kendi kendine: “Az kalsın emanetimi harap edecektim!” dedi.151 Peygamberimiz Aleyhisselamın Göğsünün Melekler Tarafından Yarılışı ve Tartılışı Sütannesi Halime Hatun yemin ederek der ki: “…[Muhammed Aleyhisselam], sütkarde şi [Abdullah] ile birlikte evlerimizin arkasında küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, sütkardeşi telaş ve heyecanla koşarak bize geldi. Bana ve babasına: ‘Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, o Kureyşî kardeşimi tutup yere yatırdılar, kendisinin karnını yardılar! Şimdi, onun içini karıştırıyorlar’ dedi. Ben ve babası, hemen Ona doğru vardık. Kendisini, ayakta ve yüzü sararmış bir halde bulduk.
Ben, hemen tutup Onu bağrıma bastım. Babası da bağrına bastı. ‘Sana ne oldu yavrucuğum?’ diye sorduk. ‘Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam gelip beni yatırdılar, karnımı yardılar. Karnımda, bilemediğim bir şey aradılar’ dedi. Birlikte, çadırımıza döndük. Sütbabası Hâris: ‘Ey Halime! Ben, bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum! Sen, başına bir felaket gelmeden önce, onu hemen ailesine götürüp teslim et!’ dedi.”152 Bu hadise, bazı kaynaklara göre Peygamberimiz Aleyhisselamın dörtbeş yaşlarında bulunduğu sırada vuku bulmuştur.153 Peygamberimiz Aleyhisselam da bu hususta şu açıklamada bulunmuşlardır: “Ben, Sa’d b.
Bekrlerde emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, sütkardeşimle birlikte evlerimizin arkasında kendimize ait küçük kuzuları yayıyor, otlatıyorduk. Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, içi kar dolu, altından bir leğen ile yanıma geldi. Beni tutup karnımı yardılar. Kalbimi çıkardılar. Onu da yardılar. Kalbimin içinden, kara, pıhtılaşmış bir kan parçası çıkarıp attılar. Sonra, kalbimi, karnımı, o karla iyice yıkayıp temizlediler. Sonra da, onlardan birisi, arkadaşına: ‘Onu, ümmetinden on kişi ile tart!’ dedi. Beni onlarla tarttı. Ben onlardan ağır geldim. ‘Onu ümmetinden yüz kişi ile tart!’ dedi. Beni onlarla tarttı. Ben yine onlardan ağır geldim.
‘Onu ümmetinden bin kişi ile tart!’ dedi. Beni onlarla tarttı. Ben onlardan da ağır geldim. Bunun üzerine: ‘Artık onu tartmayı bırak! Vallahi, onu bütün ümmeti ile tartacak olsan, yine de o ağır gelir’ dedi.”154 Halime Hatun'un Peygamberimiz Aleyhisselamı Mekke’de Kaybedişi Sütannesi Halime Hatun; Peygamberimiz Aleyhisselamı155 beş yaşında iken156 annesine teslim etmek üzere Mekke’ye getirdiği sırada,157 Mekke’nin yukarı tarafında158 kalabalık arasında kaybetti.159 Halime Hatun, bunu şöyle anlatır: “Hayvanıma bindim. Sütoğlumu da önüme aldım. Mekke’ye giriş kapılarından büyük kapıya kadar vardım. Orada toplanmış bir cemaat bulunuyordu.
İhtiyacımı gidermek ve üstümü başımı düzeltmek için sütoğlumu orada bırakıp ayrıldım. Şiddetli bir gürültü işitip döndüğüm zaman, kendisini orada göremedim. ‘Ey insanlar cemaati! Çocuk nerede?’ diye sordum. ‘Hangi çocuk?’ dediler. ‘Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib!’ dedim. ‘Allah’ın, onu büyütmek sebebiyle yüzümü güldüreceği, ev halkımı zengin kılacağı, açlığımı gidereceği ve onu annesine götürüp teslim ederek emanetimden çıkaracağım, sevincime ve umduğuma kavuşacağım sırada, önümden kaptılar kaçtılar! Lât ve Uzza’ya andolsun ki, onu göremeyecek olursam, kendimi şu dağın tepesinden atacağım, parçalanacağım!’ dedim.
‘Biz, bir şey görmedik’ dediler. Beni ye’se düşürdükleri zaman, elimi başıma koyup: ‘Vah Muhammed’ciğim! Vah oğulcuğum!’ diyerek ağlamaya başladım. Kadınları ve erkekleri ağıtımla ağlattım. Orada bulunan halk da benimle birlikte feryad ederek ağlaştılar, yanıp yakıldılar.160 Kaybolma haberinin Abdulmuttalib’e benden önce erişmesinden korktum. Hemen gidip Abdulmuttalib’in yanına vardım. Bana bakınca: ‘Başına mutluluk mu, yoksa yaramazlık mı geldi?’ diye sordu. ‘Belki de, yaramazlığın en büyüğü!’ dedim. Maksadımı hemen anladı. ‘Belki de, oğlum senin yanından kaybolmuştur’ dedi. ‘Evet!161 Bu gece, Muhammed’i getirmiştim.
Mekke’nin yukarı tarafında bulunduğum sırada, kaybettim. Vallahi, şimdi o nerededir, bilmiyorum.162 Belki de, Kureyşîler hainlik, düşmanlık edip onu öldürmüşlerdir’ dedim. Abdulmuttalib kızdı ve hemen kılıcını sıyırdı. Kızdığı zaman, hiç kimse onun kızgınlığını durduramazdı.163 Bana: ‘Ey Halime! Sen otur!’ dedikten sonra, Safa tepeciğine çıktı.164 ‘Yâ Âl-i Galib!’165 diyerek seslendi.166 Bütün Kureyşliler toplanıp geldiler: ‘Ey Hâris’in babası! Ne haber var?167 Söyle, sana icabet edelim?’ dediler.168 Abdulmuttalib: ‘Oğlum Muhammed kayboldu!’ dedi. Kureyşliler: ‘Sen hayvanına atla!
Biz de seninle birlikte hayvanlarımıza atlayalım.169 Sen bizi harekete geçir! Sen denize dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız’ dediler.170 Abdulmuttalib hemen hayvanına bindi. Öteki Kureyşîler de hayvanlarına bindiler. Mekke’nin yukarı tarafına vardılar. Oradan da Mekke’nin aşağısına indiler. Bir şey göremeyince, Abdulmuttalib halkı kendi haline bırakıp Beyt-i Haram'a geldi. İhrama girip Kâbe’yi yedi kere tavaf etti.171 ‘Yâ Rab! Kavmimin hepsi toplandı ise de, Muhammed bulunamadı!’ diyerek Allah’tan yardım diledi.172 Havadan, bir seslenicinin: ‘Ey cemaat! Feryad etmeyiniz! Hiç şüphesiz, Muhammed’in Rabbi vardır.
O'nu yardımsız bırakmaz ve zayi etmez!’ diyerek seslendiğini işittik. Abdulmuttalib: ‘Ey seslenici! Bize, O'nun nerede bulunduğunu da haber ver!’ dedi. ‘O, Tihame vadisinde, sağdaki ağacın yanındadır’ diye haber verdi. Abdulmuttalib, hemen o tarafa doğru gitti.”173 Yolun bir kısmında Varaka b. Nevfel’e rastladı. Birlikte yollarına devam ettiler.174 1/149.
Kaynaklar
- İbn Sa’d, 1/112, Halebî, 1/155-156. İbn Sa’d, 1/113.
- 152. İbn İshak, İbn Hişam, 1/173-174, Taberî, Târîh, 2/127, Beyhakî, Delâil, 1/135, İbn Cevzî, 1/109-112, İbn Esîr, Kâmil, 1/461-462, İbn Seyyid, 1/34, Zehebî, Târîh, s. 47, İbn Kesîr, Bidâye, 2/274-275. İbn Sa’d, 1/112, Mes’ûdî, Mürûc, 2/281, Ebu Nuaym, Delâil, 1/161, İbn Cevzî, 1/110, İbn Esîr, Kâmil, 1/462, İbn Seyyid, 1/36, Zehebî, Târîh, s. 47.
- 154. İbn İshak, İbn Hişam, 1/175-176, Taberî, Târîh, 2/130, Beyhakî, Delâil, 1/135, 145-146, İbn Cevzî, 1/111-112, Kadı Iyaz, 1/132-133, İbn Seyyid, 1/35, İbn Kesîr, Bidâye, 2/275.
- 155. İbn İshak, İbn Hişam, 1/176, İbn Sa’d, 1/112, Belâzurî, Ensâb, 1/94. İbn Sa’d, 1/112, Belâzurî, Ensâb, 1/94, İbn Abdilberr, 1/29, Süheylî, 2/179, İbn Esîr, Kâmil, 1/462.
- 157. İbn İshak, İbn Hişam, 1/176, İbn Sa’d, 1/112, Belâzurî, Ensâb, 1/95.
- 158. İbn İshak, İbn Hişam, 1/176, Belâzurî, Ensâb, 1/95, Halebî, 1/154.
- 159. İbn İshak, İbn Hişam, 1/176, İbn Sa’d, 1/112. Beyhakî, Delâil, 1/142-143, İbn Cevzî, 1/115-116, İbn Asâkir, 1/377-378. Beyhakî, Delâil, 1/144.
- 162. İbn İshak, İbn Hişam, 1/176, Halebî, 1/154. Beyhakî, Delâil, 1/144. Diyarbekrî, 1/227. Cahiliye devrinde davet parolası böyle idi. (İbn Cevzî, 1/116). İbn Cevzî, 1/116, Diyarbekrî, 1/227. Beyhakî, Delâil, 1/144, Diyarbekrî, 1/227. Diyarbekrî, 1/227. Beyhakî, Delâil, 1/144, İbn Cevzî, 1/116, İbn Asâkir, 1/378-379, Diyarbekrî, 1/227. Beyhakî, Delâil, 1/144, İbn Cevzî, 1/166, Beyhakî, Delâil, 1/144, İbn Cevzî, 1/116, İbn Asâkir, 1/379, Diyarbekrî, 1/228. Beyhakî, Delâil, 1/144, İbn Asâkir, 1/379. Beyhakî, Delâil, 1/144, İbn Cevzî, 1/116, Kurtubî, 20/98, Diyarbekrî, 1/228, Halebî, 1/154, Zürkânî, Beyhakî, Delâil, 1/144, Diyarbekrî, 1/228, Zürkânî, 1/149.

