KURBAN BÖLÜMÜ · 21 – AKİKA KURBANI



2834 – Ümmü Kürz el-Ka’biye radıyallahu anha’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Oğlan
çocuğu için birbirlerine denk iki koyun, kız çocuğu için, bir koyun kesilir,”
buyurdu.
Ebû Dâvud şöyle dedi: “Mükâfiatâni” birbirlerine müsavi veya birbirlerine
yakın manasınadır.
İZAH
Akika: Yeni doğan çocuğun saçına denir. Ve bu çocuk namına kesilecek
kurbana da akika denir. Akika kurbanı bizce müstehaptır. Diğer üç mezhebe
göre sünnettir. Zâhirîlere göre vaciptir. Akika kurbanı çocuğun doğduğu
günden bulûğa kadar kesilebilir. Yedinci günü kesilmesi efdaldir. Yedinci
günü çocuğun ismi konur, başının saçı temizlenir. Saçının ağırlığı kadar
altın veya gümüş tasadduk edilir. Ve o gün, akika kurbanı da kesilir. Akika,
oğlan ve kız çocuğu için birer koyundur. Bu hadise dayanarak oğlan için iki
koyun, kesilmesinin Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel sünnet saymışlardır. (Bezl-
ül-Mechûd, Maalim-üs-Sünne)
Ümmü Kürzel-Ka’biye el-Huzâiye, Huzaa kabilesine mensuptur. Ashab-ı
Kiramdandır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyette
bulunmuştur. Kendisinden Atâ, Tâvus, Mücâhid, Sibabil, Sabit ve Urve bin
Zübeyr rivâyette bulunmuşlardır. (Tehzib et-Tehzib, c. 2, s. 447)



2835 – Ümmü Kürz’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i, “Kuşu yuvasında bırakın,” derken
işittim ve bir de “Oğlan çocuğuna iki koyun, kız çocuğuna da bir koyun
kesin,” “Koyunların erkek veya dişi olmaları size bir zarar vermez,”
buyurduğunu işittim.
İZAH
Kuşu yuvasında bırakmak şu demektir: Cahiliyyet devrinde bir iş
yapacaklarında yuvasında bulunan kuş uçurulur. Sağa uçarsa işe devam
ederler, sola uçarsa vazgeçerlerdi. Bu bâtıl inancın bırakılması için bu
hadis-i şerif söylenmiştir.



2836 – Ümmü Kürz’den rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Erkek çocuğu için
bir birinin emsali iki koyun, kız çocuğu için bir koyundur,” buyurdu.
Ebû Dâvud dedi ki: İşte (sahih olan) hadis budur. Süfyan’ın hadisi ise
hatalıdır. [557]










2837 – Semüre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her çocuk akikasına
rehinlenmiştir. Yedinci gün çocuk namına (Akika) kurbanı kesilir. Saçı traş
edilir ve (kurbanın kanıyla) boyanır.” Katâde’ye çocuğun saçı nasıl kana
boyanır, diye sorulduğunda şöyle derdi. Akika kurbanı kesildiği vakit ondan
bir yün koparılır, kan damarına tutulur, kanlı iplik çocuğun başına konur.
Sonra çocuğun başı yıkanır ve tıraş edilir.
Ebû Dâvud şöyle dedi: Çocuğun saçı kana boyanır, manasına gelen “ve
yüdamma” Hemmam’ın vehminden ibarettir.
Ebû Dâvud şöyle dedi: Şu kelamda Hemmam’a muhalefet bulundu. O,
Hemmam’ın vehminden ibarettir. Diğer râvîler sadece “çocuğun ismi
konur,” dediler. Hemmam’ın ise Yüdemma, “Saç kana boyanır,” dedi.
Ebû Dâvud: Hemman’ın bu rivâyeti alınamaz, dedi.
Çocuğun ismi konulur, şeklinde gelen yüsemma ibaresi Hemmam’ın rivâyet
ettiği kana boyanır, anlamında olan “yüdemma”dan daha sahihtir.





2838 – Semüre bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Her çocuk akikasına
rehinlenmiştir. (Çocuğun doğumunun) yedinci günü onun için kurban
kesilir, tıraş edilir ve adı konur.
Ebû Dâvud dedi ki, adı konur rivâyeti daha sahihtir. Nitekim (bu kelimeyi)
Selam bin Ebî Mutî, Katâde’den, İyas bin Dağfel ve Eş’as Hasen’den “ve
yüsemma” diye rivâyet ettiler. Ayrıca Eş’as Hasen’den, o da Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den “ve yüsemma” “Çocuğun adı konur,” diye
rivâyet etti. [558]


2839 – Selman bin Amr Ez-zabiy radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine
göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Yeni doğan çocukla birlikte bir
akika kurbanı kesmek vardır. Onun için kurban kanı akıtın ve çocuktan
ezayı giderin,” buyurdu. [559]

2840 – Hasan radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle derdi;
“Çocuktan ezayı gidermek, başını tıraş etmektir.”


2841 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Hasan ve Hüseyin’den (her biri
için) birer koç akika kurbanı kesti.” [560]







2842 – Amr bin Şuayb’in babası vasıtasıyla zannederim dedesinden rivâyet
ettiğine göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e akikadan soruldu da, Allah (bu
kelimenin manası olan) anne ve babaya isyanı sevmez” diyerek bu
kelimeden hoşlanmamış gibiydi.
Sözlerine devamla hazreti Peygamber şöyle buyurdu:
“Kimin bir çocuğu doğar da o çocuk için bir kurban kesmek isterse, erkek
çocuk için aynı yaşta iki koyun, kız çocuğu için de bir koyun kessin.”
Fer’a kurbanından soruldu da: Fer’a haktır, onu etlenene veya iki yaşına
veya üç yaşına girene kadar bırak onu bir dula vermen veya Allah yolunda
(harbe giden birini ona bindirmen onu kesmenden daha hayırlıdır. Çünkü
(şimdi kessen) eti yününe yapışır, çanağın sütsüz kalır, yavrusuz kalan
deveni şaşkına çevirirsin develiye gönderirsin,” buyurdu. [561]
İZAH
Şuğzubben: Etlenip kuvvetlenene kadar demektir. Şuğzubben, kelimesinin
doğrusu Zührubbendir. Yukarıda da geçtiği gibi, fer denilen hayvanın ilk
yavrusu kesilir, eti dağıtılırdı. Yeni doğmuş böyle bir hayvanı bir gelenek
uğruna kesmektense büyütüp besleyip onu bir dul veya fakire vermenin
daha hayırlı olduğu öğütlenmiştir. Bir de akika kelimesinin kökünde hakka
tecavüz manası yattığından Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah
ukuku sevmez, buyurmuş. O kelime yerine kurban anlamına gelen nesika
ve zebiha kelimesini öğütlemiş oldu.



2843 – Ebû Büreyde radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Cahiliyye devrinde bizden hepimizin bir çocuğu doğduğu vakit bir koyun
keser ve başını kana boyardık. Allah İslamı gönderince, bir koyun keser
başını tıraş eder ve onu za’feranla kokulardık.
İZAH
Akika kurbanının kanı ile çocuğun başının boyanmasını fukahanın cumhuru
mekruh saymışlardır. İslam’dan önce Araplar arasında bu işlem devam
ederdi.
[522] . Tirmizî, K. Edâhi, Babu-l-Uteyrati, n. 1518; İbn-i Mace, K. Edâhî,
Babu-l-edâhî vacibetün, n. 3125; Neseî, K. Fer’ı ve-l-Uteyra, n. 4227
[523] . Neseî, K. Dahâyâ, Babu men lem yecidi-l-udhiye, n. 4370
[524] . Tirmizî, K. Edâhî, Babu fi-l-udhiyeti ani-l-meyyiti, n. 1495
[525] . Müslim, K. Edâhî, Babu nehy-i men dehale aleyhi aşra Zilhicce, n.
1977; Tirmizî, K. Edâhî, n. 1523; Neseî, K. Dahâyâ, n. 4367
[526] . Müslim, K. Edâhî, Babu ıstıhbabı-d-duhyeti ve zebhihâ, n. 1963
[527] . Buhari, K. Hac, Babu nahr-il-ibili, n. 210/5
[528] . Müslim, K. Edâhî, Babu istihbab-ıd-duhyeti, n. 1966; Tirmizî, K.
Edâhî, Babu’l uhdıyeti bi kebşeyni, n. 1494; Neseî, K. Dahâyâ, Babu vaz’ır-
rıcli ala safhatid-duhyeti, n. 219/7; İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu edâhî
Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem n, 3120
[529] . İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu edâhî Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve
sellem, n. 3121
[530] . Tirmizî, K. Edâhî, n. 1496; Neseî, K. Edâhî, n. 321/7; İbn-i Mace, K.
Edâhî, Babu mâ yüstehabbü minel-edâhî, n. 3128
[531] . Müslim, K. Edâhî, Babu-sinnil-Üdhıyeti, n. 1963; Neseî, K. Duhâyâ,
Babül-Mesenneti vel-ciz’ati, n. 4383; İbn-i Mace, Babu mâ tücziü minel-
edâhî, n. 3141
[532] . Ahmed b. Hanbel, n. 4/449; Buhari, K. Edâhî, Babu udhiyeti-n-
Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem bi kebşeyni: Müslim, K. Udhiye, Babu
sinnil-Udhıyeti, n. 1965; Tirmizî, n. 1500; Neseî, K. Duhâyâ, n. 218/7; İbn-i
Mace, K. Edâhî, Babu mâ tücziü minel edâhî, n. 3138
[533] . İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu mâ tücziü minel-edâhî, n. 3140; Neseî,
K. Edâhî, Bab-ul-mesenneti ve-l-cizati, n. 4389
[534] . Buhari, K. Edâhî, Babu kavli-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem;
Müslim, K. Edâhî, Babu vaktihê, n. 1961; Tirmizî, K. Edâhî, Bab-üz-zebhi
ba’de-s-salâti, n. 1508; Dârimî, K. Edâhî, Babu zebhı kalbe salati, n. 80/2;
Neseî, K. Duhâyâ, Babu zebhı-d-duhyeti kalbe-l-imam, n. 4400
[535] . Tirmizî, K. Edâhî, Babu mâ lâ yecûzü mine-l-edâhî, n. 1497; Neseî,
K. Duhâyâ, Babu mâ nühiye anhü mine-l-edâhî, n. 4374; Muvatta, K.
Duhâyâ, Babu mâ yünhâ anhü mine-d-duhâyâ
[536] . Tirmizî, K. Edâhî, Babu ma yükrahü mine-l-edâhî, n. 1498; Neseî, K.
Edâhî, Babu-l-hırkai ve hiye-l-leti tahriku, n. 4382; İbn-i Mace, K. Edâhî,
Babu ma yükrahü en yudhâ bihî, n. 3142, Müsned, n. 851
[537] . Neseî, K. Edâhî, Babu-l-adbâi, n. 4382; Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-
udhiye bi udebâi-l-üzüni, n. 1504; İbn-i Mace K. Edâhî, Babu mâ yükrahü
en yudhâ bini. N. 3145
[538] . Neseî, K. Dahâyâ, Babu mâ tücziü anhü-l-bakaratü, n. 4398; Müslim,
K. Hac, Babu-l-iştirâki fi-l-hedyi, n. 1318; Muvatta, K. Edâhî, Babu-ş-
şirketi fi-d-dahâyâ, n. 9; Tirmizî, K. Hac, Babu-l-iştiraki fi-l-bedeneti, n.
904
[539] . Tirmizî, K. Edâhî, n. 1521
[540] . Buhari, K. Hac, Babu-n-nahri fî menharin Nebiyyi sallallahu aleyhi
ve sellem, n. 209/2; İbn-i Mace, K. Edâhî, b. Zebhı bi-l-musallî, n. 3161;
Neseî, K. Dahâyâ, babu zebhı-l-imami, n. 1590
[541] . Müslim, K. Edâhî, Babu beyani mâ kane mine-n-nehyi, n. 1971;
Neseî, K. Edâhî, b. İddihari mine-l-edâhî, n. 4436
[542] . İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu iddihari luhûmi-l-edâhî, n. 3160
[543] . Müslim, K. Edâhî, Babu beyanı mâ kane mine-n-nehyi, n. 1975
[544] . Müslim, K. Sayd, Babu-l-emri bi ihsanı-z-zebhı, n. 1955; Tirmizî, K.
Diyât, Babu-n-nehyi ani-l-müsleti, n. 1409; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu
izâ zebahtüm fe ahsinû, n. 3170; Neseî, K. Duhâyâ, Babu husni-z-zebhi, n.
4419; Dârimî, K. Edâhî, Babu husni-z-zebihati, n. 1967
[545] . Buhari, K. Zebâih; Müslim, K. Sayd, Babu-n-nehyi an sabrı-l-
behâimi, n. 1956; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-n-nehyi an sabrı-l-behâimi,
n. 3186; Neseî, K. Edâhî, Babun-nehyi ani-l-mücessemeti, n. 4444
[546] . İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-t-tesmiyeti ınde-z-zebhı, n. 3173
[547] . Tirmizî, K. Tefsir, (En’am suresi), n. 3071
[548] . Buharî, K. Şirket, Babu kısmeti-l-ğanemi; Müslim, K. Edâhî, Babu
cevâzı-z-zebhı bi külli mâ enhera, n. 1968; Tirmizî, K. Edâhî, Babu-z-
zebihati bi-l-Merveti, n. 2891; Neseî, K. Dahâyâ, Babu-n-nehyi ani-z-zebhi
bi-z-zaferi, n. 4408; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu zekati-n-naddi mine-l-
behâim, n. 3183; Dârimî, K. Edâhî, Müsned, 463-464/3
[549] . Neseî, K. Dahâyâ, Babu ibahati-z-zebhi bi-l-Merveti, n. 4405; İbn-i
Mace, K. Sayd, Babu-l-ernebi, n. 3244
[550] . Neseî, K. Dahâyâ, Babu ibahati-z-zebhi bi-l-udi, n. 4406; İbn-i Mace,
K. Zebâih, Babu mâ yüzekkâ bihî, n. 3177
[551] . Tirmizî, K. Et’ime, Babu fi-z-zekati fi-l-halkı, n. 1481; Neseî, K.
Dahâyâ, Babu zikri-l-müteraddiyeti fi-l-bi’ri, n. 4413
[552] . Tirmizî, K. Et’ime, Babu zekatı-l-cenîn, n. 1476; İbn-i Mace, K.
Zebâih, Babu zekati-l-cenîn, n. 3199
[553] . Câmiu-l-Usûl, n. 2583
[554] . Buhari, K. Sayd, Babu ezbihati-l-a’rabî ve nahvihim, K. Büyû, babu
men lem yera-l-vesvase ve, K. Tevhid, Babu-s-suâli bismillahi Azze ve
Celle. Muvatta, K. Zebâih, Babu-t-tesmiyeti ala-z-zebîhati; Neseî, K.
Dahâyâ, Babu zebihati menlem yu’raf, n. 4441; İbn-i Mace, K. Zebâih,
Babu-t-tesmiyeti inde-z-zebhi, n. 3174
[555] . Neseî, K. Fer’i, n. 4233; İbn-i Mace, K. Zebâih, n. 3167
[556] . Müslim, K. Edâih, Babu-l-fer’i ve-l-atirati, n. 1976; Neseî, K. Fer’i
ve-l-atîra, n. 4227; Buhari, K. Akika, Babu-l-fer’i ve-l-atîrati; Tirmizî, K.
Edâhî, Babu-l-fer’i ve-l-atîrati, n. 1512; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-l-fer’i
ve-l-atîrati, n. 3168
[557] . Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-ezâni fi üzüni-l-mevlûdi, n. 1516; İbn-i
Mace, K. Zebâih, Babu-l-akikati, n. 3162; Neseî, K. Akika, Babu-l-akikati
ani-l-ğulami, n. 4221
[558] . Tirmizî, K. Edâhî, Babu mâ câe fi-l-akîka, n. 1522; İbn-i Mace, K.
Zebâih, Babu-l-akikati, n. 3165; Neseî, K. Akika, Babu-l-akikati ani-l-
cariyeti, n. 4225
[559] . Buhari, K. Akika, Babu imâtati-l-ezâ ani-s-sabiyyi fi-l-akika;
Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-ezâni fi üzüni-l-mevlûdi, n. 1515; Neseî, K.
Akika, Babu-l-akikati ani-l-ğulami, n. 4219; İbn-i Mace, K. Zebaih, Babu-l-
akikati, n. 3164, Müsned, 2/17-18-214 5/12
[560] . Neseî, K. Akika, Babu kem yaıkku ani-l-cariyeti, n. 4225
[561] . Neseî, kK. Akika n. 4217
[522]. Tirmizî, K. Edâhi, Babu-l-Uteyrati, n. 1518; İbn-i Mace, K. Edâhî,
Babu-l-edâhî vacibetün, n. 3125; Neseî, K. Fer’ı ve-l-Uteyra, n. 4227
[523]. Neseî, K. Dahâyâ, Babu men lem yecidi-l-udhiye, n. 4370
[524]. Tirmizî, K. Edâhî, Babu fi-l-udhiyeti ani-l-meyyiti, n. 1495
[525]. Müslim, K. Edâhî, Babu nehy-i men dehale aleyhi aşra Zilhicce, n.
1977; Tirmizî, K. Edâhî, n. 1523; Neseî, K. Dahâyâ, n. 4367
[526]. Müslim, K. Edâhî, Babu ıstıhbabı-d-duhyeti ve zebhihâ, n. 1963
[527]. Buhari, K. Hac, Babu nahr-il-ibili, n. 210/5
[528]. Müslim, K. Edâhî, Babu istihbab-ıd-duhyeti, n. 1966; Tirmizî, K.
Edâhî, Babu’l uhdıyeti bi kebşeyni, n. 1494; Neseî, K. Dahâyâ, Babu vaz’ır-
rıcli ala safhatid-duhyeti, n. 219/7; İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu edâhî
Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem n, 3120
[529]. İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu edâhî Rasûlullahi sallallahu aleyhi ve
sellem, n. 3121
[530]. Tirmizî, K. Edâhî, n. 1496; Neseî, K. Edâhî, n. 321/7; İbn-i Mace, K.
Edâhî, Babu mâ yüstehabbü minel-edâhî, n. 3128
[531]. Müslim, K. Edâhî, Babu-sinnil-Üdhıyeti, n. 1963; Neseî, K. Duhâyâ,
Babül-Mesenneti vel-ciz’ati, n. 4383; İbn-i Mace, Babu mâ tücziü minel-
edâhî, n. 3141
[532]. Ahmed b. Hanbel, n. 4/449; Buhari, K. Edâhî, Babu udhiyeti-n-
Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem bi kebşeyni: Müslim, K. Udhiye, Babu
sinnil-Udhıyeti, n. 1965; Tirmizî, n. 1500; Neseî, K. Duhâyâ, n. 218/7; İbn-i
Mace, K. Edâhî, Babu mâ tücziü minel edâhî, n. 3138
[533]. İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu mâ tücziü minel-edâhî, n. 3140; Neseî,
K. Edâhî, Bab-ul-mesenneti ve-l-cizati, n. 4389
[534]. Buhari, K. Edâhî, Babu kavli-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem;
Müslim, K. Edâhî, Babu vaktihê, n. 1961; Tirmizî, K. Edâhî, Bab-üz-zebhi
ba’de-s-salâti, n. 1508; Dârimî, K. Edâhî, Babu zebhı kalbe salati, n. 80/2;
Neseî, K. Duhâyâ, Babu zebhı-d-duhyeti kalbe-l-imam, n. 4400
[535]. Tirmizî, K. Edâhî, Babu mâ lâ yecûzü mine-l-edâhî, n. 1497; Neseî,
K. Duhâyâ, Babu mâ nühiye anhü mine-l-edâhî, n. 4374; Muvatta, K.
Duhâyâ, Babu mâ yünhâ anhü mine-d-duhâyâ
[536]. Tirmizî, K. Edâhî, Babu ma yükrahü mine-l-edâhî, n. 1498; Neseî, K.
Edâhî, Babu-l-hırkai ve hiye-l-leti tahriku, n. 4382; İbn-i Mace, K. Edâhî,
Babu ma yükrahü en yudhâ bihî, n. 3142, Müsned, n. 851
[537]. Neseî, K. Edâhî, Babu-l-adbâi, n. 4382; Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-
udhiye bi udebâi-l-üzüni, n. 1504; İbn-i Mace K. Edâhî, Babu mâ yükrahü
en yudhâ bini. N. 3145
[538]. Neseî, K. Dahâyâ, Babu mâ tücziü anhü-l-bakaratü, n. 4398; Müslim,
K. Hac, Babu-l-iştirâki fi-l-hedyi, n. 1318; Muvatta, K. Edâhî, Babu-ş-
şirketi fi-d-dahâyâ, n. 9; Tirmizî, K. Hac, Babu-l-iştiraki fi-l-bedeneti, n.
904
[539]. Tirmizî, K. Edâhî, n. 1521
[540]. Buhari, K. Hac, Babu-n-nahri fî menharin Nebiyyi sallallahu aleyhi
ve sellem, n. 209/2; İbn-i Mace, K. Edâhî, b. Zebhı bi-l-musallî, n. 3161;
Neseî, K. Dahâyâ, babu zebhı-l-imami, n. 1590
[541]. Müslim, K. Edâhî, Babu beyani mâ kane mine-n-nehyi, n. 1971;
Neseî, K. Edâhî, b. İddihari mine-l-edâhî, n. 4436
[542]. İbn-i Mace, K. Edâhî, Babu iddihari luhûmi-l-edâhî, n. 3160
[543]. Müslim, K. Edâhî, Babu beyanı mâ kane mine-n-nehyi, n. 1975
[544]. Müslim, K. Sayd, Babu-l-emri bi ihsanı-z-zebhı, n. 1955; Tirmizî, K.
Diyât, Babu-n-nehyi ani-l-müsleti, n. 1409; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu
izâ zebahtüm fe ahsinû, n. 3170; Neseî, K. Duhâyâ, Babu husni-z-zebhi, n.
4419; Dârimî, K. Edâhî, Babu husni-z-zebihati, n. 1967
[545]. Buhari, K. Zebâih; Müslim, K. Sayd, Babu-n-nehyi an sabrı-l-
behâimi, n. 1956; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-n-nehyi an sabrı-l-behâimi,
n. 3186; Neseî, K. Edâhî, Babun-nehyi ani-l-mücessemeti, n. 4444
[546]. İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-t-tesmiyeti ınde-z-zebhı, n. 3173
[547]. Tirmizî, K. Tefsir, (En’am suresi), n. 3071
[548]. Buharî, K. Şirket, Babu kısmeti-l-ğanemi; Müslim, K. Edâhî, Babu
cevâzı-z-zebhı bi külli mâ enhera, n. 1968; Tirmizî, K. Edâhî, Babu-z-
zebihati bi-l-Merveti, n. 2891; Neseî, K. Dahâyâ, Babu-n-nehyi ani-z-zebhi
bi-z-zaferi, n. 4408; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu zekati-n-naddi mine-l-
behâim, n. 3183; Dârimî, K. Edâhî, Müsned, 463-464/3
[549]. Neseî, K. Dahâyâ, Babu ibahati-z-zebhi bi-l-Merveti, n. 4405; İbn-i
Mace, K. Sayd, Babu-l-ernebi, n. 3244
[550]. Neseî, K. Dahâyâ, Babu ibahati-z-zebhi bi-l-udi, n. 4406; İbn-i Mace,
K. Zebâih, Babu mâ yüzekkâ bihî, n. 3177
[551]. Tirmizî, K. Et’ime, Babu fi-z-zekati fi-l-halkı, n. 1481; Neseî, K.
Dahâyâ, Babu zikri-l-müteraddiyeti fi-l-bi’ri, n. 4413
[552]. Tirmizî, K. Et’ime, Babu zekatı-l-cenîn, n. 1476; İbn-i Mace, K.
Zebâih, Babu zekati-l-cenîn, n. 3199
[553]. Câmiu-l-Usûl, n. 2583
[554]. Buhari, K. Sayd, Babu ezbihati-l-a’rabî ve nahvihim, K. Büyû, babu
men lem yera-l-vesvase ve, K. Tevhid, Babu-s-suâli bismillahi Azze ve
Celle. Muvatta, K. Zebâih, Babu-t-tesmiyeti ala-z-zebîhati; Neseî, K.
Dahâyâ, Babu zebihati menlem yu’raf, n. 4441; İbn-i Mace, K. Zebâih,
Babu-t-tesmiyeti inde-z-zebhi, n. 3174
[555]. Neseî, K. Fer’i, n. 4233; İbn-i Mace, K. Zebâih, n. 3167
[556]. Müslim, K. Edâih, Babu-l-fer’i ve-l-atirati, n. 1976; Neseî, K. Fer’i
ve-l-atîra, n. 4227; Buhari, K. Akika, Babu-l-fer’i ve-l-atîrati; Tirmizî, K.
Edâhî, Babu-l-fer’i ve-l-atîrati, n. 1512; İbn-i Mace, K. Zebâih, Babu-l-fer’i
ve-l-atîrati, n. 3168
[557]. Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-ezâni fi üzüni-l-mevlûdi, n. 1516; İbn-i
Mace, K. Zebâih, Babu-l-akikati, n. 3162; Neseî, K. Akika, Babu-l-akikati
ani-l-ğulami, n. 4221
[558]. Tirmizî, K. Edâhî, Babu mâ câe fi-l-akîka, n. 1522; İbn-i Mace, K.
Zebâih, Babu-l-akikati, n. 3165; Neseî, K. Akika, Babu-l-akikati ani-l-
cariyeti, n. 4225
[559]. Buhari, K. Akika, Babu imâtati-l-ezâ ani-s-sabiyyi fi-l-akika;
Tirmizî, K. Edâhî, Babu-l-ezâni fi üzüni-l-mevlûdi, n. 1515; Neseî, K.
Akika, Babu-l-akikati ani-l-ğulami, n. 4219; İbn-i Mace, K. Zebaih, Babu-l-
akikati, n. 3164, Müsned, 2/17-18-214 5/12
[560]. Neseî, K. Akika, Babu kem yaıkku ani-l-cariyeti, n. 4225
[561]. Neseî, kK. Akika n. 4217
Râvî dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey
insanlar, her sene her ev halkına kurban kesmek ve atire lazımdır. Atirenin
ne olduğunu biliyor musunuz? İnsanların şu Recebiye diye tabir ettikler
(Recebin ilk on gününde kesilen kurban) var ya (işte odur).” [522]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Hayır kesme, lâkin sen saçından ve
tırnaklarından biraz kesersin, bıyığını kısaltırsın, eteğini tıraş edersin, işte
Aziz ve Celil olan Allah katında senin kurbanın tamamı budur,” buyurdu.
[523]
Ali radıyallahu anh’ın iki koç kurban ettiğini gördüm. Ona bu nedir?
(Neden iki tane kesiyorsun?) dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
bana onun namına kurban kesmemi vasiyet etti. Bunun üzerine Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem namına kurban kesiyorum, cevabını verdi. [524]
İmam Azam ise kurban kesecek kimsenin tıraş olmasına tırnak kesmesine
ruhsat verdi. Hanefîlerce de bunun mendub olduğunu söyleyenler vardır.
[525]
“Ya Aişe, bıçağı getir, buyurdu. Sonra onu taşla bile,” dedi. Ben de bıçağı
getirdim. Taşla biledim. Bıçağı aldı, koçu tuttu, onu yere yatırdı ve kesti.
Keserken Bismillah. Yarabbi, Muhammed’den âl-i Muhammed’den ve
ümmet-i Muhammed’den kabul eyle dedi. Sonra onu kurban etti. [526]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ayakta bizzat kendi eliyle yedi deve
kesti. Medine’de ise boynuzlu, beyazı siyahına galip renkte (alaca) iki koç
kurban etti. [527]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, boynuzlu, beyazı siyahına galip
renkte iki koç kurban etti. Sağ dizini kurbanların sağ yanına koyup:
Bismillah Allah’u Ekber, diyerek kesiyordu. [528]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kurban kesimi günü boynuzlu,
beyazı siyahına galip renkte hayaları iğdiş edilmiş iki koç kesti. Onları
(kesmek için) yanları üzerine yatırdığı vakit şöyle dedi, “Ben doğru olarak
yönümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a yönelttim. Ben müşriklerden
değilim, benim namazım kurbanım diriliğim ölümüm alemlerin Rabbi olan
Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum. Ben
Müslümanlardanım. Yârabbî: Senden, senin için, Muhammed ve ümmeti
namına (kesiyorum). Bismillah Allahuekber,” dedi. Sonra kesti. [529]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, boynuzlu, hayaları burulmamış
(tohumluk için ayrılmış) gözleri siyah, ağzı siyah, ayakları siyah,
vücudunun diğer kısmı beyaz bir koç kurban etti. [530]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Belli bir yaşa gelmiş hayvandan
başkasını (kurban olarak) kesmeyiniz. (Böylesini) bulmak güç gelirse
davarlardan altı ayını bitirmiş olanı kesiniz,” buyurdu. [531]
Zeyd dedi ki: Oğlağı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e götürdüm ve
bu küçük bir oğlaktır, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu
kurban et,” buyurdu. Bunun üzerine ben de onu kurban ettim. [532]
Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından Benî Süleym
kabilesinden Mucaşı’ denilen bir zat ile beraber bulunuyorduk. Koyun çok
kıymetlendi. Bunun üzerine hazreti Peygamber bir tellala emretti. Tellal
şöyle seslendi: Gerçekten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: “(Oğlak ve) kuzu diş değiştirmiş olan (keçi ve koyun)ların yerine
geçer.” [533]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Evet senden kafi gelir, ama senden
sonra hiçbir kimseye aslâ kâfî gelmez,” buyurdu. [534]
Ebû Dâvud: Latünka kelimesini iliği olmayan diye tefsir etti. [535]
Züheyr dedi ki: Ebî İshak’a, boynuzu kırık olanı zikretti mi? dedim. Hayır,
dedi. Mukabele nedir? dedim. Kulağının bir tarafı kesilendir, dedi.
Müdabere nedir? dedim. Kulağının gerisinden kesilendir, dedi. Şerka nedir?
dedim. Kulağı yarılandır. Harka nedir? dedim. Alâmet için kulağı yarılır,
ona denir, dedi. [536]
Ebû Dâvud şöyle dedi: Râvî Cüreyc Basra’nın Sedüstendir. Ondan
Katade’den başkası rivâyet etmemiştir. [537]
Asr-ı Saadet’te biz temettu Haccı yapardık. Yedi kişi namına bir sığır keser
(yedi kişi namına bir deve keser) onda ortak olurduk. [538]
Musallâda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, maiyetinde kurbana şahit
oldum. Hutbesini bitirince minberden indi. Ona bir koç getirildi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, onu kendi eliyle kesti. Ve “Bismillah Allahü
ekber, şu benim ve ümmetimden kurban kesmeyenlerin namına kurbandır,”
buyurdu. [539]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurbanını musallâda (bayram namazı
kıldığı yerde) keserdi. İbn-i Ömer de böyle yapardı. [540]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben sizi ancak üzerinize akın eden
fakir topluluğu için nehy etmiştim. (Bu sene istediğiniz şekilde) yiyin,
dağıtın, biriktirin.” buyurdu. [541]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Hepinize yetsin diye biz sizi kurban
etini üç günden sonra yemenizden nehy etmiştik. (Şimdi ise) Allah bolluk
verdi, dağıttınız. Birazını alıkoyunuz (fakirlere tasadduk ederek) sevap
kazınınız. Dikkat! Şu günler yeme, içme ve Aziz ve Celil olan Allah’ı
zikretme günleridir,” buyurdu. [542]
Medine’ye gelene kadar da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e devamlı
onun etinden yedirdim. [543]
Râvî Müslim’den başkaları şöyle diyorlar: “Öldürdüğünüz zaman
öldürmeyi iyi yapınız. Bir hayvan kestiğiniz vakit kesmeyi iyi (ve kolay
yapın). Sizden biriniz bıçağını bilesin. Keseceği hayvanı rahata kavuştursun
(ona acı çektirmesin),” buyurdu. [544]
Enes radıyallahu anh ile Hakem bin Eyyüb’ün yanına gitmiştik. Bir takım
gençler veya çocuklar bir tavuğu hedef olarak dikmişler, ona atış
yaparlarken gördü. Enes radıyallahu anh dedi ki: Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, hayvanların nişan hedefi olarak kullanılmasını yasakladı.
[545]
“Şeytanlar kendi dostları olan kafirlere vesvese verirler” ve Allah’ın
öldürdüğünü yemeyin. Kendi kestiğinizi yiyin, derler. Bunun üzerine Aziz
ve Celil olan Allah, “Üzerine besmele çekilmeyen hayvanın etinden
yemeyiniz,” mealindeki enam suresi 121. ayetini indirdi. [546]
Yahudiler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler ve “Biz kendi
öldürdüğümüzün etinden yiyelim mi? Allah’ın öldürdüğü hayvanın etinden
yemeyelim mi,” dediler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah, “Üzerine
besmele çekilmeyen hayvanın etinden yemeyin,” mealindeki En’âm
suresinin 121. ayetini indirdi. [547]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların gerisinde idi. Halk
(ganimetten bir şeyler pişirmek için) tencereleri ocağa koydular. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, tencerelere rastladı. Emir buyurdu. Tencereler
devrildi. Ganimet malı ashab arasında taksim olundu. Bir deve on koyuna
muadil tutuldu. Kavmin develerinden bir deve kaçtı. Onu kovalayacak
yanlarında at da yoktu. Bir zat ona bir ok attı. Allah onu kaçmaktan
alıkoydu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Gerçekten
şu hayvanların, vahşî hayvanlar gibi ürküp kaçmaları vardır. Bunlardan
hangisi böyle yapar (kaçarsa) siz de ona böyle yapın (ok atın) öldürün,”
buyurdu. [548]
İki tavşan avladım. Ve onları çakmak taşıyla kestim. O iki tavşan hakkında
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sordum. Bana onların etini yememi
emretti. [549]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Besmele çek, istediğin şeyle kes
kanı akıt,” buyurdu. [550]
Ebû Dâvud; bu ancak yüksekten düşmüş ve yabanîleşmiş hayvanda caiz
olur, dedi. [551]
Ya Rasûlallah, biz dişi deve kesiyoruz, inek ve koyun boğazlıyoruz,
karnında yavru buluyoruz, onu yiyelim mi, yoksa atalım mı? dedik.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “İsterseniz yiyin, zira onun kesilmesi
annesini kesmekten ibarettir,” buyurdu. [552]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Anne karnındaki yavrunun
kesilmesi annesini kesmekten ibarettir,” buyurdu [553]
Ashab, ya Rasûlallah, cahiliyetten yeni kurtulmuş olan kimseler kesilmiş
etler getiriyorlar, onlar üzerine besmele çektiler mi, çekmediler mi?
bilmiyoruz. Ondan yiyelim mi? dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “Besmele çekin ve yeyin,” buyurdu. [554]
Halid dedi ki: Ebû Kılâbe’ye kaç hayvana salma sürü denir, dedim. Yüz
hayvana denir, dedi. [555]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Atira kurbanı ve fera kurbanı
(islamda) vacip değildir,” buyurdu. [556]
Ebû Dâvud dedi ki: İşte (sahih olan) hadis budur. Süfyan’ın hadisi ise
hatalıdır. [557]
Ebû Dâvud dedi ki, adı konur rivâyeti daha sahihtir. Nitekim (bu kelimeyi)
Selam bin Ebî Mutî, Katâde’den, İyas bin Dağfel ve Eş’as Hasen’den “ve
yüsemma” diye rivâyet ettiler. Ayrıca Eş’as Hasen’den, o da Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den “ve yüsemma” “Çocuğun adı konur,” diye
rivâyet etti. [558]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Yeni doğan çocukla birlikte bir
akika kurbanı kesmek vardır. Onun için kurban kanı akıtın ve çocuktan
ezayı giderin,” buyurdu. [559]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Hasan ve Hüseyin’den (her biri
için) birer koç akika kurbanı kesti.” [560]
Fer’a kurbanından soruldu da: Fer’a haktır, onu etlenene veya iki yaşına
veya üç yaşına girene kadar bırak onu bir dula vermen veya Allah yolunda
(harbe giden birini ona bindirmen onu kesmenden daha hayırlıdır. Çünkü
(şimdi kessen) eti yününe yapışır, çanağın sütsüz kalır, yavrusuz kalan
deveni şaşkına çevirirsin develiye gönderirsin,” buyurdu. [561]




