CİHAD BÖLÜMÜ · 1 – HİCRET




2477 – Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: Bir bedevî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a hicretten sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yazık sana, hicret zor iştir. Senin develerin var mı?” buyurdu. O kimsede “Evet” cevabını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Peki onların zekâtını veriyor musun?” buyurdu. O şahıs da “evet” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’da; “Sen şehirlerden uzakta (bulunduğun yerde) amel et çalış. Allah senin amelinden hiçbir şeyi noksan kılmayacaktır,” buyurdu. [348]
İZAH
Veyhake: Vay sana, yazık sana, acırım sana, kıyamam sana gibi merhamet ifade eden bir kelimedir. Bihar: Burada şehir ve köy anlamınadır. Len yetirake: Noksan kılmayacak anlamınadır. Yani, sen şehirden uzak yerde samimi niyetle ibadet edersen, hicret sevabını alırsın. Allah senin amelini zayi etmez demektir.





2478 – Mikdam bin Şüreyh’ten, o da babasından rivâyet ederek: Aişe radıyallahu anha’dan sahraya çıkmak hakkında sordum. Aişe radıyallahu anha şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şu sulu tepenin başına çıkardı, bir defasında sahraya çıkmak istedi, bana zekât develerinden iyi bir deve gönderdi. Ve bana: “Ey Aişe, deveye yumuşak muamele et. Zira yumuşak muamele, her nerede bulunursa onu güzelleştirir. Her neden de soyulursa kati olarak onu çirkinleştirir” buyurdu. [349]
İZAH
Bedâvet: Sahraya çıkıp orada bir müddet eğleşmek, kalmak. Telağ. Tepe, dağ, sulu yüksek yerdir, yayla gibi. Nâkatün Muhamreme: Kullanılmamış, binilmemiş toy bir deve demektir.

