CİHAD BÖLÜMÜ · 20 – ÖZÜR DOLAYISI İLE HARBE ÇIKMAMAYA RUHSAT














2507 – Zeyd bin Sabit radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre dedi ki: “Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idim. O’nu bir sessizlik bürüdü. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in uyluğu, benim uyluğum üzerine geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in uyluğunun o andaki ağırlığı kadar hiçbir şeyin ağırlığını bulmamıştım. Sonra vahy ondan kaldırıldı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, meâlen buyurdu. Ben de bir kürek kemiği üzerine, “Mü’minlerden oturanlarla, Allah yolunda mücahede edenler müsâvî değildir,” ayetlerini sonuna kadar yazdım. Kendisi âmâ bir kimse olan Ümmü Mektum, mücahidlerin faziletini işitince ayağa kalktı ve, ya Rasûlallah, mü’minlerden cihâda gücü yetmeyenlerin durumu nedir? dedi. Ümmü Mektum sözünü bitirir bitirmez Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i (yine) sessizlik kapladı, uyluğu uyluğumun üzerine geldi, birinci defada olduğu gibi ikinci defa da uyluğunun ağırlığını buldum. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den vahy kaldırıldı, bana yazdığını oku ya Zeyd buyurdu. Ben, Mü’minlerden oturanlar müsâvî değildir, kısmını okudum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, özür sahibi olanlardan başka, dedi ve âyetin tamamını okudu.” Zeyd bin Sabit diyor ki: “Allah ayetin özür sahibi olanlardan gayri (meâlindeki) kısmını başlı başına indirdi. Onu ayete ilhak ettim (yerine yazdım) nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, onu kemikte bulunan çatlağın yanındaki ilave edildiği yeri görüyor gibiyim.” [362]
İZAH
Süriye: Götürüldü, kaldırıldı manasınadır. Sad-a: Şıkkı, parçayı o yeri demektir.




2508 – Musa bin Enes’den, o da babasından rivâyet ettiğine göre: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gerçekten Medine’de öyle kimseler bıraktınız ki, siz mesafeler kat ettikçe, nafaka tasadduk ettikçe, vadiler kat ettikçe, onlar sizinle beraberdirler.” Ashab: “Ya Rasûlallah, onlar Medine’de oldukları halde nasıl bizimle beraber olabilirler?” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onları özür alıkoydu,” buyurdu. [363]

