
yalnız Allah’a yönelip O’na itaat etsinler, namazı kılsınlar, zekâtı
versinler. İşte doğru din budur.”
Beyyine sûresi (98), 5.
İslâm ümmetine olduğu gibi geçmiş ümmetlere de ancak Allah’a
kulluk etmeleri ve dini O’na has kılmaları yani tevhid ve ihlâs üzere
yaşamaları emrolunmuştur. Hiçbir din, kendisine inananları, ikiyüzlü
ve samimiyetsiz bir davranış içinde görmek istemez. Aslında
dindarlık, samimiyeti gerektirir. Samimiyet yalnız Allah’a kulluk
yapmakla başlar ve insanın gönlünde yer tutar. Kendi iç dünyasında
dini ve dindarlığı Allah’a has kılamayan kimseler, öteki dînî görevleri
de gereken berraklık ve duruluk içinde yerine getiremezler. Namazın
kılınması, zekâtın verilmesi gibi dinin dış tezâhürleri de yalnızca
Allah’a kulluk niyeti ve samimiyeti ile mümkün olur.
İlâhî dinlerin müşterek üç esasını iman ve amel olarak tevhid,
namaz, zekât diye belirlemek mümkündür. Bu sebeple âyette geçen
haniflik, aslında Hz. İbrahim’in dininin vasfı ise de, sadece ona
mahsus olmayıp genellikle puta tapıcılığın zıddı anlamında bütün
peygamberlerin getirdiği tevhid dininin adı olmaktadır. Doğru olan,
sağlam olan ve arzulanan dindarlık da esasen bundan ibarettir.
2. “Ey iman edenler! Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı
halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve
gönül
yıkmak
sûretiyle
hayırlarınızı
boşa
çıkarmayın.
Böylelerinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya
benzer ki, sağnak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak
pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından
hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah kâfirleri doğru yola iletmez.”
Bakara sûresi (2), 264.
Temelinde ciddî ve samimî bir iman bulunmayan harcamalar,
gösteriş veya birilerine duyurma (riya ve süm’a) niyetiyle yapılmış
hayır ve iyilikler, yatırımlar bir hiç uğruna hebâ edilmiş mesaî ve
imkânlardır. Bu tür davranışlar, genellikle ikiyüzlü, samimiyetsiz
kişilerin
tavırları
olarak
tanıtılmaktadır.
Müslümanların
böyle
olmamaları, her şeyden önce imanlarının gereğidir.
Ayrıca insan başlangıçta güzel bir niyetle yaptığı iyilik ve verdiği
sadakaları, daha sonra, verdiği kişinin başına kakar ve onu bir gönül
yıkma vesilesi yaparsa, bu da samimiyete sığmaz, müslümana
yakışmaz.
Böyle davrananlar zaten netice itibariyle herhangi bir şey elde
edemezler. Tıpkı düz bir kayanın üzerinde bulunan daha doğrusu var
görünen birazcık toprağın, sağnak bir yağmur sonucu silinip
gitmesiyle, kaya yüzeyinin çırılçıplak kalması gibi, önce iyilik yapmış
olan kimseler, yaptıklarını başa kakar ve iyilik yaptıkları kişilerin
gönlünü kırarlarsa, o yaptıkları iyiliği bu tavırları siler süpürür. Hiçbir
iyilik yapmamış gibi elleri bomboş kalır.
Böyle acı bir âkıbetle karşılaşmamak için, yapılan iyilikleri başa
kakmamalı, onları unutmak sûretiyle Allah katında bereketlenmeye
terketmelidir.
3. “Münâfıklar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da çok az
anarlar.”
Nisâ sûresi (4), 142.
İkiyüzlü kişilerin en belirgin vasıflarından biri tüm yaptıklarını
gösteriş için yapmak, parsa kapmak, birilerini memnun etmektir.
Gösteriş yapmak onların âdeta sanatıdır.
Böylesine sahteciliğin temelinde Allah’ı çok az hatırlamak yatar.
Allah’ı yeterince hatırlayan, O’nu aslâ aldatamayacağını da bileceği
için sahtecilik yapamaz. Dürüst davranma ihtiyacını hisseder.
İnsan Allah’ı hatırlamazsa veya çok az hatırlarsa, istediği gibi
davranma hakkına sahip olduğunu zanneder. Samimiyetsiz ve
gösterişe dayalı hareketler sonucunda kendisini tam bir iflâs içinde
bulur. Önce insanlar nazarında güven kaybına uğrar sonra da kendi
içinde özgüvenini kaybeder. İşte bu, tam bir iflâs demektir. Riya ve
gösteriş de esasen insanı iflâstan başka bir sonuca götürmez.
Hadisler
1620. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh şöyle dedi: Ben Resûlullah
sallallâhu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken dinledim:
Allah Teâlâ buyurdu ki: “Ben, ortakların ortaklıktan en uzak
olanıyım. Kim işlediği amelde benden başkasını bana ortak
koşarsa, o kişiyi de ortak koştuğunu da reddederim.”
hadîs-i şerîfin Nevevî tarafından buraya alınması, gösteriş ve riyânın
hiç affedilmez çeşidinin, ibâdetlerdeki riya olduğunu çok açık bir
şekilde belirlemek içindir. İsabetli bir yaklaşımdır. Zira riyâya şirk
denilebileceği ve riyânın gizli şirk sayıldığı bu hadîs-i şerîfin ortaya
koyduğu en yalın gerçektir. Ne var ki riya, îmânın aslını ortadan
kaldırmaz. Amellerin sevabını yok eder. Şirk ise îmânın aslını
ortadan kaldırır, insanı küfür içinde bırakır. Nitekim yukarıda
açıklamaya çalıştığımız birinci âyette de öncelikle ve özellikle
insanların Allah’a kullukta ihlas ile yani riya ve gösterişten uzak
olmakla emrolunduklarını görmüştük.
Yüce kitabımızın bize öğrettiği üzere kulluk, insanın en temel
görevidir. Yine herhangi bir kimsenin Allah’ı herhangi bir şekilde
aldatması da aslâ mümkün değildir. Böyle olmasına rağmen, Allah’a
kulluk yapıyormuş gibi gözüktüğü halde, niyetinde başka yaratıkları
memnun etmek ya da onların beğenilerini kazanmak düşüncesi de
bulunan kimselerin bu yaptıkları kesinlikle gösteriştir. Bir başka
ifadeyle, olmadığı gibi görünmek veya göründüğü gibi olmamaktır.
Dolayısıyla, Allah’a kulluğunda samimi olmayanın ya da gösterişe
kaçan kimsenin, diğer iş ve davranışlarında samimî olabileceğini
düşünmek ve kabullenmek son derece zordur. Riyâzü’s-sâlihîn ’de
bulunan az sayıdaki kudsî hadislerden biri olan hadiste yüce
Rabbimiz, mutlak tekliğini ve aslâ eş-ortak kabul etmeyeceğini çok
kesin ve açık şekilde bildirmektedir. Başkalarının beğenisini
kazanmak niyetine dayalı olarak yapılacak ibadetleri ve böyle bozuk
tavırlı kişileri reddedeceğini bildirmekte, “Ben sadece bana yönelik
ve benim rızâmdan başka bir şeyin amaçlanmadığı amelleri kabul
ederim, ortaklı işleri ortak koşulana havâle ederim” diye kullarını çok
ciddî şekilde uyarmaktadır.
Bir işin sırf ibadet olması, -şayet varsa- temelindeki gösteriş niyeti
ve duygusunu anlayışla karşılamayı gerektirmez. Hatta tam aksine
en şiddetli şekilde reddini gerektirir. Çünkü riyânın hiç bulunmaması
gereken yer, ibadetlerdir.
- 1İbadette riya gizli şirktir.
- 2Müslümanlara her işlerinde gösteriş değil, ihlas ve samimiyet
yaraşır. - 3Riya, imanın aslını ortadan kaldırmazsa da amellerin sevabını
engeller. - 4Allah Teâlâ kendisine aslâ ortak koşulmasına râzı olmaz.
- 5Riya ve gösteriş, insanı sonuçta şirke kadar götürebilir.

