muâz
(ö. 258/872), şeytanın insanı kandırmak için sahip olduğu avantajları
şöyle anlatmaktadır: “Şeytan boş, biz ise meşgulüz; işimiz gücümüz
var. O bizi görüyor, biz ise onu göremiyoruz. Biz unutuyoruz, o ise
görevini hiç unutmuyor. Ayrıca büyük düşmanımız olan nefis de
şeytanın lehine çalışmaktadır.”
Şu halde bize düşen görev, Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi, şeytanı
düşman bilmek ve onun bizi cehenneme sokmak için her hîleye baş
vurduğunu unutmamaktır.
uzak
durmanın
ve
bunlara
meydan
vermemenin
önemi
anlatılmaktadır. Önce hadîs-i şerîfteki olayı kısaca görelim:
Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, âdeti üzere o
yıl da ramazan ayının son on gününde Mescid-i Nebevî’de i’tikâfa
girmişti. Olayın geçtiği gün Hz. Safiyye diğer annelerimizle birlikte
Resûlullah Efendimiz’i ziyarete gitmişti. Bir müddet oturduktan sonra
Efendimiz’in hanımları evlerine gitmek üzere kalkınca Safiyye
annemiz de kalktı. O diğer zevcât-ı tâhirât gibi Mescid-i Nebevî’nin
etrafındaki odalarda değil, daha uzakta ve sonraları Üsâme İbni
Zeyd’e geçen bir evde oturduğu için Nebiyy-i Muhterem Efendimiz
onu evine götürmek istedi (Buhârî, İ’tikâf 11). Yolda onları ensardan
iki kişi gördü. Bu iki sahâbî, Peygamber aleyhisselâm’ ın hanımıyla
birlikte yürüdüğünü görünce, belki de onları rahatsız etmemek için
süratle oradan uzaklaşmak istediler. Fakat Peygamber Efendimiz,
onların kalbine şeytanın, “Acaba Peygamber gecenin bu saatinde
hangi kadınla dolaşıyor!” diye bir şüphe atabileceğini düşünerek,
onlara durumu açıklama gereğini hissetti ve yanındaki hanımın eşi
olduğunu belirtti. Sahâbîler, hatırlarına fena bir düşünce gelmediğini
ve gelemeyeceğini söyleyince de, şeytanın insanın hatırına her şeyi
getirebileceğini ifade buyurdu.
Bir peygamberin, hatıra gelmesi muhtemel olan böyle bir günahı
işlemesi elbette mümkün değildir. Çünkü Allah Teâlâ peygamberlerini
günah batağına düşmekten korumuştur. İşte bu sebeple bir
müslüman, Peygamber’i hakkında böyle bir şüpheye kapılamaz. Aksi
halde bu sûizan onu büyük bir günaha, hatta küfre bile götürebilir.
Ancak şeytan insanı baştan çıkarmak ve ona dilediği gibi tesir
edebilmek için büyük imkânlara sahiptir. Düşmanı olduğu insanın
düşünce sistemine girme ve orada tıpkı damarlarda dolaşan kan gibi
hareket etme ve ona olmadık şeyleri telkin etme özelliği vardır. İşte
bu sebeple insanın bu ezelî düşmanına karşı dikkatli olması gerekir.
Zira insan, damarlarında büyük bir süratle dolaşan kanın hareketini
nasıl hissedemiyorsa, şuuruna şeytanın kolayca nüfûz ettiğini ve
kendisine kötü düşünceler, vesveseler telkin ettiğini de farkedemez.
Güzel sözleriyle tanınan mürşid ve mutasavvıf Yahya İbni Muâz
(ö. 258/872), şeytanın insanı kandırmak için sahip olduğu avantajları
şöyle anlatmaktadır: “Şeytan boş, biz ise meşgulüz; işimiz gücümüz
var. O bizi görüyor, biz ise onu göremiyoruz. Biz unutuyoruz, o ise
görevini hiç unutmuyor. Ayrıca büyük düşmanımız olan nefis de
şeytanın lehine çalışmaktadır.”
Şu halde bize düşen görev, Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi, şeytanı
düşman bilmek ve onun bizi cehenneme sokmak için her hîleye baş
vurduğunu unutmamaktır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
- 1Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır ve onun kalbine her
türlü şüpheyi, vesveseyi atabilir. - 2Bu sebeple şeytana karşı dikkatli ve uyanık olmalıdır.
- 3Bir müslüman diğer insanların kendisi hakkında şüpheye
kapılabileceği davranışlardan uzak olmalı, böylece hem kendini zan
ve töhmet altında bırakmamalı hem de diğer kardeşlerinin kendi
yanlışı yüzünden günaha girmesine imkân vermemelidir. Dedikoduya
yol açacak durumlarda, etrafındakilere açıklama yapmalıdır. - 4Resûl-i Ekrem Efendimiz ümmetine karşı işte böylesine şefkat
doluydu; onların istemeden de olsa günah işlemelerine gönlü râzı
olmazdı. - 5İtikâftaki bir müslümanı eşi veya başkaları ziyaret edebilir; o da
i’tikâf yerinden dışarı çıkarak onları yolcu edebilir.

