Hac, İslâm’ın beş temel esasından biri olup bedenî ve malî yönü olan bir ibadettir. Hac; âkil, bâliğ ve malî yeterlilik sahibi olan Müslümanlara farzdır. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlik’e göre bir kişiye haccın farz olması için yukarıdaki şartların yanında hac menâsikini yerine getirebilecek bedenî güce ve sağlığa sahip olması da şarttır. Kurulumuz da bu görüşü tercih etmektedir. (2019/4 tarih ve sayılı Kurul Kararı) Ancak hac, kendilerine sağlıklı iken farz olduktan sonra bunu edâ etmeyen ve sonrasında sağlığını kaybedenlerin vekil (bedel) göndermek suretiyle bu ibadeti vekâletle yerine getirmeleri gerekir. Bu konuda âlimler arasında görüş birliği vardır. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 2/335; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/84; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/221-222; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/219) Yukarıda sayılan vücup/yükümlülük şartlarını taşıyan kişinin haccı bizzat edâ etmekle yükümlü olması için yol emniyetinin olması, tutuklu olmaması, yurt dışına çıkma yasağının bulunmaması ve kadının iddet döneminde olmaması şarttır. Bu tür kişilerin engelin ortadan kalkmasından sonra hacca gitmeleri gerekir. Haccı bizzat yapamayacak durumda olmaları hâlinde ise vekil göndermek suretiyle hac görevini yerine getirmelidirler. Hayatta iken vekil göndermemişlerse kendi adlarına hac yaptırılmasını vasiyet etmelidirler. Vasiyet etmeden ölmüşlerse vârisleri onlar adına hac yapabilir/yaptırabilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/212; Zeylaî, Tebyîn, 2/3-4) Günümüzde hac farz olur olmaz hacca müracaat ettiği hâlde kurada ismi çıkmadığı için hacca gidemeden ölen kimseler, hacca gitmeye imkân bulamadıkları için borçlu olarak ölmüş olmazlar.
Meseleyi ara,
deliliyle oku.
Hac ve umreye dair hükümleri kategoriye göre süzün; cevapları kaynak atıflarıyla birlikte eksiksiz okuyun.
001Haccın Şartları ve RükünleriHac kimlere farzdır?
+
Hac kimlere farzdır?
002Haccın Şartları ve RükünleriHac ayları hangileridir, farz olan vakfe ile tavafın vakti ne zamandır?
+
Hac ayları hangileridir, farz olan vakfe ile tavafın vakti ne zamandır?
Hac ayları, hicrî takvimdeki şevvâl ve zilkade aylarının tamamı ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac için ihrama bu aylar içerisinde girilmesi gerektiğinden dolayı bu aylara hac ayları denilmiştir. Bu döneme hac ayları denmesi, hac menâsikinin bu aylardan herhangi birinde bitirilebilmesi açısından değil haccın şartı olan ihrama şevvâlden itibaren girilebilmesi bakımındandır. Bu süre içerisinde ihrama girerek haccın iki temel rüknünden biri olan ve sadece zilhiccenin dokuzuncu günü öğle vakti ile onuncu günü fecr-i sâdık arasında yapılabilen Arafat vakfesini yapan kimsenin haccı geçerli olur. Haccın diğer rüknü olan ziyaret tavafında ise asıl olan bayramın ilk üç gününde yapılmasıdır. Ancak mazeretsiz olarak bu günlerden sonra yerine getirilmesi mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/132-133; Mâverdî, el-Hâ-vi’l-kebîr, 4/192; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391)
003Haccın Şartları ve RükünleriHac ibadetinin ifası için nisap miktarı mala sahip olma şartı var mıdır?
+
Hac ibadetinin ifası için nisap miktarı mala sahip olma şartı var mıdır?
Bir insana haccın farz olması için zekât verecek konuma gelmesi şart değildir. Borcu ve aile fertlerinin nafakası kabilinden her türlü ihtiyacı dışında hacca gidip gelecek kadar parası, malı, mülkü ve imkânı bulunan kimseye, haccın farz olması için gerekli olan diğer şartları da taşıyorsa hac farz olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/120, 122) Bir sahâbînin, “Hac yapmayı farz kılan şey nedir?” şeklindeki sorusuna Hz. Peygamber (s.a.s.), “Azık ve binit.” cevabını vermiştir. (Tirmizî, Hac, 4 [813]; İbn Mâce, Menâsik, 6 [2896]) Dolayısıyla bir kimsenin aslî ihtiyaçları, varsa borcu ve bakmakla yükümlü olduğu insanların nafakası dışında hacca gidip geleceği sürede kendisine yetecek kadar yeme, içme ve barınma giderleriyle yol parasına sahip olması durumunda kendisine hac yapmak farz olur. Ayrıca nisap miktarı mala sahip olması gerekmez.
004Haccın Şartları ve RükünleriÇocuklarını bırakacak güvenli bir yeri olmayan kimsenin hacca gitmesi farz mıdır?
+
Çocuklarını bırakacak güvenli bir yeri olmayan kimsenin hacca gitmesi farz mıdır?
Kendisine hac farz olan kimse, çocuklarını bırakacak hiçbir güvenli yer bulamaması hâlinde bu imkânı elde edinceye kadar hacca gitmekle mükellef olmaz. Böyle bir kimse, imkân bulduğu ilk fırsatta gecikmeden bu görevini yerine getirmelidir.
005Haccın Şartları ve RükünleriEvlenme çağında bekâr çocuğu bulunan kişi hacca gitmeyi erteleyebilir mi?
+
Evlenme çağında bekâr çocuğu bulunan kişi hacca gitmeyi erteleyebilir mi?
Sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve bulûğ çağına erişmiş Müslümanların ömürlerinde bir defa haccetmeleri farzdır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/139-140) Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Bu itibarla kişinin evlenme çağında bekâr çocuğu da bulunsa bu şartları taşıması hâlinde haccetmesi farzdır. Hacca gitmeyip de hac parasını çocuğunu evlendirmek için kullanırsa hac yükümlülüğü üzerinden kalkmaz.
006Haccın Şartları ve Rükünleriİmkân bulup Kâbe’yi gören veya umre yapan kişiye hac farz olur mu?
+
İmkân bulup Kâbe’yi gören veya umre yapan kişiye hac farz olur mu?
Haccın farz olması için hac günlerinde bu ibadetin ifa edileceği yerlerde bulunma imkânına sahip olmak gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/120) Bu iki şarttan biri eksik olursa kişiye hac farz olmaz. Dolayısıyla haccın rükünlerini yerine getirme imkânı bulamayan kişilere haccın edâsı farz olmaz. Hac erkânının yapıldığı günlerde değil de başka bir vakitte Mekke’de bulunan bir kimse hac günleri başlamadan oradan ayrılmak zorunda kalır ve hac vaktinde tekrar gitme imkânı bulamazsa sırf Mekke’de bulunmuş olmasından dolayı kendisine hac farz olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/583-584) Kâbe’yi gören veya umre yapan kimse eğer hac günlerine kadar orada kalma imkân ve fırsatı bulursa orada kalır ve haccını yapar.
007Haccın Şartları ve RükünleriBorçlanarak hacca gitmek doğru mudur?
+
Borçlanarak hacca gitmek doğru mudur?
Bir Müslümanın hac ibadetiyle yükümlü olması için sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve bulûğ çağına erişmiş olması gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/140) Bu itibarla maddî yönden haccetme imkânına sahip olmayan kişilerin borçlanarak hacca gitmeleri gerekmez. Ancak borçlanarak hacca gitmeleri hâlinde hac ibadeti geçerli olur ve kendilerinden hac sorumluluğu da düşer. Diğer taraftan haccın farz olması için gerekli şartları taşıdığı hâlde hac mevsiminde hazır parası bulunmayan ve borç aldığı takdirde bunu daha sonra ödeme gücüne sahip olan kişilerin, bu görevi bir an önce ifa etmeleri için borç alarak hacca gitmeleri uygun olur.
008Haccın Şartları ve RükünleriBankada vadeli hesapta bekletilen para ile hac yapılır mı?
+
Bankada vadeli hesapta bekletilen para ile hac yapılır mı?
İslâm dini, kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helal yollardan elde etmelerini emreder. İbadetler de helal kazanç ile ifa edilmelidir. Bankada vadeli hesapta bekleyen paranın aslı helal ise bu para ile hacca gidilebilir. Ancak bu yolla elde edilen faiz gelirlerinin sevap beklemeksizin fakirlere veya hayır kurumlarına dağıtılması ve tövbe edilmesi gerekir.
009Haccın Şartları ve RükünleriHaram yollardan elde edilen kazanç ile hac yapılır mı?
+
Haram yollardan elde edilen kazanç ile hac yapılır mı?
İslâm dini, kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helal yollardan sağlamalarını emreder; haram yollara tevessül etmelerini ise yasaklar. Bu nedenle kişinin meşru olmayan bir yolla elde ettiği parayı kullanması haram olduğu gibi onu ibadet için kullanması da haramdır. (İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/456; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/62) Dolayısıyla hac ibadeti, helal mal ile edâ edilmelidir.
010Haccın Şartları ve RükünleriHacca görevli olarak giden kişinin hac borcu düşer mi?
+
Hacca görevli olarak giden kişinin hac borcu düşer mi?
Görevli olarak hacca giden kimse, ister zengin ister fakir olsun yaptığı hac kendi adına geçerlidir. Yaptığı görev karşılığında ücret alması bunu değiştirmez. Eğer kendisine hac daha önceden farz olmuş idiyse farz olan haccı edâ etmiş olur. Kendisine daha önce hac farz olmamışsa haccın farz olması için şart olan “yol (imkân) bulma” şartı gerçekleştiği için farz haccı edâ etmiştir. Daha sonra maddî açıdan hacca gidecek güce sahip olsa bile yeniden hacca gitmesi gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/120)
127UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERUmre yapmak üzere ihrama girip Mekke’ye gelen kişi sağlık sorunları sebebiyle umresini erteleyebilir mi?
+
Umre yapmak üzere ihrama girip Mekke’ye gelen kişi sağlık sorunları sebebiyle umresini erteleyebilir mi?
Umre yapmak üzere ihrama giren fakat umre yapacak kadar kendini sağlıklı hissetmeyen kişi, sağlığına kavuşuncaya kadar ihramlı olarak bekler; iyileşince tavaf ve sa‘yini yaparak tıraş olup ihramdan çıkar. Tavaf ve sa‘yini ertelemesinden ötürü de bir ceza gerekmez. Ancak bu bekleme süresi içinde ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir.
128UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERTavaf veya sa‘yden herhangi biri yapılmadan umre tamamlanmış olur mu?
+
Tavaf veya sa‘yden herhangi biri yapılmadan umre tamamlanmış olur mu?
Tavaf, İslâm âlimlerinin tamamına göre umrenin farzıdır. Dolayısıyla tavaf terk edilirse umre bâtıl olur ve yeniden yapılması gerekir. Sa‘y ise Hanefî mezhebine göre umrenin vacibidir. Kişinin iradesi dışında gerçekleşen bir özür olmaksızın sa‘y terkedilirse umre geçerli olmakla birlikte dem gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/227; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/544) Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rüknü olduğundan umrenin tamamlanması için tavafla birlikte sa‘yin de mutlaka yapılması gerekir. (Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/119; Büceyrimî, Tuhfe, 2/460; Hattâb, Mevâhib, 3/13)
129UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERKişi, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapabilir mi?
+
Kişi, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapabilir mi?
Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre umrenin tavaf ve sa‘yini ara vermeden yapmak ve hemen saç tıraşı olup ihramdan çıkmak sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Dolayısıyla umre ibadetinde, tavaf, sa‘y ve saç tıraşının peş peşe yapılmasına dikkat etmek ve arada başka bir ibadet veya işle meşgul olmamak uygun olur. Bununla birlikte kişinin, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapması ibadetinin geçerliliğine engel teşkil etmez. Öte yandan umre ihramından çıkmadan nâfile tavaf yapmak isteyen kimsenin, ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir. Ayrıca bu kişi umre tavafından ayrı olarak nâfile tavafı için de tavaf namazı kılmayı ihmal etmemelidir.
130UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERBir umreyi tamamlamadan ikinci bir umre için ihrama giren kişiye ne gerekir?
+
Bir umreyi tamamlamadan ikinci bir umre için ihrama giren kişiye ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre başladığı bir umreyi tamamlamadan ikinci bir umre için ihrama giren kimse, henüz ilk umresinin sa‘yini yapmadan önce ikinci bir umre için ihrama girerse ikinci umresini iptal ederek öncelikle ilk umresinin sa‘yini yapıp saç tıraşı olarak ihramdan çıkar. Daha sonra ise iptal ettiği umreyi kazâ eder. İkinci umreyi iptal ettiği için dem gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) İlk umresinin tavafını ve sa‘yini yaptıktan sonra henüz saç tıraşı olmadan önce ikinci bir umre için ihrama girerse bu durumda ikinci umresini de tamamlaması gerekir. Ancak iki umreyi birleştirdiği için dem gerekir. İkinci umreyi tamamlamadan önce saç tıraşı olmuşsa bu durumda biri ihram yasağını çiğnediği, diğeri de iki umreyi birleştirdiği için iki dem icap eder. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise bu durumdaki kişinin iki ihramından sadece biri geçerli olur. Dolayısıyla bu kişi sadece bir umre yapar. Kendisine kazâ ve fidye de gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/269; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/143; Hattâb, Mevâhib, 3/48)
131UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERHac veya umre için Mekke’de bulunanlar, umre yaptıktan sonra kalan günlerde yeni bir umre yapmayı mı yoksa bunun yerine nâfile tavafı mı tercih etmelidirler?
+
Hac veya umre için Mekke’de bulunanlar, umre yaptıktan sonra kalan günlerde yeni bir umre yapmayı mı yoksa bunun yerine nâfile tavafı mı tercih etmelidirler?
Temettu‘ haccı yapan kimselerin umre yaptıktan sonra hac ihramına girinceye kadarki süre içinde, Arafat vakfesinden önce tekrar umre yapmaları caizdir. Ancak bu kimseler için efdal olan, umre yapmak değil tavaf yapmaktır. Umre mevsiminde umreye gidenlerin de Harem hudutları dışına çıkarak ikinci, üçüncü… umre yapmaları caiz ise de tavaf yapmaları daha faziletlidir.
132UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERBaşkası adına umre yapılabilir mi?
+
Başkası adına umre yapılabilir mi?
Hanefîlere göre kişi kendi adına yaptığı umrenin sevabını başkasına bağışlayabilir. Bununla birlikte başkası adına yapılan umre de geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/63) Mâlikîlere göre başkası yerine umre yapmak caiz olmakla birlikte mekruhtur. (Hattâb, Mevâhib, 3/3) Şâfiîlere göre ise umre yapmak farz olduğundan, umre yapmadan ölen ya da yaşlılık, müzmin hastalık gibi sebeplerle umre yapamayan kimse adına onun malından umre yapılması gerekir. (Râfiî, el-‘Azîz, 3/300; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/101; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/219) Ayrıca Şâfiîlere göre başkası adına nâfile hac yapmak caiz olduğu gibi nâfile umre yapmak da caizdir. (Mâverdî, el-Hâ-vi’l-kebîr, 4/20; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/457)
133UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLERKurban bayramı günlerinde umre yapılabilir mi?
+
Kurban bayramı günlerinde umre yapılabilir mi?
Haccın, ancak hac aylarında yapılabilmesine karşılık umre için belirlenmiş herhangi bir zaman yoktur. Arefe ve bayram günleri (teşrik tekbirlerinin getirildiği beş gün) dışında her zaman umre yapılabilir. Arefe günü sabahından bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde ise umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler, hac menâsikinin yapıldığı günlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/227) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac yapmaya niyetli olmayanlar, teşrik günleri dâhil yılın her gününde umre yapabilirler. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/147-148; Karâfî, ez-Zahîre, 3/374) Mâlikî mezhebine göre hac yapmaya niyetli olanlar, bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar; Şâfiî mezhebine göre ise vedâ tavafı dışında haccın bütün menâsiki tamamlanmadıkça umre yapamazlar. (Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 3/21-25)
134HACDA VEKÂLET VE VASİYETVekâlet yoluyla haccın geçerli olmasının şartları nelerdir?
+
Vekâlet yoluyla haccın geçerli olmasının şartları nelerdir?
Haccın vücup/yükümlülük şartlarını taşıdığı hâlde bizzat haccı edâ etme imkânı olmayan kişinin yerine vekil göndermesi gerekir. (bk. Zeylaî, Tebyîn, 2/3-4) Hayatta iken vekil göndermemiş bu tür kişilerin, ölümünden sonra kendi adına hac yaptırılmasını vasiyet etmeleri gerekir. Vasiyet etmeden ölmüşlerse vârisleri onlar adına hac yapabilir/yaptırabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212) Vekâlet yoluyla haccın geçerli olması için bulunması gereken şartlar şunlardır: Adına haccedilecek (vekil gönderen) kişiye hac farz olmuş olmalıdır. Adına haccedilecek kişi, üzerine hac farz olduktan sonra vefat etmiş veya bizzat haccetmekten devamlı bir şekilde âciz olmalıdır. Vekil, Müslüman, akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Vekilin hac masrafı, gönderen tarafından karşılanmalıdır. Vekil için hac masrafları haricinde bir ücret şart koşulmamalıdır. Adına haccedilen kişi, kendisi için haccetmesini vekilden istemiş olmalıdır. İzin veya vasiyeti olmadan bir kimse adına başkası tarafından yapılan hac ile o kimse üzerindeki hac sorumluluğu düşmez. Ancak mirasçının, mûrisi adına yaptığı hac bu hükmün dışındadır. Ölmüş bulunan mûrisin vasiyeti bulunmasa bile vârisin onun adına yaptığı hac geçerlidir. Vekil, haccı bizzat kendisi yapmalıdır. Vekil, ihrama girerken sadece gönderen adına niyet etmelidir. Vekil, gönderenin istediği haccı yapmalıdır. Vekil, gönderen adına yapılacak menâsiki tamamlamadıkça kendi adına umre yapmamalıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) Vekil, müvekkilin yaşadığı yerden yola çıkmalıdır. Eğer kişi, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de etmişse İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre vekil, müvekkelin vefat ettiği yerden de gönderilebilir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, yaşadığı yerden giderek hac yapmaya yetmiyorsa istihsânen terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/170-172)
135HACDA VEKÂLET VE VASİYETHacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine vekil (bedel) olarak hacca gidebilir mi?
+
Hacca gitmemiş bir kimse, başkasının yerine vekil (bedel) olarak hacca gidebilir mi?
Daha önce hac yapmamış bir kişi, vekil (bedel) olarak hacca gidebilir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.), ölen yakınları veya yaşlı büyükleri yerine hac yapıp yapamayacaklarını soran kişilere onların yerine hac yapabileceklerini belirtmesi ve vekil olarak gidecek kimsenin daha önce hac yapmış olması şartından bahsetmemesi, bu hükmü desteklemektedir. (Buhârî, Hac, 1 [1513]; Cezâü’s-sayd, 22 [1852]; Eymân, 30 [6699]; Müslim, Hac, 407 [1334]) Bununla birlikte hacca vekil olarak gönderilecek kimsenin, tecrübe edinmiş olması açısından daha önce hac yapmış bir kimse olmasını tercih etmek daha uygundur. Şâfiîlere göre ise daha önce hacca gitmemiş birisinin vekil olarak hacca gitmesi caiz değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213)
136HACDA VEKÂLET VE VASİYETBir kimse aynı yıl içinde hem kendisi için asaleten hem de başkası için vekâleten hac yapabilir mi?
+
Bir kimse aynı yıl içinde hem kendisi için asaleten hem de başkası için vekâleten hac yapabilir mi?
Bir sene içerisinde sadece bir hac yapılabilir ve bir hac, iki kişi adına geçerli olmaz. Dolayısıyla bir kimsenin aynı yıl kendi adına asaleten, başkası adına da vekâleten hac yapması geçerli değildir. Başkasından vekâlet alan kişi, kendisi için de hacca niyet ettiğinde, müvekkilinin emrinden çıktığı için vekâlet geçersiz hâle gelmiştir; kendisi için hac yapmış olur. Bu durumda müvekkilinden aldığı parayı iade etmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213-214)
137HACDA VEKÂLET VE VASİYETHacca görevli gidip masrafları ilgili kurum tarafından karşılanan görevli, aynı zamanda başkası adına vekâleten hac yapabilir mi?
+
Hacca görevli gidip masrafları ilgili kurum tarafından karşılanan görevli, aynı zamanda başkası adına vekâleten hac yapabilir mi?
Hac, hem bedenî hem de malî bir ibadettir. Vekil (bedel) tarafından yapılan hac ile vekil gönderen kişinin üzerine farz olan hac borcunun ödenmiş sayılabilmesi için vekilin hac masraflarının, kendisini vekil gönderen kişi tarafından karşılanması gerekir. Eğer bir kimse birisini hac yapması için vekil tayin etse fakat vekil masraflarını kendi parasından karşılasa bu hac, vekâlet verenin değil masrafını karşılayan vekilin kendisinin olur; başkasının üzerindeki farz hac yerine gelmiş olmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213) Ayrıca vekil olarak hacca giden kimsenin, vekil gönderenden hac masrafları dışında bir ücret almasının caiz olmadığı, hac masrafları için aldığı parayı hac boyunca harcadıktan sonra geri kalan miktarı kendisini gönderene iade etmesi gerektiği hususu, fıkıh kaynaklarında açıkça belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/600) Bu itibarla hac masrafı ve harcırahı, Diyanet İşleri Başkanlığı ya da herhangi bir şirket tarafından karşılanmak suretiyle hacca görevli giden bir kimsenin, başkaları adına hac yapması caiz değildir. Ancak görevli kimse, farz haccı edâ etmeden ölmüş olan veya vekâlet vermesi şartıyla hacca gidememe özrü süreklilik arz eden anne, babası gibi yakınlarının yerine ücret almaksızın hac yapabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/213; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/599)
138HACDA VEKÂLET VE VASİYETVekâleten hac yaptırmak yerine hac parasını tasadduk etmekle hac sorumluluğu düşer mi?
+
Vekâleten hac yaptırmak yerine hac parasını tasadduk etmekle hac sorumluluğu düşer mi?
Üzerine hac farz olduktan sonra hac ibadetini yapamayacak derecede sağlığı bozulan veya aşırı yaşlılık nedeniyle kendisi hacca gidemeyecek durumda olan kimseler, kendi yerine haccetmesi için masraflarını karşılayarak vekil göndermelidirler. Bu kişiler, vekil göndermek yerine hac parasını fakirlere sadaka olarak vermekle veya bir hayır kurumuna yardım yapmakla hac yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılmazlar. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/178)
139HACDA VEKÂLET VE VASİYETHacca gönderilirken vekilin, gönderen kişinin yaşadığı yerden gitmesi şart mıdır, Mekke veya Medine’de yaşayan birine vekâlet verilebilir mi?
+
Hacca gönderilirken vekilin, gönderen kişinin yaşadığı yerden gitmesi şart mıdır, Mekke veya Medine’de yaşayan birine vekâlet verilebilir mi?
Vekil olarak hacca giden kimsenin, müvekkilin yaşadığı yerden gitmesi gerekir. Dolayısıyla vekil gönderen kişi, yer belirlemeden vekâlet vermiş veya vasiyet etmiş ise vekilin onun yaşadığı yerden hacca gitmesi gerekir. Eğer kişi, hac yolculuğu esnasında ölürse ve vasiyet de etmişse İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre vekil, müvekkilin vefat ettiği yerden de gönderilebilir. Ancak yerine haccedilmesini vasiyet eden kişinin miras bıraktığı malının üçte biri, yaşadığı yerden giderek hac yapmaya yetmiyorsa istihsânen terekenin üçte birinin yettiği yerden hac yaptırılır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/170-172) Mekke veya Medine’den vekil tutulması konusu da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
140HACDA VEKÂLET VE VASİYETBedel hac için gelen kimse hangi hacca niyet etmelidir?
+
Bedel hac için gelen kimse hangi hacca niyet etmelidir?
Vekil, gönderen kişinin (müvekkilin) belirlediği hacca niyet etmelidir. Müvekkil, hac çeşitlerinden birini belirtmeksizin sadece “hac yapmasını” söylemiş ise vekil ifrad haccına niyet etmelidir; “Dilediğini yap.” diyerek serbest bırakmış ise dilediğine niyet edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/597-600)
141HACDA VEKÂLET VE VASİYETArafat’tan önce komada olup ölmek üzere olan hacı adayı için bulunduğu yerden vekil tayin edilebilir mi?
+
Arafat’tan önce komada olup ölmek üzere olan hacı adayı için bulunduğu yerden vekil tayin edilebilir mi?
İyileşme ve komadan çıkma ümidi kalmamış hastalar adına vârisleri bulunduğu yerden vekil tayin edebilir.
142HACDA VEKÂLET VE VASİYETTemettu‘ haccı yapmak üzere vekil olan kimse, umreyi kendisi için yaparsa ne gerekir?
+
Temettu‘ haccı yapmak üzere vekil olan kimse, umreyi kendisi için yaparsa ne gerekir?
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi hâlinde haccına devam eder ve dönüşte aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212-215) Temettu‘ haccı, umre ile haccın birlikte yapıldığı bir ibadet olduğuna göre vekil umreyi kendi adına yaparsa artık bu haccı kendisi için yapmış olur; müvekkilin parasını iade etmesi gerekir. Ancak vekil olan kişi, hac menâsikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.
143HACDA VEKÂLET VE VASİYETVekâleten yapılan hac veya umre ibadetinde vekilin ihlalleri sebebiyle ödenmesi gereken cezaları kim öder?
+
Vekâleten yapılan hac veya umre ibadetinde vekilin ihlalleri sebebiyle ödenmesi gereken cezaları kim öder?
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre vekil, hac veya umre vazifelerini edâ esnasında dem (koyun veya keçi kesmek), bedene (deve veya sığır kesmek) veya sadaka gerektiren bir yasağı ihlal ederse söz konusu cezaların bedelini kendisi öder. Zira ceza gerektiren yasakları bizzat kendisi ihlal etmiştir, bunun müvekkille (yerine haccedilen) bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan ihsâr (ihrama girildikten sonra irade dışı gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesinin yapılamaması) nedeniyle kesilecek olan kurban, adına haccedilecek kişinin (müvekkilin) malından karşılanır. Zira ihsârda vekilin herhangi bir kusur ya da ihmali yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; Aynî, el-Binâye, 4/476; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/456; Uceylî, Hâşiyetü’l-cemel, 2/393-394)
144HACDA VEKÂLET VE VASİYETBir kimse, yerine haccedilmesini vasiyet ederse ne yapılır?
+
Bir kimse, yerine haccedilmesini vasiyet ederse ne yapılır?
Yerine hac yapılmasını vasiyet eden kişinin, cenaze masrafı ve varsa borçları çıkarıldıktan sonra kalan malının üçte biri hacca bedel göndermeye yeterli ise vasiyetin yerine getirilmesi gerekir. Eğer vasiyetin yerine getirilmesi kalan malın üçte birini aşıyorsa aşan kısım vârislerin rızasına bağlıdır. Vârislerin tamamının rızası var ise vasiyet yerine getirilir. Vârislerin tamamının rızası yok ise eksik kısım dileyen vârisler tarafından tamamlanarak vasiyet yerine getirilebilir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/605-610) Kalan malın üçte biri vasiyet eden kişinin bulunduğu yerden bedel göndermeye yetmiyorsa ve eksik vârisler tarafından da tamamlanmıyorsa bu miktarın yettiği yerden bedel gönderilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/172) Vasiyet, bedel gönderilerek yerine getirilemiyorsa vasiyet edilen mal mirasçılara paylaştırılmayıp ölen kişi adına tasadduk edilir. (Serahsî, el-Mebsût, 27/146, 4/157; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/260; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/666)
145HACDA VEKÂLET VE VASİYETHac ibadeti üzerine farz olan bir kimse, bu vazifesini yapmadan vefat ederse vârisleri bu durumda ne yapmalıdırlar?
+
Hac ibadeti üzerine farz olan bir kimse, bu vazifesini yapmadan vefat ederse vârisleri bu durumda ne yapmalıdırlar?
Zengin olup da hacca gidemeden ölen bir kimse, bıraktığı maldan kendi yerine hac yapılmasını vasiyet etse ve terekenin (ölenin bıraktığı mal) üçte biri bunun için yeterli ise vârisleri tarafından bu vasiyet yerine getirilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/605, 606, 609, 610) Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), haccetmeyi adayıp da haccedemeden ölen kadının yerine haccetmek isteyen kızına izin vermiştir. (Buhârî, Cezâü’s-sayd, 22 [1852]) Böyle bir vasiyette bulunmamışsa vârislerinden herhangi birisi kendi malından onun adına hac yapabilir. Bu durumda ölenin hac borcunun düşmesi umulur. (Semerkandî, Tuhfe, 1/426; Kâsânî, Bedâ’i, 2/213)
146HACDA VEKÂLET VE VASİYETKur‘ada adı çıkan kimse, başkası adına vekâleten hac yapabilir
+
Kur‘ada adı çıkan kimse, başkası adına vekâleten hac yapabilir
Hac ibadeti, sağlık, malî imkân ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve bulûğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyanların, imkân bulduklarında geciktirmeden bu farzı yerine getirmeleri gerekir. Kur‘ada adı çıkan kimsenin, kendisi için resmî işlem yaptırıp başkası adına vekâleten hac yapması doğru değildir. Zira bu, gerçekliğe aykırıdır ve insanları yanıltmadır. Oysa Müslümanın her hâl ve şartta dürüstlükten ayrılmaması, toplumu yanıltıcı tutum ve tavırlardan uzak durması gerekir. Dolayısıyla bu tür yollara tevessül edilmemeli ve kur‘ada adı çıkan kimse, kendi adına hacca gitmelidir.
147HACDA VEKÂLET VE VASİYETVekil olarak hacca giden kişi, kendi adına udhiyye kurbanı kesmeli midir?
+
Vekil olarak hacca giden kişi, kendi adına udhiyye kurbanı kesmeli midir?
Mekke dışından hacca gelen kimseler, ister kendi adlarına isterlerse vekil olarak hac yapıyor olsunlar udhiyye kurbanı dediğimiz kurban bayramına mahsus kurbanı kesmekle mükellef değildirler. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/63) Ancak nâfile olarak udhiyye kurbanı kesmek isteyen hacılar, bu kurbanı Mekke’de kesebileceği gibi memleketlerinde de kestirebilirler.
148İHSÂRİhrama girdikten sonra hacda Arafat vakfesini veya umrede tavafı iradesi dışındaki bir engelden dolayı yapamayan (muhsar) kimseye ne gerekir?
+
İhrama girdikten sonra hacda Arafat vakfesini veya umrede tavafı iradesi dışındaki bir engelden dolayı yapamayan (muhsar) kimseye ne gerekir?
Muhsar, ihrama girdikten sonra iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla hacda Arafat vakfesini veya umrede tavafı yapamayan kimsedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/590; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/255) Bu durumdaki kişi, Hanefîlere göre hac veya umre yapamayacağına kanaat getirdikten sonra kurbanını keser ve ihramdan çıkmış olur. Henüz ihsâr hedyi kesilmeden ihramdan çıkılması veya ihram yasaklarının ihlal edilmesi durumunda ceza gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/175; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/592) Şâfiîlere göre ise kurban kesmenin yanında ihramdan çıkmaya niyet edilmesi ve saç tıraşı olunması gerekir. (Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/52; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/316) Ayrıca Hanefîlere göre ihsâr sebebiyle yapılamayan hac veya umre, daha sonra kazâ edilmelidir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/176) Hac için ihrama girenler, bir hac ve bir umre; kırân haccı için ihrama girenler, bir hac ve iki umre; umre için ihrama girenler sadece bir umre kazâ ederler. (Serahsî, el-Mebsût, 4/109) Şâfiîlere göre ise hangi ibadet için ihrama girilmişse yalnızca onun kazâsı gerekir. Ancak nâfile hac veya umrenin kazâ edilmesi gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/352; Kalyûbî, Hâşiye, 2/189)
149İHSÂRMuhsar olan kimse, ihsâr kurbanını ne zaman ve nerede keser?
+
Muhsar olan kimse, ihsâr kurbanını ne zaman ve nerede keser?
Muhsar, ihrama girdikten sonra iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesini yapamayan kimsedir. Bu durumdaki kişi, o sene hac yapamayacağına kanaat getirdikten sonra hemen kurbanını keser ve ihramdan çıkar. Hanefîlere göre bu durumda ihramdan çıkmak için kurbanın kesilmesi yeterli iken Şâfiîlere göre kurbanın kesilmesi yanında, kişinin ihramdan çıkmaya niyet etmesi ve saç tıraşı olması gerekir. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî’ye göre ihsâr kurbanı, bayramdan önce de kesilebilir. Hanefîlere göre ihsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesi zorunluyken Şâfiîlere göre muhsar kalınan yerde de kesilebilir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/129-130; Aynî, el-Binâye, 4/447-450; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/316)
150KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKadınların âdet veya lohusalık hâllerinde yapamayacakları şeyler nelerdir?
+
Kadınların âdet veya lohusalık hâllerinde yapamayacakları şeyler nelerdir?
Âdet veya lohusalık hâlindeki kadınlar için bazı özel hükümler vardır. Bu dönemlerinde bulunan kadınlar: Cinsel ilişkide bulunamazlar. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de, “Sana kadınların âdet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir hâldir. Bu sebeple âdet günlerinde kadınlardan ayrı durun, temizlenmedikçe onlarla cinsel ilişkide bulunmayın…” (el-Bakara, 2/222) buyrulmaktadır. Dolayısıyla kadınlar âdet ve lohusalık hâllerinde cinsel ilişkide bulunamayacağı gibi bu dönemlerindeki kadınla cinsel ilişki kurmak da haramdır. Namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), bu durumdaki kadınların oruç tutmayacaklarını ve namaz kılmayacaklarını bildirmiştir. (Buhârî, Hayız, 6 [304]) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde namaz kılmadıkları ve oruç tutmadıkları konusunda sahâbenin ittifakı vardır. Bu konuda müçtehitler de görüş birliği içindedir. Bu hâllerde kılınmayan namazlar, daha sonra kazâ edilmez; tutulmayan Ramazan oruçları ise kazâ edilir. Hz. Âişe (r.anhâ), âdet hâlinde kılınamayan namazların kazâ edilip edilemeyeceğini soran bir kadına “Resûlullah zamanında âdet döneminden sonra bize oruçları kazâ etmemiz emredilir, namazları kazâ etmemiz ise emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 67-69 [335]; bk. Buhârî, Hayız, 20 [321]) cevabını vermiştir. Kâbe’yi tavaf edemezler. Hz. Peygamber (s.a.s.), âdet hâli sebebi ile hac yapamayacağından endişe ederek ağlayan Hz. Âişe’ye (r.anhâ), “Kâbe’yi tavaf etmek dışında, haccedenlerin yaptığı her şeyi yap.” (Buhârî, Hayız, 1 [294]) buyurmuştur. Gerekmedikçe cami ve mescitlere giremezler. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/13; Mevvâk, et-Tâc, 1/552; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmaları ve onu okumaları konusunda ise İslâm bilginleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
151KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKadınlar âdetli veya lohusa iken dua edebilirler mi?
+
Kadınlar âdetli veya lohusa iken dua edebilirler mi?
Kadınlar âdet veya lohusalık hâllerinde iken dua edebilirler; zikir ve dua anlamı taşıyan âyet-i kerîmeleri okuyabilirler. Bunun yanında kelime-i şehâdet, kelime-i tevhid, istiğfar, salavât-ı şerife getirebilirler. Tefsir, hadis ve fıkıh eserlerini okuyup inceleyebilirler. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 1/209-211; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/143-144; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/292-293; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/290)
152KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERBir kadın, âdetli veya lohusa olduğu için ihrama girmeden mikâtı geçip Mekke’ye girerse ne yapmalıdır?
+
Bir kadın, âdetli veya lohusa olduğu için ihrama girmeden mikâtı geçip Mekke’ye girerse ne yapmalıdır?
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikât yerinden ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac veya umre vazifelerinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse bulunduğu yerden ihrama girer ve bu davranışı sebebiyle ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-15) Âdetli veya lohusa olmak, ihrama girmeye engel değildir. Dolayısıyla bu hâlde olan bir kadının mikât sınırlarını geçmeden, ihram namazı kılmaksızın niyet ve telbiye getirmek suretiyle ihrama girmesi gerekir. Âdetli bir kadın, tavaf dışındaki bütün hac vazifelerinde diğer hacıların bağlı olduğu hükümlere tâbidir. (Buhârî, Hayız, 1 [294]; Müslim, Hac, 119-120 [1211])
153KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERTemettu‘ haccına niyet eden bir kadın, özel hâli sebebiyle umresini yapamazsa doğrudan Arafat’a çıkabilir mi?
+
Temettu‘ haccına niyet eden bir kadın, özel hâli sebebiyle umresini yapamazsa doğrudan Arafat’a çıkabilir mi?
Hanefî mezhebine göre temettu‘ haccı yapmak üzere umre ihramına girdikten sonra âdet gördüğü için umre tavafını yapamayan ve Arafat’a çıkma zamanına kadar temizlenemeyen kadın, saçını kesmeden umresini kalben iptal eder ve yeni bir niyet ve telbiye (ihrama girenlerin lebbeyk şeklinde başlayan zikir cümlelerini söylemesi) ile hac için ihrama girerek Arafat’a çıkar. Bu şekilde hareket eden kadın, ifrad haccı yapmış olduğu için şükür kurbanı kesmesi gerekmez. İptal ettiği umreyi haccını tamamladıktan sonra kazâ eder. Bundan dolayı da ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban edilmesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/160-161) Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Vedâ haccında Hz. Âişe (r.anhâ), Mekke’ye vardıktan sonra umreyi yapmadan âdet olmuştu. Hac zamanına kadar da temizlenemeyeceği için Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, umre ihramını iptal etmesini ve Arafat’a çıkılacağında hac için ihrama girmesini söyledi. Hz. Âişe’ye (r.anhâ) hacdan sonra yapamadığı umreyi kazâ ettirip bir de kurban kestirdi. (Buhârî, Hayız, 1, 15 [294, 316]; Müs lim, Hac, 111-120 [1211]) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bu durumdaki bir kadın, umresini iptal etmez, kırân haccına niyet eder ve vakfesini yapmak üzere Arafat’a gider. Arafat dönüşünde hac ve umre niyetiyle bir tavaf ve bir sa‘y yapar. Ayrıca kırân haccı için kurban keser. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/170-171)
154KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERMenopoza geçiş ve menopoz dönemindeki kadından gelen kanamalar, hac veya umre görevlerinin yerine getirilmesine engel olur mu?
+
Menopoza geçiş ve menopoz dönemindeki kadından gelen kanamalar, hac veya umre görevlerinin yerine getirilmesine engel olur mu?
Uzmanların belirttiğine göre menopoz sürecine giren kadın, kesintisiz bir yıl âdet görmez ise menopoza girmiş demektir. Buna göre henüz menopoza girmemiş bir kadın, hac ve umre sırasında kanama gördüğünde âdet hükümlerine göre amel eder. Menopoza girmiş bir kadından gelen ise özür kanı olarak kabul edilmektedir. Bu durumda olan kadının, bir kadın doğum uzmanına muayene olup kanamasının âdet kanı mı yoksa özür kanı mı olduğunu tespit ettirmesi uygun olacaktır.
155KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKadınların hac veya umrede âdet hâllerini geciktiren veya öne alan ilaç kullanmaları durumunda ibadetleri geçerli midir?
+
Kadınların hac veya umrede âdet hâllerini geciktiren veya öne alan ilaç kullanmaları durumunda ibadetleri geçerli midir?
İslâmî gelenekte kadınların hac, umre vb. ibadetleri herkesle birlikte zamanında yerine getirme düşüncesiyle âdet görmeyi engelleyici bir yola başvurma şeklinde yapageldikleri bir uygulama bilinmemektedir. Âdet geciktirici olarak kullanılan ilaçlar, çoğu zaman âdet düzensizliklerini de beraberinde getirebilir. Bu itibarla kadınların, âdet düzenlerini değiştiren ilaç kullanma cihetine gitmeksizin organizasyonun alacağı tedbirler çerçevesinde hac veya umreyi tamamlamaları daha uygun olur. Bununla birlikte âdetin ilaçla geciktirilmesi durumunda yapılan ibadetler geçerlidir.
156KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÂdet geciktirici hap kullandığı hâlde yine de leke gören bir kadın namaz, oruç ve tavaf gibi ibadetleri yapabilir mi?
+
Âdet geciktirici hap kullandığı hâlde yine de leke gören bir kadın namaz, oruç ve tavaf gibi ibadetleri yapabilir mi?
Âdet görme çağındaki kadınlardan gelen kanamalar kan renginde olmayıp bulanık olsa bile tercih edilen görüşe göre ister âdet günlerinin başında ister sonunda olsun âdet kanından sayılır. Kadınların âdet günleri, Hanefî mezhebine göre en az üç, en çok on gündür. İki âdet arasındaki temizlik süresi ise en az on beş gündür. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/34; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29) Âdet geciktirici ilaçlar, her zaman etkili olmayabilir. Dolayısıyla ilaç kullanılmasına rağmen âdet görmek mümkündür. Buna göre bir kadın, âdet geciktirici ilaç kullandığı hâlde bu ilaç tesirsiz kalmış ve bir önceki âdetinin bitiminden itibaren on beş gün geçtikten sonra âdet kanı renginde bir kanama gelmiş ve bu kanama en az üç gün devam etmişse âdetli sayılır. Bu durumda namaz kılınamaz, oruç tutulamaz ve umre veya ziyaret tavafı yapılamaz. Ancak söz konusu kanama on günden fazla devam etmişse mûtat olan âdetinden sonrası istihâze (özür) sayılacağından kılmadığı namazlarını ve tutamadığı oruçlarını kazâ eder, şayet tavaf yapmışsa bu tavafı geçerli olur. Diğer yandan uzmanların ifadesine göre bu tarz ilaçların yan etkisi olarak bazen âdet dönemi dışında âdet kanaması niteliğinde olmayan lekeler görülebilmektedir. Bu durumda söz konusu lekelenmeler, fıkhen istihâze (özür) hükmünde kabul edilip buna göre hareket edilir. Özür kanı gören bir kadın ise namazını kılar, orucunu tutar. Şu kadar var ki kadınların âdet görmesi, sağlıklı olduklarını gösteren doğal bir durumdur. Dolayısıyla herhangi bir zaruret olmadıkça ibadet gerekçesiyle de olsa bu doğallığa müdahale edilmemelidir.
157KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERSpiral nedeniyle âdet öncesi görülen lekelenmelerin hükmü nedir?
+
Spiral nedeniyle âdet öncesi görülen lekelenmelerin hükmü nedir?
Bir kadın âdet döneminde mutad olarak önce leke sonra kanama görmeye başlıyorsa lekeler de âdetten sayılır. Spiral kullanan kadınlarda da mutad günlerinin öncesi ve sonrasında düzenli olarak on günü aşmayan leke görülüyorsa bu lekeler de âdetten kabul edilir. Âdet döneminden önce veya sonra görülen lekelenmelerin âdet kanaması olmadığı bilinirse, âdet günleri sabit olan kadınların bu günlerinden önce veya sonra görecekleri lekeler, âdet kanaması değil özür (istihâze) kanaması sayılır.
158KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÂdetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın, Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp ihramdan çıkabilir mi?
+
Âdetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın, Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp ihramdan çıkabilir mi?
Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, şeytan taşlamak ve ihramdan çıkmak için hadesten tahâret şartı aranmaz. Buna göre âdetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp saçını keserek ihramdan çıkabilir.
159KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÂdetli bir kadın, haccın tavaf ve sa‘yini yapmadan saçlarını kısaltıp ihramdan çıkabilir mi?
+
Âdetli bir kadın, haccın tavaf ve sa‘yini yapmadan saçlarını kısaltıp ihramdan çıkabilir mi?
Hacda bayramın birinci günü ihramdan çıkma aşamasına gelen kadın, âdetli de olsa saçlarını kısaltarak ihramdan çıkar. Âdetli kadının henüz haccın tavaf ve sa‘yini yapmamış olması, bu hükmü değiştirmez ve bu durumda bir şey de gerekmez.
160KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERNormal âdeti bittiği hâlde âdetin âzami süresi bitmeden hac veya umre vazifesini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan bir kadın, daha sonra leke görürse ne yapması gerekir?
+
Normal âdeti bittiği hâlde âdetin âzami süresi bitmeden hac veya umre vazifesini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan bir kadın, daha sonra leke görürse ne yapması gerekir?
Hanefî mezhebine göre normal (mûtat) âdet süresi geçmesine rağmen görülen lekeler, âdetin âzami süresi olan on gün içerisinde kalırsa âdetten sayılır. Dolayısıyla âdetinin bittiği kanaatiyle hac veya umre vazifelerini yapan kadının, âdetin âzami süresi olan on gün içerisinde leke görmesi hâlinde tavafın vaciplerinden olan temizlik şartına uymamış olduğu anlaşılır. Bu durumda ziyaret tavafı yapılmış ise ceza olarak bedene; büyükbaş hayvan, umre tavafı yapılmış ise dem; küçükbaş hayvan kurban edilir. Ancak temizlendikten sonra tavaf iade edilirse cezalar düşer. Eğer söz konusu lekeler âdetin âzami süresi olan on günden sonra da devam ederse bu takdirde normal âdet süresinden sonra gelen kanama/lekeler, istihâze (özür) sayılır. İstihâze hâlinde yapıldığı anlaşılan tavaf geçerli olur. Bazı Mâlikî fakihler ise mûtat âdet kanaması kesildiği kanaatiyle gusül alındıktan sonra gelen birkaç damla kan/lekenin sadece namaz abdestini bozacağı görüşündedir. (Karâfî, ez-Zahîre, 1/381-382; Mevvâk, et-Tâc, 1/540) Yine Hanbelî fakihlerin bir kısmına göre lekelerin âdetten sayılabilmesi için âdet kanamasına bitişik olması gerekir. (İbn Müflih, el-Mübdi‘, 1/254) Nitekim bu tür kanama/lekelerin âdetten sayılmayacağına dair Hz. Âişe (r.anhâ) ve Hz. Ali’den (r.a.) birtakım rivayetler de bulunmaktadır. (bk. Ebû Dâvûd, Tahâret, 115 [307]; İbn Mâce, Tahâret, 127 [647]; Abdürrezzâk, el-Musannef, 1/302 [1161]) İhtiyaç hâlinde bu görüşlerle de amel edilebilir.
161KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERUmre veya ziyaret tavafını yaptıktan sonra âdet olan kadın, bu hâliyle sa‘y yaparsa ne gerekir?
+
Umre veya ziyaret tavafını yaptıktan sonra âdet olan kadın, bu hâliyle sa‘y yaparsa ne gerekir?
Sa‘yi abdestli olarak yapmak sünnettir. (Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 255; İmrânî, el-Beyân, 4/308) Tavaf, abdestli olarak edâ edildikten sonra sa‘yin abdestsiz, cünüp veya âdetliyken yapılması durumunda sa‘y geçerli olur. Buna göre umre veya ziyaret tavafını tamamladıktan sonra âdet kanaması başlayan kadın, âdetli olarak sa‘yini yapabilir, kendisine herhangi bir ceza da gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/135; Karâfî, ez-Zahîre, 3/252; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/74; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/355)
162KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÂdetli ya da lohusa iken umrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadının ne yapması gerekir?
+
Âdetli ya da lohusa iken umrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadının ne yapması gerekir?
Hadesten tahâret, tavafın vacibi olduğu için (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129) âdet ya da lohusa iken umrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadının bir dem; küçükbaş kurban etmesi gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise hadesten tahâret, tavafın geçerlilik şartıdır. Bu nedenle âdetli olarak yapılan tavaf ve sa‘y geçerli olmaz. Dolayısıyla bu durumdaki kadının temizlendikten sonra tavaf ve sa‘yi yeniden yapması gerekir. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden saçını kestiği için ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban etmesi veya üç gün oruç tutması ya da altı fakire sadaka vermesi gerekir.
163KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERBir kadın, umrenin sa‘yini yapmadan saçını kısaltırsa kendisine ne gerekir?
+
Bir kadın, umrenin sa‘yini yapmadan saçını kısaltırsa kendisine ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren bir kadın, umre tavafını tamamladıktan sonra sa‘y yapmadan ihramdan çıkmak amacıyla saçını kısaltırsa ihramdan çıkmış olur. Bu kişinin yine de umrenin sa‘yini yapması gerekir. Ancak vacip olan sa‘yi saç tıraşından sonraya bıraktığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Haddâd, el-Cevhera, 1/172; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/473, 553) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerindendir. Dolayısıyla sa‘y yapmadan saç kısaltmakla ihramdan çıkılmış olmaz; ihram yasağı işlenmiş olur. Bu kişi, umre sa‘yini yapar ve saçını kısaltarak ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce saçını kısalttığı için kendisine ceza gerekir. Ceza konusunda ise dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih eder. (bk. Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/156; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/297, 312 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/110, 129-130)
164KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÂdeti bitmeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kadın, bu hâliyle ziyaret veya umre tavafını yapabilir mi?
+
Âdeti bitmeden Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kadın, bu hâliyle ziyaret veya umre tavafını yapabilir mi?
Âdetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra âdet görmeye başlayan kadınlar, tavaf dışında haccın bütün vazifelerini yerine getirebilirler. Ancak tavaf edemezler. Çünkü Resûlullah (s.a.s.), Hz. Âişe’ye (r.anhâ), “Bu, Allah Teâlâ’nın, Hz. Âdem’in kızları üzerine yazdığı bir şeydir (senin elinde olan bir şey değildir). Hacıların, hacla ilgili yaptıklarını sen de yap. Ancak (âdet gördüğün sürece) Kâbe’yi tavaf etme.” (Buhârî, Hayız, 1, 7 [294, 305]; Müslim, Hac, 119-120 [1211]) buyurmuştur. Henüz ziyaret veya umre tavafını yapmadan âdet gören bir kadının öncelikle yapması gereken, temizleninceye kadar Mekke’de kalıp temizlendikten sonra tavafını yapmasıdır. Bu durumda ziyaret tavafını bayram günlerinden sonraya tehir etmesi bir ceza gerektirmez. Âdeti bitene kadar Mekke’de kalma imkânı olmayan kadınlar ise Hanefî mezhebine göre tavafta tahâret farz olmayıp vacip olduğu için âdetli olarak ziyaret veya umre tavafını yapar, ancak ceza olarak ziyaret tavafı için bir büyükbaş hayvan (bedene); umre tavafı için bir küçükbaş hayvan (dem) kurban ederler. İmkân bulunca bu tavaf iade edilirse ceza da düşer. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24) Şâfiî mezhebine göre bir kadının âdetli iken yapacağı tavaf hiçbir şekilde geçerli değildir. Bu durumdaki bir kadının, tavafını temizlendikten sonra yerine getirmesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14, 17) Mâlikî ve Hanbelî mezhebine ait bazı kaynaklarda belirtildiğine göre âdetli kadının temizleninceye kadar Mekke’de kalma imkânı yoksa âdet sırasındaki kanamanın kesilip kanın gelmediği temizlik zamanını gözler; bu ara zamanda guslederek tavafını yapar. Bundan dolayı da herhangi bir ceza gerekmez. (Nefrâvî, el-Fevâkihü’d-devânî, 1/119-120; İlîş, Minehü’l-celîl, 1/170-171; Desûkî, Hâşiye, 1/170-171; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/226, 257, 260) Ahmed b. Hanbel’e nispet edilen bir görüşe göre âdet döneminin sonuna kadar Mekke’de kalma imkânı olmayan bir kadının âdetli olarak yaptığı tavaf geçerli olur ve zaruret meydana geldiği için ceza gerekmez. (İbn Teymiyye, el-Fetâva’l-kübrâ, 1/465) İhtiyaca göre bu görüşlerden biri ile amel edilebilir.
165KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKafilesi Mekke’den ayrılacak olan bir kadının âdet hâli sebebiyle vedâ tavafı yapamaması durumunda ceza gerekir mi?
+
Kafilesi Mekke’den ayrılacak olan bir kadının âdet hâli sebebiyle vedâ tavafı yapamaması durumunda ceza gerekir mi?
Âdet veya lohusa hâlindeki kadınların vedâ tavafı yapmaları vacip değildir. Vedâ tavafı yapmadan Mekke’den ayrılabilirler. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/156) Bu durumda olduğu için vedâ tavafını yapamayan bir kadına hiçbir şey gerekmez.
166KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERTekerlekli sandalyeyle tavaf etmek durumunda olan birine yardım etmek için metâfa (tavafın yapıldığı yere) giren âdetli bir kadına ceza gerekir mi?
+
Tekerlekli sandalyeyle tavaf etmek durumunda olan birine yardım etmek için metâfa (tavafın yapıldığı yere) giren âdetli bir kadına ceza gerekir mi?
İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre kadınların âdet veya lohusalık hâllerinde camiye girmeleri caiz değildir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/13; Mevvâk, et-Tâc, 1/552; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) Metâf (tavafın yapıldığı yer), Mescid-i Harâm’ın içinde olduğundan âdetli bir kadının buraya girmemesi gerekir. Bununla birlikte âdetli bir kadın herhangi bir tavafa niyet etmeden tekerlekli sandalyeyle tavaf etmek durumunda olan birine yardım etmek için metâfa girerse bir ceza gerekmez. Ancak farz, vacip veya nâfile bir tavafa niyet ederse yaptığı tavaf çeşidine göre ceza gerekir. Âdetten temizlendikten sonra bu tavafı iade etmesi durumunda ise ceza düşer.
167KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERBir kadın ihramlı iken elbise değiştirebilir mi?
+
Bir kadın ihramlı iken elbise değiştirebilir mi?
Hac veya umre için ihrama giren kadınların, elbiselerini çıkarmalarında veya değiştirmelerinde herhangi bir sakınca yoktur.
168KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKadınlar ihramdan çıkmak için saçlarının ne kadarını kesmelidirler?
+
Kadınlar ihramdan çıkmak için saçlarının ne kadarını kesmelidirler?
İhramlı bir kadının ihramdan çıkmak için saçının en az dörtte birinin uçlarından parmak boğumu kadar kesmesi yeterlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/141) Şâfiî mezhebine göre bir kadın, üç telden az olmayacak şekilde saçlarından bir kısmını kesmekle ihramdan çıkmış olur.
169KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKanaması hiç kesilmeyen bir kadının âdet durumu nedir?
+
Kanaması hiç kesilmeyen bir kadının âdet durumu nedir?
Devamlı kanaması olan kadının üç hâli vardır: Bulûğ (ergenlik) yaşından önce kanaması olan ve bulûğa erdikten sonra da kanaması kesintisiz olarak devam eden kızın âdeti, Hanefî mezhebine göre her aydan on gün, temizlik dönemi de yirmi gün kabul edilir. Yani on günü âdet, yirmi günü de istihâze (özür) olarak kabul edilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/286) Diğer bazı fakihlere göre ise yaygın olan âdet süresi altı veya yedi gün olduğundan bu durumdaki kadınlar her ayın yedi günü âdet, kalan günleri ise istihâze (özür) hükümlerine göre amel eder. (Nevevî, el-Mecmû‘, 2/396) Düzenli âdet gördükten sonra kanaması kesilmeden devam eden ve geçmişteki âdetini hatırlayan kadın ise daha önceki âdet ve temizlik hâlindeki mûtadını esas alır. Mesela önceden beş gün âdet yirmi gün de temizlik müddeti görüyor idiyse devamlı kanaması olduğu zaman da buna göre âdet ve temizlik dönemini takdiren hesaplar. Dolayısıyla her ayın beş günü âdet, yirmi günü de temizlik müddeti kabul edilir. Düzenli âdet gördükten sonra kanaması kesilmeden devam eden, ancak geçmişteki âdetini unutan bir kadının (mütehayyire) durumu ile ilgili fıkıh mezheplerinin farklı görüşleri olmakla birlikte kadınların genelde gördükleri âdet süresine uygun olması ve günümüz tıbbi verileriyle de desteklenmesi sebebiyle âdetin yedi gün olarak kabul edilmesi uygun olur. Nitekim Hanbelî mezhebi içinde bu yönde görüşler bulunmaktadır. (bk. Zeylaî, Tebyîn, 1/62-63; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/233-236; Desûkî, Hâşiye, 1/171; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/289) Fıkıh kaynaklarındaki hükümler böyle olmakla birlikte günümüzde bir kanamanın âdet kanı olup olmadığı hususundaki tereddütlerin giderilmesinde uzman doktorların teşhislerinden yararlanılabilir.
170KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERHamile bir kadından gelen kanın hükmü nedir? Bu esnada ibadet yapılabilir mi?
+
Hamile bir kadından gelen kanın hükmü nedir? Bu esnada ibadet yapılabilir mi?
Hamile bir kadının gördüğü kanama âdet değil istihâze kanıdır. İstihâze kanı, vücudun herhangi bir yerinden akan kan hükmündedir. Bu kanın akmasıyla yalnız abdest bozulur; gusül gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29-30) Hamile iken gelen kanamanın süreklilik arz etmesi hâlinde özür hükümleri geçerli olur. Bu durumdaki hamile bir kadın, her namaz vaktinin girmesi ile yeni bir abdest alır; başka bir sebeple bozulmadıkça bu abdest o vakit çıkıncaya kadar geçerli olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâye-tü’l-müctehid, 1/40-41; Desûkî, Hâşiye, 1/116) Dolayısıyla bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
171KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERÖzür sahibi kimse veya istihâze olan kadın, tavafını nasıl yapar?
+
Özür sahibi kimse veya istihâze olan kadın, tavafını nasıl yapar?
Sürekli burun kanaması, idrarını tutamama, sürekli kusma, yellenme, yaranın sürekli kanaması ve akması, kadınların istihâze durumları gibi abdesti bozan ve süreklilik taşıyan bedenî rahatsızlıklara özür, böyle bir özrü olan kimselere de özür sahibi denir. Bir kimsenin ibadet konusunda özür sahibi sayılabilmesi için özrünün, bir namaz vakti içinde abdest alıp namaz kılacak kadar bile kesilmemesi ve her namaz vaktinde en az bir defa tekrarlaması gerekir. Özür hâli, sebebin tam bir namaz vakti süresince kesilmesiyle ortadan kalkar. Namaz hususunda özür sahibi sayılan kimse ile istihâze olan kadın, tavafta da özür sahibi kabul edilir. Hanefî mezhebine göre özür sahibi kimse ve istihâze olan kadın, her namaz vakti için abdest alır ve vaktin çıkışına kadar tavafını bu hâliyle yapmaya devam eder. Bu kimseler, tavaf esnasında vaktin çıkması hâlinde abdestini yeniler ve tavafına kaldığı yerden devam ederler. Ayrıca bu özre binaen elbisenin kirlenmesi, tavafa zarar vermez. Özür sahibi kimse veya istihâze olan kadın, özrü dışında abdesti bozan farklı bir durum meydana gelmedikçe vakit içinde aldığı abdestle dilediği kadar farz, vacip, sünnet, kazâ, cuma ve bayram namazı kılabilir, Kâbe’yi tavaf edebilir ve Mushaf’a dokunabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/28-29, 44; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/298, 305-306; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 236-237) Şâfiî mezhebine göre özür sahibi kimse veya istihâze olan kadının yapacağı her farz tavaf için ayrı ayrı abdest alması gerekir. Bu abdest ile dilediği kadar nâfile tavaf yapabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/281-282; Râfiî, el-‘Azîz, 1/298-299, 326) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibi veya istihâze olan kadının abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir hâlin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/116-117) Özürlü kişi, abdestini yenilemede ciddi zorluklarla karşı karşıya kalırsa Mâlikî mezhebinin bu görüşüyle amel edebilir.
172KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERNamazın geçerliliği için vajinal akıntı sebebiyle tampon, ped vb. kullanmak gerekir mi?
+
Namazın geçerliliği için vajinal akıntı sebebiyle tampon, ped vb. kullanmak gerekir mi?
Fıkıh kaynaklarında tercih edilen görüşe göre vajinal akıntının (rutûbetü’l-ferc) temiz olduğu ifade edilmekte olup (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/166) çamaşıra bulaşması namaza engel değildir. Bu itibarla tampon ya da ped kullanma zorunluluğu yoktur.
173KADINLARA ÖZGÜ HÂLLERKadınlardan gelen beyaz ve kokusuz akıntı abdesti bozar mı?
+
Kadınlardan gelen beyaz ve kokusuz akıntı abdesti bozar mı?
Aralarında Ebû Hanîfe’nin de bulunduğu İslâm âlimlerinin bir kısmına göre kadından gelen renksiz ve kokusuz akıntı necis olmayıp abdesti de bozmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/166) Nitekim günümüzdeki tıbbi verilere göre sağlıklı her kadından beyaz ve kokusuz bir akıntı (rutûbetü’lferc) salgılanması normal bir durum olarak kabul edilmektedir. Bu akıntı rahimden değil daha aşağıdan gelmekte, herhangi bir necis madde ile de karışmamaktadır. Bu nedenle temiz kabul edilen akıntı, abdesti bozmadığı gibi bu akıntının çamaşıra bulaşması da namaza engel değildir.
174KADINLARA ÖZGÜ HÂLLEREvli bir kadın, kocasının iznini almadan veya yanında mahremi olmadan hac veya umreye gidebilir mi?
+
Evli bir kadın, kocasının iznini almadan veya yanında mahremi olmadan hac veya umreye gidebilir mi?
Dinimizde farz olan ibadetler, gerekli şartları taşıyan kadınerkek herkesin yapması gereken bireysel ibadetlerdir. Bu ibadetleri yapması için eşlerin birbirlerine engel olması caiz değildir. Bununla birlikte Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre haccın farz olması için gidip gelinceye kadar yeterli maddî imkânın yanı sıra kadının yanında bir mahreminin de bulunması gerekir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/419; İbn Kudâ-me, el-Muğnî, 3/230) Şâfiîlere göre üç veya daha fazla güvenilir kadın, yanlarında eş veya mahremleri olmasa da hacca gidebilir. Mâlikî mezhebine göre ise bir kadın, güvenilir bir grup içerisinde olması hâlinde tek başına hacca gidebilir. Ancak kadınlardan oluşan bir grup içinde olması tavsiye edilir. (Şir-bînî, Muğni’l-muhtâc, 2/216; Desûkî, Hâşiye, 2/9-10) Bu itibarla Hanefî mezhebine göre evli bir kadının kendisiyle birlikte gideceği bir mahremi yoksa hacca gitmesi uygun değildir. Ancak kocasının iznini ve rızasını alan bir kadın, güvenilir bir hac organizasyonuyla Şâfiî ve Mâlikî mezheplerini taklit edip mahremsiz olarak hacca gidebilir. Haccın gerekli şartlarını taşıyıp yanında bir mahremi olan kadının farz olan hacca gitmesine eşi engel olamaz. Buna hakkı yoktur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/231) Umre farz olmadığı için yanında mahremi olsa bile kocasının izni olmadan bir kadın umreye gidemez.
175SEFERÎLİKUmreye gidenler seferîlik hükümleri açısından Mekke ve Medine’de namazlarını nasıl kılarlar?
+
Umreye gidenler seferîlik hükümleri açısından Mekke ve Medine’de namazlarını nasıl kılarlar?
Asıl vatanından geçici olarak doksan km veya daha uzak bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan kimse, gideceği yerde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla; diğer mezheplere göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalmaya niyet ederse mukīm; bu sürelerden daha az kalmaya niyet ederse seferî olur. Bu itibarla umreye gidenler, Mekke’de veya Medine’de on beş günden daha az kalacaklarsa Hanefîlere göre seferî sayıldıklarından, dört rek‘atlı farz namazlarını iki rek‘at olarak kılarlar. Ancak cemaatle kılmaları durumunda mukīm olan imama uyduklarında namazlarını tam olarak edâ ederler. Mekke’de veya Medine’de on beş gün veya daha fazla kalacaklarsa namazlarını tam olarak kılarlar.
176SEFERÎLİKMekke’ye dışarıdan gelenlerin Arafat vakfesinden önce veya sonra Mekke’de bulundukları süre içinde seferîlik durumları nedir?
+
Mekke’ye dışarıdan gelenlerin Arafat vakfesinden önce veya sonra Mekke’de bulundukları süre içinde seferîlik durumları nedir?
Mekke’de, Arafat vakfesi öncesinde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, Şâfiî mezhebine göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalacak olan kimse, mukīm sayılır; hem Mekke’de hem de Arafat’ta namazlarını tam kılar. Hac öncesi Mekke’de bu sürelerden daha az kalacak olan ise seferî sayılır ve dört rek‘atlı namazları iki rek‘at olarak kılar. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/98; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/519) Buna göre Arafat öncesi Mekke’de mukīm olan kişi; Arafat ve Müzdelife’de de mukīmdir. Bu kişi Mekke’ye döndükten sonra burada kaç gün kalırsa kalsın mukīm olmaya devam eder. Arafat öncesi Mekke’de seferî olan kişi, Arafat ve Müz-delife’de de seferîdir. Bu kişi Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de on beş gün veya daha fazla kalacaksa mukīm, on beş günden az kalacaksa seferî olur. (Hasen Şâh, Gunyetü’n-nâsik, 73; bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/237; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/126) Cemaatle kılınan namazlarda imam mukīm ise cemaat misafir de olsa imama uyarak namazını tam olarak kılar. Arafat, Müzdelife ve Mina’da da hüküm aynıdır.
177DİĞER MESELELERVedâ haccı ve vedâ hutbesi nedir?
+
Vedâ haccı ve vedâ hutbesi nedir?
Vedâ haccı, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’ye hicretinin onuncu yılında (632) yapmış olduğu ilk ve son haccıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), yüz bini aşan sahâbîye bu hac sırasında yaptığı konuşma ile vedâ etmiş, İslâm’ın temel ibadetlerinden biri olan hac ibadetinin yapılış şeklini öğretmiştir. Hac sırasında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ashâbına yaptığı tarihî konuşmasına “Vedâ hutbesi” denir. Temel hak ve hürriyetler açısından çok önemli olan bu hutbe, hadis kitaplarında bölümler hâlinde nakledilmiştir. (Buhârî, Hac, 132 [1739-1742]; Müslim, Hac, 147 [1218]) İslâm tarihi kaynakları, hadis kaynaklarından bu rivayetleri tek metin şeklinde aktarırlar. (İbn Hişâm, es-Sîre, 2/601-604) Hz. Peygamber (s.a.s.), İslâm’ın özeti olarak sunduğu Vedâ hutbesiyle câhiliye devrine ait bütün kötü âdet ve gelenekleri yıkmıştır. Temel hak ve hürriyetlerle ilgili hükümleri bildirmiştir. Bütün insanların Hz. Âdem’in (a.s.) çocukları olduğunu ifade ederek insan haklarına işarette bulunmuştur. Irk, renk ve sınıf üstünlüğünü reddederek tüm insanlığa rehber olacak örnek bir eşitlik anlayışını tarihe kaydetmiştir. Zinanın ve aile hayatına zarar verecek her şeyin yasaklandığını haber vermiştir. Aile hayatında erkek ve kadının birbirlerine karşı hak ve vazifelerinin bulunduğunu, kadınlara iyilik ve şefkatle muamele edilmesi gerektiğini açıklamıştır. Ekonomik ve sosyal hayatı felce uğratan faizin haram kılındığını, her türlü kan davasının kaldırıldığını ilan etmiştir. Vasiyet, borç ve kefalet, takvim düzeni hakkındaki hükümlerle birlikte nesebin öz babadan başkasına nispet edilmesinin kötülüğünü ifade etmiştir. Herkesin can, mal ve haysiyetinin her türlü tecavüzden korunduğunu, her türlü haksızlığın yasaklandığını ve cezaların şahsî olduğunu belirtmiştir. Kısaca önemli dinî kuralları, temel hak ve görevleri, duygusal, etkili ve veciz bir şekilde orada bulunan insanlara öğütleyerek, kendilerine emanet olarak bıraktığı Kur’ân ve Sünnet’e sarıldıkları müddetçe sapıklığa düşmeyeceklerini müjdelemiştir. En sonunda orada hazır bulunanların, dinlediklerini başkalarına aktarmalarını istemiştir. (İbn Hişâm, es-Sîre, 2/602-604)
178DİĞER MESELELERHacc-ı ekber ve hacc-ı asğar ne demektir?
+
Hacc-ı ekber ve hacc-ı asğar ne demektir?
“Hacc-ı ekber” ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’de, “Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlü’nden bütün insanlara bir bildiridir.” (et-Tevbe, 9/3) şeklinde geçmektedir. Bu âyetteki hacc-ı ekberin hangi anlamda olduğu konusunda farklı görüşler vardır. (Kur’ân Yolu, 2/724) Genel kabul gören görüşe göre hac mevsimi dışında Kâbe’ye yapılan ziyarete (umreye) hacc-ı asğar; hac mevsiminde yapılan ziyarete de hacc-ı ekber denir. Bayramın birinci gününe de “hacc-ı ekber” denilir. (Zeylaî, Tebyîn, 2/33) Hz. Ali (r.a.), “Resûlullah’a (s.a.s.) ‘el-Haccü’l-ekber hangi gündür?’ diye sordum; ‘Bayramın ilk günüdür.’ buyurdular.” demiştir. (Tirmizî, Tefsîrü’l-Kur’ân, 10 [3088]) Halk arasında ve bazı kaynaklarda arefe günü veya kurban bayramının birinci gününün cumaya rastladığı dönemde yapılan hacca, “hacc-ı ekber” denildiğine dair bir anlayış vardır. Ancak bunun güçlü bir dayanağı yoktur.
179DİĞER MESELELERHacca giderken helallik almanın dinî hükmü nedir?
+
Hacca giderken helallik almanın dinî hükmü nedir?
Dinimiz, kul haklarına çok önem vermiş ve inananların bu haklara karşı duyarlı ve saygılı olmalarını emretmiştir. Ayrıca kul hakkı ihlalinde, hakkı ihlal edilen kişi affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceği de belirtilmiştir. Vedâ hutbesinde Resûlullah (s.a.s.), “Ey insanlar! … Sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, bu beldeniz içinde, bu ayınızda, bu gününüzün haramlığı gibi Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)…” (Buhârî, Hac, 132 [1739, 1741]) buyurmuştur. Resûlullah (s.a.s.) ayrıca şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helalleşsin. Gerçek şu ki, (kıyamette) asla dinar ve dirhem (altın ve gümüş) yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, (dünyada) onunla helalleşsin. (Âhirette) zalimin (o hakkı karşılayacak) sevapları bulunmazsa kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhârî, Rikāk, 48 [6534]; Mezâ-lim, 10 [2449]) Bu ve benzeri gerekçeler nedeniyle hacca giden kişinin yolculuğa çıkmadan önce çevresindekilerle ve hukuku olan kimselerle helalleşmesi, haccın âdâbından sayılmıştır. Ancak helalleşme, haccın sıhhatinin şartlarından olmadığı için helalleşmeden hacca giden kişinin haccı geçerlidir.
180DİĞER MESELELERBirden çok umre veya nâfile tavaf yapmak hac ibadeti yerine geçer mi?
+
Birden çok umre veya nâfile tavaf yapmak hac ibadeti yerine geçer mi?
Hac, belli zaman ve mekânlarda haccetme niyeti ile edâ edilmesi gereken farz bir ibadettir. Hac ibadetinin geçerli olabilmesi için kendisine mahsus şart ve rükünlerin yerine getirilmesi gerekir. Umre ve tavaf yaparak bu şart ve rükünler yerine getirilmiş olmaz. Bu itibarla sayısı ne kadar çok olursa olsun yapılacak umre ve nâfile tavaflar, hac ibadeti yerine geçmez.
181DİĞER MESELELERHac yapan kimsenin bütün günahlarının affedileceğine dair rivayetler sahih midir?
+
Hac yapan kimsenin bütün günahlarının affedileceğine dair rivayetler sahih midir?
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinden doğduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.” (Buhârî, Hac, 4 [1521]; Müslim, Hac, 438 [1350]1) buyurmaktadır. Bu hadis, muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu ve benzeri hadisleri gerçek anlamında anlamak mümkün olduğu gibi hac ibadetinin önem ve faziletini vurgulamak ve bu vecibeyi ifaya teşvik olarak değerlendirmek de mümkündür. Bir başka hadiste; “Hacılar ve umre yapanlar, Allah’ın (evinin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5 [2892]1) buyrulmaktadır. Benzer ifadeler başka ibadetlerle ilgili olarak da kullanılmıştır. Mesela “Beş vakit namaz, cumadan cumaya (kılınan cuma namazı), Ramazan’dan Ramazan’a (tutulan Ramazan orucu), büyük günahlardan uzak kalındığı sürece, arada işlenen küçük günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Tahâret, 16 [233]1); “Her kim Ramazan’ı (farz olduğuna) inanarak ve ecrini de umarak oruçla geçirirse daha önce işlediği günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 28 [38]; Savm, 6 [1901]; Fazlü leyleti’l-Kadr, 1 [2014]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 175 [760]) buyrulmuştur. Bu hadislerden anlaşılması gereken; namaz, oruç, zekât gibi farzları terk etmek; içki, kumar, zina, hırsızlık, adam öldürme gibi haramları işlemek anlamına gelen büyük günahlardan uzak kalındığı sürece küçük günahların belirtilen iyi ameller vesilesiyle affedileceğidir. Kişilerin namaz, oruç, zekât borçlarını kazâ etmeden, kul haklarını ödemeden veya helalleşmeden bir hac yapmakla tamamen günahsız olacağını düşünmek, çok da doğru görünmemektedir. Ayrıca büyük günahlar ancak tövbe ve istiğfarla bağışlanabilir.
182DİĞER MESELELERKurban bayramının Suudi Arabistan’da Türkiye’den önce veya sonra başlaması hâlinde yapılan hac ibadeti geçerli olur mu?
+
Kurban bayramının Suudi Arabistan’da Türkiye’den önce veya sonra başlaması hâlinde yapılan hac ibadeti geçerli olur mu?
Kur’ân-ı Kerîm’de güneş ve ayın bir hesaba göre hareket ettiği, (er-Rahmân, 55/5) bunların diğer fonksiyonlarının yanında aynı zamanda birer hesap ölçüsü de kılındığı, (el-En‘âm, 6/96) yılların sayısını ve hesabı bilmemiz için aya menziller tayin edildiği. (Yûnus, 10/5) gökler ve yer yaratıldığı zaman on iki ay meydana gelecek şekilde bir nizam konduğu, (et-Tevbe, 9/36) ayın yeryüzünden hilal şeklinde başlayıp kademe kademe farklı şekillerde görülmesinin insanlar ve hac için vakit ölçüleri olduğu (el-Bakara, 2/189) belirtilmektedir. Fakihlerin çoğunluğuna göre kamerî aylar, ayın güneş battıktan sonra yeryüzünün herhangi bir yerinden hilal hâlinde çıplak gözle görülmesi veya görülebilecek durumda olmasıyla başlar. Günümüzde ayın hilal hâlinde nerede ve ne zaman görülebileceği, hatasız olarak hesapla tespit edilebilmektedir. Yurdumuzda ve İslâm ülkelerinin çoğunda hesaplamalar, hilalin dünyanın neresinde olursa olsun görüleceği dikkate alınarak yapılmakta ve takvimler bu hesaplamalara göre düzenlenmekte; bayramlar da buna göre belirlenmektedir. Bazı İslâm ülkeleri ise kamerî aybaşlarının tespitinde, ayın hilal şeklinde gökyüzünde görülebilecek hâlde bulunması zamanını değil kavuşum anını (ayın her dolanmasında bir kez güneş, ay ve dünyanın aynı doğrultuya gelmesini/içtimayı) esas almaktadırlar. Ayrıca kimi ülkeler, ihtilâf-ı metâli’a itibar etmekte yani hilalin dünyanın herhangi bir yerinde görülmesini veya görülebilirliğini değil kendi ülkelerinde görülebilirliğini dikkate almaktadırlar. İslâm âleminde zaman zaman bizden bir gün önce veya bir gün sonra bayram yapan ülkelerin bulunması bu sebepledir. Bu tür içtihat farklılığından doğan farklı uygulamalar, kimsenin ibadetine zarar vermez. Bu nedenle de Suudi Arabistan’da bulunanlar, o günlerde bu ülkenin uygulamalarına göre hareket ederler. Dolayısıyla söz konusu ülkenin hesabına göre yapılan hac ibadeti geçerlidir.
183DİĞER MESELELERKur‘a sistemi dışında hacca gidebilmek için farklı yöntemlere başvurmak caiz midir?
+
Kur‘a sistemi dışında hacca gidebilmek için farklı yöntemlere başvurmak caiz midir?
Hac; belli zamanlarda, belli mekânlarda ve belli şekillerde yerine getirilen bir ibadettir. Bu ibadetin kabul edilmesinin şartları, hacca gidecek kişinin Müslüman, ergenlik çağına ulaşmış ve akıl sağlığının yerinde olması, hac mevsiminde Mekke’de bulunmasıdır. Bu şartları yerine getiren kimsenin hac ibadeti fıkhî ölçüler dâhilinde şeklen geçerli olur. Ancak kur‘a yöntemiyle hacca gidemeyenlerin, gereğini yapmayacakları hâlde değişik meslek vizeleri almaları yalan beyan anlamına geleceğinden dinen caiz değildir. Allah’ın emrine uyarak hac ibadetini yerine getirmek ile yine O’nun koyduğu yalan söyleme yasağını çiğnemek, İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan açık bir çelişkidir. Ancak şoför veya kasap olarak gidenler, mesleklerini icra ederken hac yapabilirler.
184DİĞER MESELELERMekke ve Medine’de cuma namazı vaktinde ezanın hemen ardından hutbeye başlandığında cumanın ilk sünneti veya nâfile namaz kılınır mı?
+
Mekke ve Medine’de cuma namazı vaktinde ezanın hemen ardından hutbeye başlandığında cumanın ilk sünneti veya nâfile namaz kılınır mı?
Cuma namazı vakti girdikten sonra imam hutbeye çıkmadan önce nâfile namaz kılmak sünnettir. Ancak hutbe okunurken nâfile namaza başlamak caiz değildir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/84; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/84; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/550; Saîdî, Hâşiyetü’l-adevî, 1/381; Nefrâvî, el-Fevâkihü’d-devânî, 1/266; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/237, 240-241) Bu nedenle hacıların Mekke ve Medine’de cuma günü hatip minbere çıktığı andan itibaren cumanın ilk sünneti veya nâfile namaz kılmakla meşgul olmayıp hutbeyi dinlemeleri gerekir. Bu durumda edâ edemedikleri ilk sünneti cumanın farzından sonra kılabilirler.
185DİĞER MESELELERMekke ve Medine’nin kutsallığına inanarak oralardan toprak veya taş getirmenin bir sakıncası var mıdır?
+
Mekke ve Medine’nin kutsallığına inanarak oralardan toprak veya taş getirmenin bir sakıncası var mıdır?
Mescid-i Harâm, Meş‘ar-i Harâm, Arafat başta olmak üzere Mekke, hac ile ilgili rükün ve şartların ifa edildiği yerler olması bakımından Müslümanların gönlünde belli bir kutsallığa sahiptir. Bu kutsallık, o bölgelerin taşına, toprağına, bitkisine ve hayvanına değil bizzat mekânların kendisine aittir. Dolayısıyla Hicaz’dan teberrük amacıyla toprak veya taş getirmenin herhangi bir dayanağı yoktur. (Serahsî, el-Mebsût, 30/161) İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu, bunu doğru bulmamış ve bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/454-455)
186DİĞER MESELELERHac ve umre ibadetlerini yerine getirirken mal ve hizmet satın alımlarını kredi kartı ile peşin yahut taksitli olarak yapmanın dinî hükmü nedir?
+
Hac ve umre ibadetlerini yerine getirirken mal ve hizmet satın alımlarını kredi kartı ile peşin yahut taksitli olarak yapmanın dinî hükmü nedir?
Hac ve umre organizasyonunda, konaklama, rehberlik, sağlık, iaşe vb. hizmetler, Diyanet İşleri Başkanlığı ve belirli şartlara sahip acenteler tarafından sunulmakta ve bunlar karşılığında bir bedel talep edilmektedir. Mal ve hizmet satın alımlarında bedel, nakden veya kredi kartı yoluyla peşin veya vadeli olarak ödenebilir. Ödemenin kredi kartıyla taksitli yapılması hâlinde müşterinin taksitlerini zamanında ödeyerek faizli işleme düşmemesi gerekir. Bunun yanında, mal veya hizmet satan tarafın, yapılan taksitlendirmeye uygun olarak alacağını zamanında ve tam olarak almak yerine, erken alma karşılığında bankadan eksik tahsil etmesi caiz değildir.
187MEDİNE ZİYARETİMescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmanın hükmü nedir?
+
Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmanın hükmü nedir?
Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hâle gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi, nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/155 [12605]) Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir. (bk. Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za‘îfe, 1/540-541 [364]; Rifâ‘î, el-Ehâdîsü’lvâride fî fezâili’l-Medîne, 435-436) Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibarıyla daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 64 [241]) Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidinde, onun Ravzası’nın yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa süre kalmak zorunluluğu doğarsa bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vacibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.
188MEDİNE ZİYARETİPeygamberimizin (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmek ve Ravza-i Mutahhara’da namaz kılmak haccın menâsikinden midir?
+
Peygamberimizin (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmek ve Ravza-i Mutahhara’da namaz kılmak haccın menâsikinden midir?
Hac ve umre için kutsal topraklara giden Müslümanların Medine-i Münevvere günlerinde Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmesi ve Mescid-i Nebevî’de namaz kılması, Peygamber sevgisini ve ona bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır. Bu itibarla Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir.” (Buhârî, Fadlu’s-salâti fî Mescidi Mekke ve’l-Medîne, 5 [1196]; Müslim, Hac, 502 [1391]; Ayrıca bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/534 [10921]; 6/289 [2651]; Nesâî, Mesâcid, 7 [696]) buyurmuş ve Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Bu fazilet, Mescid-i Nebevî’nin sadece Ravza-i Mutahhara kısmına has olmayıp mescidin tamamına şamildir. Nitekim Hulefâ-yi Râşidîn döneminden beri Mescid-i Nebevî, defalarca genişletilmiş ve müminler asırlardır bu genişletilen yerlerde aynı ihtimamla namaz kılmaya devam edegelmişlerdir. Kabir ziyareti ve özellikle Peygamberimizin (s.a.s.) kabrini ziyaret konusunda birçok hadis bulunmaktadır. (Mâlik, Tahâret, 2 [28], Müslim, Cenâiz, 102 [974]; Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, 5/403 [10273- 10274]; Şu‘abü’l-îmân, 6/46 [3855]; Dârekutnî, es-Sünen, 3/333 [2693]; 6/474 [2727]) Bu rivayetleri değerlendiren İslâm âlimleri, Resûlullah’ın (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmenin en faziletli menduplardan olduğunu ifade etmişlerdir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/175) Buna göre Medine’de bulunan kimseler, mümkünse Peygamberimizin (s.a.s.) Ravzası’nda, imkân olmaması hâlinde Mescid-i Nebevî’nin herhangi bir yerinde namaz kılarlar ve Peygamberimizin (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret ederler. Fakat bilinmelidir ki Ravza-i Mutahhara’da namaz kılmak ve Allah Resûlü’nün (s.a.s.) kabrini ziyaret etmek, haccın veya umrenin farzı, vacibi veya sünnetlerinden biri değildir. Dolayısıyla haccın veya umrenin tamam olması Mescid-i Nebevî’de namaz kılmaya veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kabr-i saâdetini ziyaret etmeye bağlanamaz. Bu itibarla bunları yapmadan Medine’den ayrılmak durumunda kalanların, hac veya umre ibadetlerinde herhangi bir eksiklik olmaz.
011Edası Bakımından Hac Çeşitleriİfrad haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
+
İfrad haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
İfrad haccı, aynı yılın hac mevsimi içinde umre yapılmaksızın edâ edilen hacdır. İfrad haccı yapmak isteyen kişi, hac mevsimi içinde; Mekke’de ikamet ediyorsa bulunduğu yerde, mikât dışından geliyorsa mikâtta sadece hacca niyet ederek ihrama girer. Mekke’ye varınca kudüm tavafını yapar, ihramdan çıkmaz. Arafat ve Müzdelife vakfelerini yapıp bayram günü Akabe cemresine taş atar, sonra tıraş olup ihramdan çıkar. Daha sonra ziyaret tavafını ve sa‘yi yapar, cemrelere taş atar. İfrad haccı yapan kimsenin kurban kesmesi gerekmez. (Zeylaî, Tebyîn, 2/32)
012Edası Bakımından Hac ÇeşitleriTemettu‘ haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
+
Temettu‘ haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
Temettu‘ haccı, aynı yılın hac mevsiminde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girilerek yapılan hacdır. Temettu‘ haccı yapmak isteyen kişi, mikâtta veya daha öncesinde umreye niyet ederek ihrama girer, Mekke’ye vardıktan sonra umre yapar. Sonra tıraş olup ihramdan çıkar. Böylece umresi tamamlanmış olur. Arefeden önce hac için ihrama girer. Haccını edâ ettikten sonra ihramdan çıkar. Temettu‘ haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/153)
013Edası Bakımından Hac ÇeşitleriKırân haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
+
Kırân haccı ne demektir ve nasıl yapılır?
Kırân haccı, aynı yılın hac mevsiminde umre ve haccın ikisine birden niyet edilip ihrama girilerek tek ihramla yapılan hacdır. Kırân haccı yapmak isteyen kişi, mikâta varınca veya daha varmadan umre ve haccın her ikisine birden niyet ede-rek ihrama girer. Umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkmayıp aynı ihramla haccı da edâ eder, sonra ihramdan çıkar. Kırân haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/152 vd.; Aynî, el-Binâye, 4/245)
014Edası Bakımından Hac ÇeşitleriKudüm tavafını yapan kişi, ifrad haccını temettu‘ veya kırâna çevirebilir mi?
+
Kudüm tavafını yapan kişi, ifrad haccını temettu‘ veya kırâna çevirebilir mi?
Hanefî, Şâfiî ve Mâlikîlerin de içinde bulunduğu çoğunluğa göre ifrad haccına niyet eden ve kudüm tavafını yapan kişi, bu haccını temettu‘ veya kırâna dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise bu durumdaki kişi, haccını temettu‘ veya kırâna dönüştürebilir. (İbn Kudâme, el-Mukni‘, 112; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/98-99)
015Edası Bakımından Hac ÇeşitleriTemettu‘ haccı için umreye niyet eden kişi, haccını kırâna dönüştürebilir mi?
+
Temettu‘ haccı için umreye niyet eden kişi, haccını kırâna dönüştürebilir mi?
Hanefî mezhebine göre umre için ihrama giren kişi, tavafın en az dört şavtını yapmadan hacca da niyet ederse haccı kırâna dönüşmüş olur. Ancak dört şavt yaptıktan sonra hacca da niyet ederse niyeti geçersiz olup haccı temettu‘ olarak devam eder. (Zeylaî, Tebyîn, 2/74) Şâfiî mezhebine göre umre niyetiyle ihrama giren bir kimse, henüz tavafa başlamadan hacca da niyet edebilir ve bu durumda yaptığı hac kırân haccına dönüşür. Ancak bir adım bile olsa tavafa başlamışsa bu durumda ayrıca hac için niyet edemez. Ettiği takdirde bu niyeti geçersiz olur. (Remlî, Nihâ-yetü’l-muhtâc, 3/323) Mâlikî mezhebine göre ise temettu‘ haccına niyet eden kişi, ihramdan çıkmadan önce niyetini değiştirip kırân haccına dönüştürebilir. (Karâfî, ez-Zahîre, 3/289) Kırân haccına niyet eden kişi, tavaf ve sa‘y yapmadan niyetini değiştirip temettu‘ haccına dönüştürebilir mi? Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre kırân haccına niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise dönüştürebilir. (İbn Kudâme, el-Mukni‘, 112; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/98-99) Hac ayları içinde umre yaptıktan sonra mikât sınırlarının dışına çıkan kimse, tekrar hac için ihrama girerse bu kişi ifrad mı yoksa temettu‘ haccı mı yapmış olur? Hanefî mezhebine göre hac ayları içinde hedy kurbanını (temettu‘ veya kırân kurbanı) yanında getirmemiş veya kurban bedelini ilgili kuruma ödememiş kimsenin umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra mikât sınırları dışındaki ailesinin yaşadığı yere dönmesi durumunda temettu‘ niyeti iptal olur. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 2/397) Bu kimse, tekrar hac için ihrama girdiğinde ifrad haccı yapmış olur; dolayısıyla hedy kurbanı kesmesi gerekmez. Ancak hedy kurban bedelini ilgili kuruma teslim etmişse veya dönüşte yeni bir umre yapmışsa temettu‘ haccı yapmış olur. Hac mevsimi içinde umre yaptıktan sonra ailesinin yaşadığı yere dönmeyip Medine gibi mikât sınırı dışındaki bir yere çıkarak tekrar hac için ihrama giren kişi, İmam Ebû Hanîfe’ye göre temettu‘, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise ifrad haccı yapmış sayılır. Bu durumda olan kişi, İmam Ebû Hanîfe’ye göre kurban kesmekle sorumlu iken İmameyn’e göre sorumlu değildir. (Aynî, el-Binâye, 4/320-321; Zeylaî, Tebyîn, 2/50) Şâfiî mezhebine göre ise temettu‘ umresinden son-ra mikât mahallinin dışına çıkarak oradan hac için ihrama giren kimse, her hâlükârda ifrad haccı yapmış olur. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/289-290; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/332) Temettu‘ haccı yapacak kişinin, umreyi yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar başka bir umre yapması caiz midir? Temettu‘ haccı yapan kişinin, hacdan önce yaptığı ilk umreden sonra umre yapamayacağını söyleyen fakihler varsa da bazı Hanefî eserlerinde, kurban bayramı günleri dışındaki diğer günlerde umre yapmanın caiz olduğu hükmüne istinaden temettu‘ haccı yapan bir kişinin, ihramdan çıktıktan sonra nâfile tavaf yapabileceği gibi umre de yapabileceği belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/537) Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutabilir mi? Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutamaz. Kurban kesme imkânı bulamayıp oruç tutmuş olan kimse ise “eyyâm-ı nahr” denilen kurban kesme günlerinde bu imkânı elde ederse ayrıca kurban kesmesi gerekir. Ey-yâm-ı nahrdan veya saç tıraşı olduktan sonra bu imkânı elde ederse orucu yeterli olup kurban kesmesi gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/174) Kırân haccına niyet eden bir kimsenin, umre yaptıktan sonra ikinci bir umre yapmasının hükmü nedir? Kırân haccına niyet eden bir kimsenin, umre yaptıktan sonra ikinci bir umre yapması caiz değildir. Bu kimse, haccını tamamladıktan sonra umre yapabilir. Kırân haccına niyet eden bir kişinin umre (tavaf ve sa‘y) yaptıktan sonra ikinci bir umre yapması hâlinde Hanefî mezhebine göre ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ayrıca bu umrenin iade edilmesine gerek yoktur. Kırân haccı yapan kimse, ikinci umreye sadece niyet etmiş ise bu umresini iptal eder ve hacdan sonra kazâ eder. Bu kimseye de umresini iptal ettiği için dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise kırân haccı yapan kimsenin hac menâsikini tamamlamadan başka bir umre için ihrama girmesi geçerli değildir. Bu nedenle ikinci bir ihrama giren kişiye kazâ ve ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/269; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/143; Hattâb, Mevâhib, 3/48)
016Edası Bakımından Hac ÇeşitleriKırân haccına niyet eden kişi, tavaf ve sa‘y yapmadan niyetini değiştirip temettu‘ haccına dönüştürebilir mi?
+
Kırân haccına niyet eden kişi, tavaf ve sa‘y yapmadan niyetini değiştirip temettu‘ haccına dönüştürebilir mi?
Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre kırân haccına niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise dönüştürebilir. (İbn Kudâme, el-Mukni‘, 112; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/98-99)
017Edası Bakımından Hac ÇeşitleriHac ayları içinde umre yaptıktan sonra mikât sınırlarının dışına çıkan kimse, tekrar hac için ihrama girerse bu kişi ifrad mı yoksa temettu‘ haccı mı yapmış olur?
+
Hac ayları içinde umre yaptıktan sonra mikât sınırlarının dışına çıkan kimse, tekrar hac için ihrama girerse bu kişi ifrad mı yoksa temettu‘ haccı mı yapmış olur?
Hanefî mezhebine göre hac ayları içinde hedy kurbanını (temettu‘ veya kırân kurbanı) yanında getirmemiş veya kurban bedelini ilgili kuruma ödememiş kimsenin umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra mikât sınırları dışındaki ailesinin yaşadığı yere dönmesi durumunda temettu‘ niyeti iptal olur. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 2/397) Bu kimse, tekrar hac için ihrama girdiğinde ifrad haccı yapmış olur; dolayısıyla hedy kurbanı kesmesi gerekmez. Ancak hedy kurban bedelini ilgili kuruma teslim etmişse veya dönüşte yeni bir umre yapmışsa temettu‘ haccı yapmış olur. Hac mevsimi içinde umre yaptıktan sonra ailesinin yaşadığı yere dönmeyip Medine gibi mikât sınırı dışındaki bir yere çıkarak tekrar hac için ihrama giren kişi, İmam Ebû Hanîfe’ye göre temettu‘, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise ifrad haccı yapmış sayılır. Bu durumda olan kişi, İmam Ebû Hanîfe’ye göre kurban kesmekle sorumlu iken İmameyn’e göre sorumlu değildir. (Aynî, el-Binâye, 4/320-321; Zeylaî, Tebyîn, 2/50) Şâfiî mezhebine göre ise temettu‘ umresinden sonra mikât mahallinin dışına çıkarak oradan hac için ihrama giren kimse, her hâlükârda ifrad haccı yapmış olur. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/289-290; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/332)
018Edası Bakımından Hac ÇeşitleriTemettu‘ haccı yapacak kişinin, umreyi yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar başka bir umre yapması caiz midir?
+
Temettu‘ haccı yapacak kişinin, umreyi yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girinceye kadar başka bir umre yapması caiz midir?
Temettu‘ haccı yapan kişinin, hacdan önce yaptığı ilk umreden sonra umre yapamayacağını söyleyen fakihler varsa da bazı Hanefî eserlerinde, kurban bayramı günleri dışındaki diğer günlerde umre yapmanın caiz olduğu hükmüne istinaden temettu‘ haccı yapan bir kişinin, ihramdan çıktıktan sonra nâfile tavaf yapabileceği gibi umre de yapabileceği belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/537)
019Edası Bakımından Hac ÇeşitleriTemettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutabilir mi?
+
Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutabilir mi?
Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutamaz. Kurban kesme imkânı bulamayıp oruç tutmuş olan kimse ise “eyyâm-ı nahr” denilen kurban kesme günlerinde bu imkânı elde ederse ayrıca kurban kesmesi gerekir. Ey-yâm-ı nahrdan veya saç tıraşı olduktan sonra bu imkânı elde ederse orucu yeterli olup kurban kesmesi gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/174)
020Edası Bakımından Hac ÇeşitleriKırân haccına niyet eden bir kimsenin, umre yaptıktan sonra ikinci bir umre yapmasının hükmü nedir?
+
Kırân haccına niyet eden bir kimsenin, umre yaptıktan sonra ikinci bir umre yapmasının hükmü nedir?
Kırân haccına niyet eden bir kimsenin, umre yaptıktan sonra ikinci bir umre yapması caiz değildir. Bu kimse, haccını tamamladıktan sonra umre yapabilir. Kırân haccına niyet eden bir kişinin umre (tavaf ve sa‘y) yaptıktan sonra ikinci bir umre yapması hâlinde Hanefî mezhebine göre ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ayrıca bu umrenin iade edilmesine gerek yoktur. Kırân haccı yapan kimse, ikinci umreye sadece niyet etmiş ise bu umresini iptal eder ve hacdan sonra kazâ eder. Bu kimseye de umresini iptal ettiği için dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise kırân haccı yapan kimsenin hac menâsikini tamamlamadan başka bir umre için ihrama girmesi geçerli değildir. Bu nedenle ikinci bir ihrama giren kişiye kazâ ve ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/269; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/143; Hattâb, Mevâhib, 3/48) İhram, hac ve umre ibadetini yapmaya niyet etmek ve telbiye getirmektir. Hanefîlere göre niyet ve telbiye, ihramın rüknüdür. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise niyet, ihramın rüknü olup telbiye getirmek sünnettir. Dolayısıyla bu mezheplere göre hac veya umreye niyet eden fakat telbiye getirmeyen kişi ihrama girmiş sayılır. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/135; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 87; İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/483; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/233) Niyette esas olan, kalben yapılması olmakla birlikte dil ile söylemek evlâdır. Telbiyeyi zaman zaman tekrarlamak ise sünnettir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/434; Şey-hîzâde, Mecma‘u’l-enhur, 1/267-268, 270) İhrama giren kimseye sair zamanlarda mübah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlara ihram yasakları denir. İhrama girdikten sonra erkekler için elbise giyme yasağı başladığından erkeklerin izâr ve ridâ denilen ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Kadınların ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet bulunmayıp sadece yüzlerini açık tutmaları yeterlidir. Hac veya umre ihramına girmek için gusül abdesti almak sünnettir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/480; Şirbînî, Muğni’l-muh-tâc, 2/233) İhramlı kimsenin ihramlı bulunduğu sürece gusül abdesti almasında bir sakınca yoktur. (Şâfiî, el-Ümm, 2/158-159; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/274) İhramdan çıkmak için ise gusül abdesti almak gerekmez. Ancak kişi, ihramdan çıktıktan sonra ter, kötü koku vb. insanı rahatsız edici durumlardan dolayı gusül abdesti veya duş alabilir. İhrama girecek kişinin iki rek‘at ihram namazı kılması sünnettir. Şayet kerahet vakti ise ihram namazı kılınmamalıdır. Mikât mahallinde kılınamaması hâlinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Bunun için maddî bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rek‘at namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rek‘atında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek‘atında ise “İhlâs” sûrelerinin okunması faziletlidir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/223) Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse Hanefîlere göre bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-14) Buna “ceza hedyi” denir. Bu tür kurbanlar, Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499) Mikâtın dışında kalan belde ve ülkelerde oturanlara “âfâkî” denir. Âfâkîlerden hac veya umre yapmak maksadıyla Hicaz’a gidenler için geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. “Mikât” denilen bu yerler beş tanedir. İbn Abbas’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s.), Medineliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnü’l-menâzil’i ve Yemenliler için Yelemlem’i mikât olarak belirledi. Bunlar, belirtilen bölge veya ülke yönünden gelen diğer belde yolcuları için de mikâttır.” (Buhârî, Hac, 7-13 [1524-1531]; Cezâü’s-sayd, 18 [1845]; Müslim, Hac, 11-18 [1181-1183]) Başka bir hadiste buna Iraklılar için “Zâtüırk” ilave edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Menâsik, 8 [1739]; Nesâî, Menâsikü’l-hac, 19 [2653]) Eğer hac veya umre yolcusunun yolu bu noktalardan geçmiyorsa yolcu, buraların hizalarında ihrama girer. Cidde, ulemânın cumhuruna göre Hill’den (mikât içinden) sayılmaktadır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/476) Buna göre âfâkîler, Cidde’de ihrama giremez. İster deniz yoluyla ister hava yolu ile gelsinler kuzey ve batı istikametinden gelenler Cuhfe hizasını geçmeden ihrama girmelidirler. Bir kimsenin umresini tamamladıktan sonra yeni bir umre yapabilmek için tekrar mikât mahalline gitmesi gerekmez; Harem bölgesi hudutları dışına (Hill bölgesine) çıkarak orada ihrama girmesi gerekir. Bu konuda en çok bilinen ve daha faziletli olan yer, Hz. Âişe Mescidi’nin bulunduğu Ten‘îm’dir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167) 27 Harem sınırları içerisindeki kişinin Hill bölgesine gitmeden bulunduğu yerden umre için ihrama girmesinin hükmü nedir? Mekkeli olsun ya da olmasın Mekke’de bulunan kişiler, umre yapmak istediklerinde Harem bölgesi hudutları dışına yani Hill bölgesine çıkarak oradan ihrama girerler. Bu konuda en çok bilinen yer, Hz. Âişe Mescidi’nin bulunduğu Ten‘îm’dir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167) Kişi şayet bu kuralı ihlal ederek Harem bölgesinden ihrama girer ve tavafa başlarsa Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre başlamış olduğu bu umreyi tamamlar ve ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) keser. Ancak tavafa başlamadan önce hatasının farkına varıp Hill bölgesine gider ve oradan ihrama niyet edip telbiye getirirse dem kesme sorumluluğu ortadan kalkar. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/248; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/229; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 3/172) Mâlikîlere göre kişi, Hill bölgesine gitmeden Harem bölgesinden ihrama girmiş ve tavaf ile sa‘y yapıp tıraş olmuşsa yaptığı tavaf ve sa‘yi geçersiz sayılır. Bu kişi, ayrıca umresini tamamlamadan tıraş olmak suretiyle ihram yasağı işlediği için kendisine fidye gerekir. Fidye hususunda bir dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini yerine getirmelidir. Bu kişinin ayrıca Hill bölgesine çıkıp ardından tavaf ve sa‘yini iade ederek umresini tamamlaması gerekir. (Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/393; Derdîr, eş-Şerhu’l-kebîr, 2/23; İlîş, Minehü’l-celîl, 2/226) Arafat, Harem sınırları dışında olup Hill bölgesinde yer almaktadır. Mekkeli olsun veya olmasın Harem bölgesinde bulunanlar, hac için ihrama Harem bölgesinde girerler. Harem bölgesindeki kimseler, Harem’de değil de Hill bölgesinde ihrama girerlerse Hanefî ve Şâfiîlere göre ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Ancak Arafat vakfesini yapmadan önce Mekke’ye dönüp Harem sınırları içinde ihrama girecek olurlarsa ceza düşer. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167; Nevevî, el-Mec-mû‘, 7/196) Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise Harem bölgesinde bulunanların, hac için ihrama Harem bölgesinde girmeleri esas olsa da Hill bölgesinde girmeleri hâlinde bir ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/246-247; Hattâb, Mevâhib, 3/26) Buna göre Harem bölgesinde ihrama girme imkânı bulamadan Arafat’a çıkan kimseler, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin içtihadıyla amel edebilirler.
021İHRAM VE MİKÂTİhram ne demektir?
+
İhram ne demektir?
İhram, hac ve umre ibadetini yapmaya niyet etmek ve telbiye getirmektir. Hanefîlere göre niyet ve telbiye, ihramın rüknüdür. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise niyet, ihramın rüknü olup telbiye getirmek sünnettir. Dolayısıyla bu mezheplere göre hac veya umreye niyet eden fakat telbiye getirmeyen kişi ihrama girmiş sayılır. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/135; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 87; İbn Kudâme, el-Kâfî, 1/483; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/233) Niyette esas olan, kalben yapılması olmakla birlikte dil ile söylemek evlâdır. Telbiyeyi zaman zaman tekrarlamak ise sünnettir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/434; Şey-hîzâde, Mecma‘u’l-enhur, 1/267-268, 270) İhrama giren kimseye sair zamanlarda mübah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlara ihram yasakları denir. İhrama girdikten sonra erkekler için elbise giyme yasağı başladığından erkeklerin izâr ve ridâ denilen ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Kadınların ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet bulunmayıp sadece yüzlerini açık tutmaları yeterlidir.
022İHRAM VE MİKÂTİhrama girerken, ihramlıyken veya ihramdan çıkmak için gusletmenin hükmü nedir?
+
İhrama girerken, ihramlıyken veya ihramdan çıkmak için gusletmenin hükmü nedir?
Hac veya umre ihramına girmek için gusül abdesti almak sünnettir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/480; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/233) İhramlı kimsenin ihramlı bulunduğu sürece gusül abdesti almasında bir sakınca yoktur. (Şâfiî, el-Ümm, 2/158-159; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/274) İhramdan çıkmak için ise gusül abdesti almak gerekmez. Ancak kişi, ihramdan çıktıktan sonra ter, kötü koku vb. insanı rahatsız edici durumlardan dolayı gusül abdesti veya duş alabilir.
023İHRAM VE MİKÂTİhram namazının hükmü nedir?
+
İhram namazının hükmü nedir?
İhrama girecek kişinin iki rek‘at ihram namazı kılması sünnettir. Şayet kerahet vakti ise ihram namazı kılınmamalıdır. Mikât mahallinde kılınamaması hâlinde Mekke’ye geldikten sonra da kılınabilir. Bunun için maddî bir ceza gerekmez. İçinde bulunulan vaktin namazını kılmak da bu iki rek‘at namazın yerine geçer. Bu namazın ilk rek‘atında Fâtiha’dan sonra “Kâfirûn”, ikinci rek‘atında ise “İhlâs” sûrelerinin okunması faziletlidir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/223)
024İHRAM VE MİKÂTİhramsız olarak Mekke’ye girmenin hükmü nedir?
+
İhramsız olarak Mekke’ye girmenin hükmü nedir?
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse Hanefîlere göre bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-14) Buna “ceza hedyi” denir. Bu tür kurbanlar, Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499)
025İHRAM VE MİKÂTÂfâkîler Cidde’de ihrama girebilir mi?
+
Âfâkîler Cidde’de ihrama girebilir mi?
Mikâtın dışında kalan belde ve ülkelerde oturanlara “âfâkî” denir. Âfâkîlerden hac veya umre yapmak maksadıyla Hicaz’a gidenler için geldiği bölge veya ülkeye göre ihrama girme yerleri, bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından belirlenmiştir. “Mikât” denilen bu yerler beş tanedir. İbn Abbas’ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.s.), Medineliler için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necidliler için Karnü’l-menâzil’i ve Yemenliler için Yelemlem’i mikât olarak belirledi. Bunlar, belirtilen bölge veya ülke yönünden gelen diğer belde yolcuları için de mikâttır.” (Buhârî, Hac, 7-13 [1524-1531]; Cezâü’s-sayd, 18 [1845]; Müslim, Hac, 11-18 [1181-1183]) Başka bir hadiste buna Iraklılar için “Zâtüırk” ilave edilmiştir. (Ebû Dâvûd, Menâsik, 8 [1739]; Nesâî, Menâsikü’l-hac, 19 [2653]) Eğer hac veya umre yolcusunun yolu bu noktalardan geçmiyorsa yolcu, buraların hizalarında ihrama girer. Cidde, ulemânın cumhuruna göre Hill’den (mikât içinden) sayılmaktadır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/476) Buna göre âfâkîler, Cidde’de ihrama giremez. İster deniz yoluyla ister hava yolu ile gelsinler kuzey ve batı istikametinden gelenler Cuhfe hizasını geçmeden ihrama girmelidirler.
026İHRAM VE MİKÂTHer umre için mikâta gitmek gerekir mi?
+
Her umre için mikâta gitmek gerekir mi?
Bir kimsenin umresini tamamladıktan sonra yeni bir umre yapabilmek için tekrar mikât mahalline gitmesi gerekmez; Harem bölgesi hudutları dışına (Hill bölgesine) çıkarak orada ihrama girmesi gerekir. Bu konuda en çok bilinen ve daha faziletli olan yer, Hz. Âişe Mescidi’nin bulunduğu Ten‘îm’dir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167)
027İHRAM VE MİKÂTHarem sınırları içerisindeki kişinin Hill bölgesine gitmeden bulunduğu yerden umre için ihrama girmesinin hükmü nedir?
+
Harem sınırları içerisindeki kişinin Hill bölgesine gitmeden bulunduğu yerden umre için ihrama girmesinin hükmü nedir?
Mekkeli olsun ya da olmasın Mekke’de bulunan kişiler, umre yapmak istediklerinde Harem bölgesi hudutları dışına yani Hill bölgesine çıkarak oradan ihrama girerler. Bu konuda en çok bilinen yer, Hz. Âişe Mescidi’nin bulunduğu Ten‘îm’dir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167) Kişi şayet bu kuralı ihlal ederek Harem bölgesinden ihrama girer ve tavafa başlarsa Hanefî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre başlamış olduğu bu umreyi tamamlar ve ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) keser. Ancak tavafa başlamadan önce hatasının farkına varıp Hill bölgesine gider ve oradan ihrama niyet edip telbiye getirirse dem kesme sorumluluğu ortadan kalkar. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/248; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/229; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 3/172) Mâlikîlere göre kişi, Hill bölgesine gitmeden Harem bölgesinden ihrama girmiş ve tavaf ile sa‘y yapıp tıraş olmuşsa yaptığı tavaf ve sa‘yi geçersiz sayılır. Bu kişi, ayrıca umresini tamamlamadan tıraş olmak suretiyle ihram yasağı işlediği için kendisine fidye gerekir. Fidye hususunda bir dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini yerine getirmelidir. Bu kişinin ayrıca Hill bölgesine çıkıp ardından tavaf ve sa‘yini iade ederek umresini tamamlaması gerekir. (Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/393; Derdîr, eş-Şerhu’l-kebîr, 2/23; İlîş, Minehü’l-celîl, 2/226)
028İHRAM VE MİKÂTHarem bölgesinde bulunanların hac için Arafat’ta ihrama girmeleri caiz midir?
+
Harem bölgesinde bulunanların hac için Arafat’ta ihrama girmeleri caiz midir?
Arafat, Harem sınırları dışında olup Hill bölgesinde yer almaktadır. Mekkeli olsun veya olmasın Harem bölgesinde bulunanlar, hac için ihrama Harem bölgesinde girerler. Ha-rem bölgesindeki kimseler, Harem’de değil de Hill bölgesinde ihrama girerlerse Hanefî ve Şâfiîlere göre ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478-479; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/196) Ancak Arafat vakfesini yapmadan önce Mekke’ye dönüp Harem sınırları içinde ihrama girecek olurlarsa ceza düşer. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/167; Nevevî, el-Mec-mû‘, 7/196) Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise Harem bölgesinde bulunanların, hac için ihrama Harem bölgesinde girmeleri esas olsa da Hill bölgesinde girmeleri hâlinde bir ceza gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/246-247; Hattâb, Mevâhib, 3/26) Buna göre Harem bölgesinde ihrama girme imkânı bulamadan Arafat’a çıkan kimseler, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin içtihadıyla amel edebilirler. Ten‘îm, Arafat, Cidde gibi Hill bölgesine çıkan kimsenin tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde ihrama girmesi gerekir mi? Harem sınırları içerisinde bulunan bir kimse, herhangi bir sebeple Ten‘îm, Arafat, Cidde gibi Hill bölgesine çıkıp tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde hac veya umre yapma kastı olmadıkça ihrama girmek zorunda değildir. Zira Hill bölgesinde bulunan kimseler, eğer hac veya umre yapma niyetleri yoksa ihramsız bir şekilde Harem bölgesine girebilirler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478) Hac ve umre niyetiyle Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenlerin, Harem’e dönerken tekrar ihrama girmeleri gerekir mi? Hanefî mezhebine göre Harem sınırları içerisinde bulunan bir kimsenin, herhangi bir sebeple mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde her hâlükârda ihrama girmesi gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/167; Aynî, el-Binâye, 4/162) Şâfiî mezhebine göre bir kimsenin hac veya umre yapma niyeti olmadıkça mikât yerlerini ihramlı geçmesi zorunlu değildir. (Râfiî, el-‘Azîz, 3/388; Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/39, 77) Mâlikî mezhebine göre ise kısa süreliğine mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem’e dönmek isteyenlerin, gittikleri yerin Tâif gibi Mekke’ye yakın olması şartıyla Harem bölgesine dönerken ihrama girmeleri zorunlu değildir. (Hattâb, Mevâhib, 3/41; Meyyâre, ed-Dürrü’s-semîn, 505-506) Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenler için esas olan, Harem bölgesine dönüşte ihrama girmeleridir. Ancak bu durumdaki kimseler, ihtiyaç hâlinde mikât sınırını ihramsız geçmeyi caiz görenlerin görüşüyle de amel edebilirler.
029İHRAM VE MİKÂTTen‘îm, Arafat, Cidde gibi Hill bölgesine çıkan kimsenin tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde ihrama girmesi gerekir mi?
+
Ten‘îm, Arafat, Cidde gibi Hill bölgesine çıkan kimsenin tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde ihrama girmesi gerekir mi?
Harem sınırları içerisinde bulunan bir kimse, herhangi bir sebeple Ten‘îm, Arafat, Cidde gibi Hill bölgesine çıkıp tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde hac veya umre yapma kastı olmadıkça ihrama girmek zorunda değildir. Zira Hill bölgesinde bulunan kimseler, eğer hac veya umre yapma niyetleri yoksa ihramsız bir şekilde Harem bölgesine girebilirler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/478)
030İHRAM VE MİKÂTHac ve umre niyetiyle Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenlerin, Harem’e dönerken tekrar ihrama girmeleri gerekir mi?
+
Hac ve umre niyetiyle Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenlerin, Harem’e dönerken tekrar ihrama girmeleri gerekir mi?
Hanefî mezhebine göre Harem sınırları içerisinde bulunan bir kimsenin, herhangi bir sebeple mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem bölgesine dönmesi hâlinde her hâlükârda ihrama girmesi gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/167; Aynî, el-Binâye, 4/162) Şâfiî mezhebine göre bir kimsenin hac veya umre yapma niyeti olmadıkça mikât yerlerini ihramlı geçmesi zorunlu değildir. (Râfiî, el-‘Azîz, 3/388; Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/39, 77) Mâlikî mezhebine göre ise kısa süreliğine mikât sınırları dışına çıkıp tekrar Harem’e dönmek isteyenlerin, gittikleri yerin Tâif gibi Mekke’ye yakın olması şartıyla Harem bölgesine dönerken ihrama girmeleri zorunlu değildir. (Hattâb, Mevâhib, 3/41; Meyyâre, ed-Dürrü’s-semîn, 505-506) Mekke’de bulunup mikât dışında kalan Tâif gibi yakın bir yere gidenler için esas olan, Harem bölgesine dönüşte ihrama girmeleridir. Ancak bu durumdaki kimseler, ihtiyaç hâlinde mikât sınırını ihramsız geçmeyi caiz görenlerin görüşüyle de amel edebilirler. İhramlı kimsenin bir gündüz veya bir gece süresince dikilmiş elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda dem yani küçükbaş hayvan kurban etmesi gerekir. Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa sadakai fıtr verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre elbise giyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. Cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; İbn Kudâ-me, el-Muğnî, 3/429-430) 32 Harem bölgesine (Mekke’ye) ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umreye niyetlenip Harem bölgesine elbise ile girmeleri hâlinde kendilerine ne gerekir? Mekke’ye ihramlı girmelerine izin verilmeyen şoför vb. kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umre yapmak amacıyla niyet edip telbiye getirerek Harem bölgesine girmeleri durumunda ihram yasağı işlediklerinin farkında olarak bir an önce elbiselerini çıkarıp ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Ancak niyet ve telbiye ile ihrama girdikten sonra bir gündüz veya gece elbiseli olarak kalmışlarsa Hanefî mezhebine göre ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek), bundan daha az bir süre kalmışlarsa bir fitre miktarı sadaka vermeleri gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için belirli bir sürenin geçmesi şart olmayıp bu durumdaki kişi ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini yerine getirir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358) Umre ihramına girdiği hâlde henüz tavaf ve sa‘y yapmadan bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapması gerekir. Ancak ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için küçükbaş hayvan kurban eder, daha az bir süre giymiş ise sadaka verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmediğinden bu kişi küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/365; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430)
031İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı kimsenin dikilmiş elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda ne yapması gerekir?
+
İhramlı kimsenin dikilmiş elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda ne yapması gerekir?
İhramlı kimsenin bir gündüz veya bir gece süresince dikilmiş elbise veya iç çamaşırı giymesi durumunda dem yani küçükbaş hayvan kurban etmesi gerekir. Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa sadaka-i fıtr verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre elbise giyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. Cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; İbn Kudâ-me, el-Muğnî, 3/429-430)
032İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHarem bölgesine (Mekke’ye) ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umreye niyetlenip Harem bölgesine elbise ile girmeleri hâlinde kendilerine ne gerekir?
+
Harem bölgesine (Mekke’ye) ihramlı olarak girmelerine izin verilmeyen kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umreye niyetlenip Harem bölgesine elbise ile girmeleri hâlinde kendilerine ne gerekir?
Mekke’ye ihramlı girmelerine izin verilmeyen şoför vb. kimselerin, mikât mahallinde elbiselerini çıkarmadan hac veya umre yapmak amacıyla niyet edip telbiye getirerek Harem bölgesine girmeleri durumunda ihram yasağı işlediklerinin farkında olarak bir an önce elbiselerini çıkarıp ihram örtülerine bürünmeleri gerekir. Ancak niyet ve telbiye ile ihrama girdikten sonra bir gündüz veya gece elbiseli olarak kalmışlarsa Hanefî mezhebine göre ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek), bundan daha az bir süre kalmışlarsa bir fitre miktarı sadaka vermeleri gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için belirli bir sürenin geçmesi şart olmayıp bu durumdaki kişi ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini yerine getirir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358)
033İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIUmre ihramına girdiği hâlde tavaf ve sa‘y yapmadan elbise giyen kişinin ne yapması gerekir?
+
Umre ihramına girdiği hâlde tavaf ve sa‘y yapmadan elbise giyen kişinin ne yapması gerekir?
Umre ihramına girdiği hâlde henüz tavaf ve sa‘y yapmadan bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kişinin, öncelikle elbisesini çıkartıp ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapması gerekir. Ancak ihramlı iken bir gündüz veya gece süresince elbise giymiş olduğu için küçükbaş hayvan kurban eder, daha az bir süre giymiş ise sadaka verir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî mezhebine göre ise cezanın gerekmesi için bir günün veya gecenin geçmesi gerekmediğinden bu kişi küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/365; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430) İhrama girmiş olan bir kişi hasta olduğu için tavaf ve sa‘y yapmadan bir gün süreyle elbise giyerse ne yapması gerekir? İhrama girdikten sonra hasta olduğu için en az bir gündüz veya bir gece elbise giyen kişi, iyileşir iyileşmez tekrar ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapar. Bu durumdaki kişi bir küçükbaş hayvan kesmek, üç gün oruç tutmak veya altı fakire sadaka vermek seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/294; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300) Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa bir sadaka-i fıtr verir veya bir gün oruç tutar. (İbn Âbi-dîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Hac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden elbise giyen kimseye ne gerekir? Hac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kimse, öncelikle elbiselerini çıkarıp ihram örtülerine bürünmelidir. İhramlıyken elbise giydiği için de ceza ödemesi gerekir. Hanefî mezhebine göre bir gündüz veya gece süresince hastalık vb. özür olmaksızın elbise giyen kimseye ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek); daha az bir süre giyen kişiye ise sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî ve Mâlikî mezhebine göre ise bu durumdaki kimse, süreye bakılmaksızın ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430)
034İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhrama girmiş olan bir kişi hasta olduğu için tavaf ve sa‘y yapmadan bir gün süreyle elbise giyerse ne yapması gerekir?
+
İhrama girmiş olan bir kişi hasta olduğu için tavaf ve sa‘y yapmadan bir gün süreyle elbise giyerse ne yapması gerekir?
İhrama girdikten sonra hasta olduğu için en az bir gündüz veya bir gece elbise giyen kişi, iyileşir iyileşmez tekrar ihram bezlerine bürünerek tavaf ve sa‘yini yapar. Bu durumdaki kişi bir küçükbaş hayvan kesmek, üç gün oruç tutmak veya altı fakire sadaka vermek seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/294; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300) Giyim süresi bir gündüz veya bir geceden az olursa bir sadaka-i fıtr verir veya bir gün oruç tutar. (İbn Âbi-dîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473)
035İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden elbise giyen kimseye ne gerekir?
+
Hac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden elbise giyen kimseye ne gerekir?
Hac için ihrama girdikten sonra henüz birinci tahallül gerçekleşmeden bir gündüz veya gece süresince elbise giyen kimse, öncelikle elbiselerini çıkarıp ihram örtülerine bürünmelidir. İhramlıyken elbise giydiği için de ceza ödemesi gerekir. Hanefî mezhebine göre bir gündüz veya gece süresince hastalık vb. özür olmaksızın elbise giyen kimseye ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek); daha az bir süre giyen kişiye ise sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî ve Mâlikî mezhebine göre ise bu durumdaki kimse, süreye bakılmaksızın ceza olarak bir dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430) İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. İhramdan çıkma aşamasına geldiği hâlde saç tıraşı olmadan elbise giyen kişi, ihram yasağı işlemiş olur. Eğer elbise giymesi bir gündüz veya bir gece devam etmişse dem (koyun veya keçi kesmek); giyim süresi bir gün veya bir geceden az olursa bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367-368, 383; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429) Mazereti olan ihramlı kimsenin giydiği varis çorabı, normal bir çorap gibi ayağa giyiliyorsa giysi olarak değerlendirileceğinden ceza gerektirir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Çünkü mazeretli olmak, bu çorabı giymeyi mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/7) Hanefî mezhebine göre bu durumda olan kimse, giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka verme veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muh-târ, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet varis çorabı tam bir çorap gibi giyilmeyip ayağın veya bacağın bir kısmını örtüyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez. Çünkü ihramlı bir kimsenin baş ve yüzü dışındaki bir yere sardığı sargı, giysi kapsamında değerlendirilmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; İb-nü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/31) İhramlı kimsenin giydiği korse normal bir iç çamaşırı gibi olup bu şekilde kullanılıyorsa giysi olarak değerlendirileceğinden ceza gerektirir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Böyle bir korse şayet bir mazerete binaen giyilmiş ise cezada muhayyerlik hakkı olur. Bu durumda Hanefîlere göre giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden biri tercih edilerek ceza ödenir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka verme veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden biri tercih edilir. (İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet korse, tam bir iç çamaşırı gibi olmayıp bele sarılarak kullanılıyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez. Çünkü ihramlı bir kimsenin baş ve yüzü dışındaki bir yere sardığı sargı, giysi olarak değerlendirilmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/31) Bir mazereti olan ihramlı kimse hasta bezi kullanabilir. Ancak hasta bezi iç çamaşırı gibi giysi hâline sokulmuş ise ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, hasta bezi kullanmayı mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/7) Bu durumdaki kimse, giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek ceza öder. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/309-310) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet hasta bezi, iç çamaşırı gibi giysi hâline sokulmamış olup yapıştırılıyor veya sarılıyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez. İhrama giren kimseye sair zamanlarda mübah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlardan biri de elbise giymektir. Giyimle ilgili yasaklar, sırf erkekler içindir. Kadınların ise ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet yoktur; ancak yüzleri açık olmalıdır. Vücudun baş ve yüz dışındaki bir yerinin nevresim veya battaniye gibi giysi olarak kullanılmayan bir şeyle örtülmesi, elbise giymek anlamına gelmediğinden ihram yasakları kapsamında değerlendirilmez. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/184; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/293) Bu itibarla yüzü ve başı örtmeden nevresim, battaniye vb. bir şey ile ayaklar da dâhil olmak üzere vücudu örtmek herhangi bir ceza gerektirmez. 41 İhramlının gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarlar takması veya atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ceza gerektirir mi? Erkeklerin elbise giymeleri, başlarını veya yüzlerini örtmeleri, kadınların ise yüzlerini örtmeleri, ceza gerektiren ihram yasaklarındandır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/8-9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Vücudun baş ve yüz dışındaki herhangi bir yerinin mazeretsiz olarak sargı ile sarılması mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Baş veya yüzde giyme ve örtme işlevi taşımayan bir şey kullanılması da ceza gerektiren durumlardan değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Buna göre ihramlı kimsenin gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarları takması veya baş ve yüz dışındaki bir yerinde atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ihram yasağı kapsamına girmediğinden herhangi bir ceza gerektirmez. Hz. Peygamber (s.a.s.), ihramlı erkeğin başını örtmesini yasaklamıştır. (Buhârî, Hac, 21 [1543]) Fakihler, söz konusu yasağın takke, sarık, şal, şapka vb. başı örten eşyalar hakkında geçerli olduğunu; çadır ve şemsiye gibi başa temas etmeyen veya kova vb. giysi özelliği olmayan eşya hakkında ise geçerli olmadığını ifade etmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185) Buna göre ihramlıyken başa tutturulan şemsiye, mûtat giysi veya örtü özelliği taşımadığından bir ceza gerektirmez. Günümüzde hac ve umre ibadetleri esnasında bulaşıcı hastalıklar veya enfeksiyona sebep olabilecek toz, gaz vb. zararlı şeylerden korunmak gibi nedenlerle tıbbi maske takılmaktadır. Ayrıca ihramlı olarak görev yapan sağlık çalışanlarının da bu tür maske kullandıkları bilinmektedir. Tıbbi maske takmanın, ihram yasağı kapsamına girip girmediği hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Mûtat giysilerle erkeklerin başlarını örtmesinin ihram yasağı oluşturduğunda, fukaha arasında ittifak vardır. İhramlı erkek ve kadınların mûtat giysilerle yüzlerini örtmesi de Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ihram yasakları kapsamındadır. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/136; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise yüzün örtülmesi, kadınlar için ihram yasağı olup erkekler için ihram yasağı değildir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/268; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300-302) Hanefîlere göre ihramlı kimsenin mûtat bir giysi ile bir gündüz veya bir gece süresince yüzünü örtmesi durumunda ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şayet bu süre, bir gündüz veya bir geceden az olursa sadaka-i fıtr verilir. Ayrıca yüzün dörtte birinden azının örtülmesi durumunda bir fitre miktarı sadaka verilmesi yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre bu ihram yasağını işleyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/250; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300-301; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Yukarıda belirtilen hükümler, mûtat giysilerle yüzün veya başın örtülmesine dairdir. Fukahâ, mûtat giysi olmayan şeyleri ise ihram yasağı kapsamında görmemiştir. Örneğin fakihlere göre mûtat giysi olmadığından, başın üst tarafından terek yapılarak yüze sarkıtılan örtü (sedl) (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/302; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/301-302; Bâcûrî, Hâşiye, 2/453) veya başın üzerinde taşınan kova, kasa vb. şeyler ihram yasağı ihlali oluşturmamakta ve herhangi bir ceza gerektirmemektedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/304) İhramlı erkek ve kadınlar tarafından takılan tıbbi maske de mûtat giysi olmadığından ihram yasağı ihlali oluşturmadığı gibi ceza da gerektirmez. İhramlı erkeğin topuk ve aşık kemiklerinin açık olması, ayakların üst kısmının da tam örtülmemesi gerekir. Buna göre sandalet gibi ayakların üzerini tam kapatmayan ve arkası kayışlı terlik giyebilir. Diğer taraftan ayakkabı giyen ihramlı erkek, ihram yasağı işlemiş olur. Cezası da giyme süresine göre değişir. Bir gündüz veya geceden az giymiş ise sadaka, bir gündüz veya gece giymiş ise dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/490) İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, briyantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması hâlinde de bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383) Tedavi için sürülen ilaç, merhem, krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez. İhramlı kimsenin, ihramlı bulunduğu sürece koku kullanması caiz değildir. Bu kimsenin bir uzvuna tamamen veya bir uzvu miktarı olacak şekilde değişik yerlerine kokulu bir şey sürmesi durumunda dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzuvdan daha az kısmına bunu uygulaması hâlinde ise bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. Kokulu sabun, deterjan veya ıslak mendil gibi imalatında esans kullanılan temizlik malzemeleri, koku sürünmekten ziyade temizlik amacıyla kullanılmaktadır. Bu nedenle kokusuz temizlik malzemeleri kullanılması tavsiye edilmekle birlikte söz konusu kokulu temizlik maddelerinin kokulanma amacı olmaksızın ihramlı iken kullanılması ceza gerektirmez. İhramlı kişinin tırnaklarını kesmesi yasaktır. Şayet tırnağını keserse ceza gerekir; cezası ise kestiği miktara göre değişir. Şöyle ki; Hanefî mezhebine göre bir defada (aynı anda ve aynı yerde) bütün tırnakları veya bir elin yahut bir ayağın tırnaklarının tamamını kesme durumunda bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Bir elin veya ayağın tırnaklarının tamamı kesilmeyip bir kısmı kesilirse kesilen her bir tırnak için sadaka verilir. El ve ayaklardan her birinin tırnaklarının tamamı, ayrı ayrı yerlerde ve zamanlarda kesilirse her biri için ayrı ceza gerekir. Eğer verilmesi gereken sadaka toplamı, bir koyun veya keçi bedelini aşarsa her tırnak için bir sadaka yerine tamamı için dem de kesilebilir. Tırnağın kendiliğinden kopması veya kırılan tırnakların koparılması ya da kesilip atılması bir ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/77; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise bir veya iki tırnak kesilmesi hâlinde kesilen her bir tırnak için fitre miktarının dörtte birinden az olmamak kaydıyla sadaka gerekir. Bir defada (aynı anda ve aynı yerde) üç veya daha fazla tırnak kesilmesi hâlinde ise bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden biri tercih edilebilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/297) Öte yandan tırnak eti, deri vb. parçaların koparılması ceza gerektirmez. Hanefî mezhebine göre ihramlı iken saç veya sakalın en az dörtte birini tıraş eden, koltuk altlarından en az birini ya da kasıklardaki tüylerin tamamını temizleyen kişiye ceza olarak dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir. Bunlardan daha azının tıraş edilmesi durumunda bir sadaka verilmesi yeterlidir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161-162) Şâfiî mezhebine göre ise en az üç kılın tıraş edilmesi hâlinde kişi dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368, 371, 376; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5/381-382) İhramlının vücudundan kendiliğinden düşen saç veya kıllar için herhangi bir şey gerekmez. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ancak tıraş olur veya vücudundan kılları koparırsa tıraş ettiği ya da kopardığı miktara göre ceza ödemesi gerekir. 50 Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan saç tıraşı olan kimsenin ne yapması gerekir? Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan tıraş olan kişi, tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse, saçının tamamını veya en az dörtte birini tıraş etmişse dem (koyun veya keçi kesmek); daha azını tıraş etmişse sadaka-i fıtr ge-rekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) İhrama girdikten sonra diğer hac veya umre görevlerine başlasın veya başlamasın vakti gelmeden önce yapılan bütün tıraşlar bu hükme tâbidir. Şâfiî mezhebine göre ise saçından en az üç kıl koparmış veya tıraş etmişse dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367-368, 371, 376; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429) Hanefî mezhebine göre ihramlı iken sakalın en az dörtte birini tıraş eden kişiye ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre böyle bir kişi, dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368, 372; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430) Hacda Akabe cemresine taş atmak, kurban kesmek ve saç tıraşı olmak arasında sırayı gözetmenin hükmü ihtilaflıdır. Bu sıraya uymak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre vaciptir; dolayısıyla sıralamanın bozulması dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. İmam Ebû Yûsuf, İmam Muhammed ve diğer mezhep imamlarına göre ise sünnettir. Bu sıraya uyulmaması hâlinde herhangi bir ceza gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/154) Günümüzdeki zorluklar dikkate alındığında bu görüşle amel etmenin uygun olacağı söylenebilir. Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar; ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Mer-gīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi, sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130) Tavaf yapmadan saç tıraşı olan kimse, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse, işlediği ihram yasağı (tırnak kesmek, elbise giymek, tıraş olmak, koku sürünmek, cinsel ilişki vb.) hangi cezayı gerektiriyorsa onu öder. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Ayrıca elbise giymişse bunları çıkarıp ihram bezlerine bürünür, tavaf ve sa‘yini yapması gerekir. Henüz tavaf yapmadan sa‘y yapan ve tıraş olan kimsenin sa‘yi geçerli değildir. Zira sa‘yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134) Dolayısıyla bu durumdaki kişi, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa‘yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368) Öte yandan bu süreç içerisinde ihlal edilen diğer ihram yasakları için de ayrıca ceza ödenir. 56 Hastalık gibi bir özür nedeniyle saçını, sakalını veya vücudundan herhangi bir yerini tıraş eden ihramlı kimseye ne gerekir? Saç veya sakalın dörtte birini ya da daha fazlasını veya ense, kasık yahut koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimseye Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişiye ise bir fitre miktarı sadaka verme yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464) Diğer taraftan mazereti olan ihramlı kimse, saçını, sakalını veya vücudunun herhangi bir yerini tıraş edebilir. Ancak ihramlı kimsenin tıraş olması ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, tıraş olmayı mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9-10; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ceza ko-nusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanabilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu itibarla hastalık gibi bir özür nedeniyle saç veya sakalın en az dörtte birini ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimse, Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire bir fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişi ise bir fitre miktarı sadaka verme ya da bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550, 557-558; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464, 472-473) Umre için ihrama girip tavaf ve sa‘y yaptıktan sonra tıraş olmayı unutan kişinin, hatırladığı anda hemen tıraş olması gerekir. Şayet bu süre içinde ihlal ettiği ihram yasakları varsa ihlal edilen yasağın durumuna göre gerekli olan cezayı öder. Tavaf ve sa‘yi yapıp tıraş olmayı geciktiren kişinin ihramlılık hâli devam eder. Dolayısıyla tıraş oluncaya kadar geçen süre içinde ihram yasakları da devam eder. Kişi bu süre zarfında herhangi bir ihram yasağını çiğnemezse bir ceza gerekmez. Fakat bir ihlal söz konusu ise ihlalin türü ve miktarına göre gerekli olan cezayı öder. Hac veya umrede ihramdan çıkacak aşamasına gelen bir kimse, kendisi saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan ihramlı ya da ihramsız başka birisini tıraş edebilir ve bundan dolayı bir ceza gerekmez. Fakat henüz ihramdan çıkma aşamasına gelmeyen bir kimsenin, ister ihramlı ister ihramsız olsun başka birini tıraş etmesi caiz değildir. Şayet tıraş ederse kendisine bir fitre miktarı sadaka gerekir. Tıraş ettiği kişi, ihramdan çıkma aşamasına gelmemiş ise ona da dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/158) Şâfiî mezhebine göre ihramdan çıkma aşamasına henüz gelmemiş olan bir kimse, ihramsız kimseleri tıraş ettiği takdirde bir şey gerekmez. Fakat ihramlı bir kimseyi tıraş ederse fidye ödemesi gerekir. Eğer tıraş edilen kişi kendisinden talep etmişse fidyeyi tıraş edilen şahıs öder. Fidye hususunda bir dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden biri yerine getirilmelidir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/344-345; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/432) İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. Bunu yapmadan önce sakalın tıraş edilmesiyle kişi ihramdan çıkmış olmaz; sakalın tamamının veya en az dörtte birinin tıraş edilmesi hâlinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Şâfiî mezhebine göre böyle bir kimse, küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367, 368, 372; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/435) İhramlı olmamak kaydıyla veya âdet hâli dışında eşlerin Mekke ve Medine’de cinsel ilişkide bulunmalarında dinen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte hac için ihrama giren kişinin, birinci tahallül (saç tıraşı olup ihramdan çıkma) gerçekleşse de farz olan tavaf (ziyaret tavafı) yapılana kadar devam eden cinsel ilişki yasağına riayet etmesi gerekir. Aksi takdirde ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/553) Hanefî mezhebine göre umrede ihramlıyken tavafın ilk dört şavtı yapılmadan cinsel ilişkide bulunmak, umreyi ifsad eder. Bu kimseler, ihramdan çıkmadan ifsat ettikleri umrelerini tamamlar; daha sonra umrelerini kazâ eder; ceza olarak da kendilerine ayrı ayrı dem (koyun veya keçi kesmek) gere-kir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/19; Haddâd, el-Cevhera, 1/171) Tavafın ilk dört şavtından sonra henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlerin ise umresi geçerli olur. Ancak ceza olarak her birisine ayrı ayrı bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/245)
036İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramdan çıkma aşamasına geldiği hâlde saç tıraşı olmadan elbise giyen kişiye ne gerekir?
+
İhramdan çıkma aşamasına geldiği hâlde saç tıraşı olmadan elbise giyen kişiye ne gerekir?
İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. İhramdan çıkma aşamasına geldiği hâlde saç tıraşı olmadan elbise giyen kişi, ihram yasağı işlemiş olur. Eğer elbise giymesi bir gündüz veya bir gece devam etmişse dem (koyun veya keçi kesmek); giyim süresi bir gün veya bir geceden az olursa bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367-368, 383; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429)
037İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı erkeğin varis çorabı giymesinin hükmü nedir?
+
İhramlı erkeğin varis çorabı giymesinin hükmü nedir?
Mazereti olan ihramlı kimsenin giydiği varis çorabı, normal bir çorap gibi ayağa giyiliyorsa giysi olarak değerlendirileceğinden ceza gerektirir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Çünkü mazeretli olmak, bu çorabı giymeyi mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/7) Hanefî mezhebine göre bu durumda olan kimse, giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka verme veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muh-târ, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet varis çorabı tam bir çorap gibi giyilmeyip ayağın veya bacağın bir kısmını örtüyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez. Çünkü ihramlı bir kimsenin baş ve yüzü dışındaki bir yere sardığı sargı, giysi kapsamında değerlendirilmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; İb-nü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/31)
038İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı erkeğin korse giymesinin hükmü nedir?
+
İhramlı erkeğin korse giymesinin hükmü nedir?
İhramlı kimsenin giydiği korse normal bir iç çamaşırı gibi olup bu şekilde kullanılıyorsa giysi olarak değerlendirileceğinden ceza gerektirir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Böyle bir kor-se şayet bir mazerete binaen giyilmiş ise cezada muhayyerlik hakkı olur. Bu durumda Hanefîlere göre giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden biri tercih edilerek ceza ödenir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka verme veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden biri tercih edilir. (İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet korse, tam bir iç çamaşırı gibi olmayıp bele sarılarak kullanılıyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez. Çünkü ihramlı bir kimsenin baş ve yüzü dışındaki bir yere sardığı sargı, giysi olarak değerlendirilmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/31)
039İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIBasur vb. rahatsızlığı olan ihramlı erkeğin hasta bezi kullanmasının hükmü nedir?
+
Basur vb. rahatsızlığı olan ihramlı erkeğin hasta bezi kullanmasının hükmü nedir?
Bir mazereti olan ihramlı kimse hasta bezi kullanabilir. Ancak hasta bezi iç çamaşırı gibi giysi hâline sokulmuş ise ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, hasta bezi kullanmayı mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/7) Bu durumdaki kimse, giyim süresi bir gündüz veya gece sürerse dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire birer fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek ceza öder. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/309-310) Bu süreden az giyilmesi durumunda ise bir fitre miktarı sadaka veya bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 472-473) Şayet hasta bezi, iç çamaşırı gibi giysi hâline sokulmamış olup yapıştırılıyor veya sarılıyorsa sargı hükmünde olacağından herhangi bir ceza gerektirmez.
040İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlının üzerine nevresim veya battaniye gibi bir şey alması/ örtmesi ceza gerektirir mi?
+
İhramlının üzerine nevresim veya battaniye gibi bir şey alması/ örtmesi ceza gerektirir mi?
İhrama giren kimseye sair zamanlarda mübah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlardan biri de elbise giymektir. Giyimle ilgili yasaklar, sırf erkekler içindir. Kadınların ise ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet yoktur; ancak yüzleri açık olmalıdır. Vücudun baş ve yüz dışındaki bir yerinin nevresim veya battaniye gibi giysi olarak kullanılmayan bir şeyle örtülmesi, elbise giymek anlamına gelmediğinden ihram yasakları kapsamında değerlendirilmez. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/184; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/293) Bu itibarla yüzü ve başı örtmeden nevresim, battaniye vb. bir şey ile ayaklar da dâhil olmak üzere vücudu örtmek herhangi bir ceza gerektirmez.
041İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlının gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarlar takması veya atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ceza gerektirir mi?
+
İhramlının gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarlar takması veya atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ceza gerektirir mi?
Erkeklerin elbise giymeleri, başlarını veya yüzlerini örtmeleri, kadınların ise yüzlerini örtmeleri, ceza gerektiren ihram yasaklarındandır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/8-9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Vücudun baş ve yüz dışındaki herhangi bir yerinin mazeretsiz olarak sargı ile sarılması mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; el-Fetâva’l-Hin-diyye, 1/242) Baş veya yüzde giyme ve örtme işlevi taşımayan bir şey kullanılması da ceza gerektiren durumlardan değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Buna göre ihramlı kimsenin gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarları takması veya baş ve yüz dışındaki bir yerinde atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ihram yasağı kapsamına girmediğinden herhangi bir ceza gerektirmez.
042İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlıyken başa tutturulan şemsiye kullanmak bir ceza gerektirir mi?
+
İhramlıyken başa tutturulan şemsiye kullanmak bir ceza gerektirir mi?
Hz. Peygamber (s.a.s.), ihramlı erkeğin başını örtmesini yasaklamıştır. (Buhârî, Hac, 21 [1543]) Fakihler, söz konusu yasağın takke, sarık, şal, şapka vb. başı örten eşyalar hakkında geçerli olduğunu; çadır ve şemsiye gibi başa temas etmeyen veya kova vb. giysi özelliği olmayan eşya hakkında ise geçerli olmadığını ifade etmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185) Buna göre ihramlıyken başa tutturulan şemsiye, mûtat giysi veya örtü özelliği taşımadığından bir ceza gerektirmez.
043İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı kimsenin tıbbi maske takması ceza gerektirir mi?
+
İhramlı kimsenin tıbbi maske takması ceza gerektirir mi?
Günümüzde hac ve umre ibadetleri esnasında bulaşıcı hastalıklar veya enfeksiyona sebep olabilecek toz, gaz vb. zararlı şeylerden korunmak gibi nedenlerle tıbbi maske takılmaktadır. Ayrıca ihramlı olarak görev yapan sağlık çalışanlarının da bu tür maske kullandıkları bilinmektedir. Tıbbi maske takmanın, ihram yasağı kapsamına girip girmediği hususunda farklı görüşler bulunmaktadır. Mûtat giysilerle erkeklerin başlarını örtmesinin ihram yasağı oluşturduğunda, fukaha arasında ittifak vardır. İhramlı erkek ve kadınların mûtat giysilerle yüzlerini örtmesi de Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre ihram yasakları kapsamındadır. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/136; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise yüzün örtülmesi, kadınlar için ihram yasağı olup erkekler için ihram yasağı değildir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/268; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300-302) Hanefîlere göre ihramlı kimsenin mûtat bir giysi ile bir gündüz veya bir gece süresince yüzünü örtmesi durumunda ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şayet bu süre, bir gündüz veya bir geceden az olursa sadaka-i fıtr verilir. Ayrıca yüzün dörtte birinden azının örtülmesi durumunda bir fitre miktarı sadaka verilmesi yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre bu ihram yasağını işleyen kişi, süresine bakılmaksızın dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/250; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300-301; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/303) Yukarıda belirtilen hükümler, mûtat giysilerle yüzün veya başın örtülmesine dairdir. Fukahâ, mûtat giysi olmayan şeyleri ise ihram yasağı kapsamında görmemiştir. Örneğin fakihlere göre mûtat giysi olmadığından, başın üst tarafından terek yapılarak yüze sarkıtılan örtü (sedl) (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/302; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/301-302; Bâcûrî, Hâşiye, 2/453) veya başın üzerinde taşınan kova, kasa vb. şeyler ihram yasağı ihlali oluşturmamakta ve herhangi bir ceza gerektirmemektedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/300; İlîş, Minehu’l-celîl, 2/304) İhramlı erkek ve kadınlar tarafından takılan tıbbi maske de mûtat giysi olmadığından ihram yasağı ihlali oluşturmadığı gibi ceza da gerektirmez.
044İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı kimse, arkası kayışlı terlik giyebilir mi?
+
İhramlı kimse, arkası kayışlı terlik giyebilir mi?
İhramlı erkeğin topuk ve aşık kemiklerinin açık olması, ayakların üst kısmının da tam örtülmemesi gerekir. Buna göre sandalet gibi ayakların üzerini tam kapatmayan ve arkası kayışlı terlik giyebilir. Diğer taraftan ayakkabı giyen ihramlı erkek, ihram yasağı işlemiş olur. Cezası da giyme süresine göre değişir. Bir gündüz veya geceden az giymiş ise sadaka, bir gündüz veya gece giymiş ise dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/490)
045İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlının saç kremi vb. şeyleri kullanmasının hükmü nedir?
+
İhramlının saç kremi vb. şeyleri kullanmasının hükmü nedir?
İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, briyantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması hâlinde de bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383) Tedavi için sürülen ilaç, merhem, krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez.
046İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı kimse, banyo yaparken ve çamaşır yıkarken sabun veya deterjan kullanabilir mi?
+
İhramlı kimse, banyo yaparken ve çamaşır yıkarken sabun veya deterjan kullanabilir mi?
İhramlı kimsenin, ihramlı bulunduğu sürece koku kullanması caiz değildir. Bu kimsenin bir uzvuna tamamen veya bir uzvu miktarı olacak şekilde değişik yerlerine kokulu bir şey sürmesi durumunda dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzuvdan daha az kısmına bunu uygulaması hâlinde ise bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. Kokulu sabun, deterjan veya ıslak mendil gibi imalatında esans kullanılan temizlik malzemeleri, koku sürünmekten ziyade temizlik amacıyla kullanılmaktadır. Bu nedenle kokusuz temizlik malzemeleri kullanılması tavsiye edilmekle birlikte söz konusu kokulu temizlik maddelerinin kokulanma amacı olmaksızın ihramlı iken kullanılması ceza gerektirmez.
047İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlının tırnak kesmesinin veya kopmak üzere olan bir tırnağı koparmasının hükmü nedir?
+
İhramlının tırnak kesmesinin veya kopmak üzere olan bir tırnağı koparmasının hükmü nedir?
İhramlı kişinin tırnaklarını kesmesi yasaktır. Şayet tırnağını keserse ceza gerekir; cezası ise kestiği miktara göre değişir. Şöyle ki; Hanefî mezhebine göre bir defada (aynı anda ve aynı yerde) bütün tırnakları veya bir elin yahut bir ayağın tırnaklarının tamamını kesme durumunda bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Bir elin veya ayağın tırnaklarının tamamı kesilmeyip bir kısmı kesilirse kesilen her bir tırnak için sadaka verilir. El ve ayaklardan her birinin tırnaklarının tamamı, ayrı ayrı yerlerde ve zamanlarda kesilirse her biri için ayrı ceza gerekir. Eğer verilmesi gereken sadaka toplamı, bir koyun veya keçi bedelini aşarsa her tırnak için bir sadaka yerine tamamı için dem de kesilebilir. Tırnağın kendiliğinden kopması veya kırılan tırnakların koparılması ya da kesilip atılması bir ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/77; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise bir veya iki tırnak kesilmesi hâlinde kesilen her bir tırnak için fitre miktarının dörtte birinden az olmamak kaydıyla sadaka gerekir. Bir defada (aynı anda ve aynı yerde) üç veya daha fazla tırnak kesilmesi hâlinde ise bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden biri tercih edilebilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/297) Öte yandan tırnak eti, deri vb. parçaların koparılması ceza gerektirmez.
048İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı iken saç tıraşı olan veya kasık ya da koltuk altlarındaki tüyleri temizleyen kişiye ne gerekir?
+
İhramlı iken saç tıraşı olan veya kasık ya da koltuk altlarındaki tüyleri temizleyen kişiye ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre ihramlı iken saç veya sakalın en az dörtte birini tıraş eden, koltuk altlarından en az birini ya da kasıklardaki tüylerin tamamını temizleyen kişiye ceza olarak dem (bir koyun veya keçi kesmek) gerekir. Bunlardan daha azının tıraş edilmesi durumunda bir sadaka verilmesi yeterlidir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161-162) Şâfiî mezhebine göre ise en az üç kılın tıraş edilmesi hâlinde kişi dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368, 371, 376; İbn Kudâme, el-Muğnî, 5/381-382)
049İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlının vücudundan kendiliğinden düşen saç veya kıllar için ceza gerekir mi?
+
İhramlının vücudundan kendiliğinden düşen saç veya kıllar için ceza gerekir mi?
İhramlının vücudundan kendiliğinden düşen saç veya kıllar için herhangi bir şey gerekmez. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ancak tıraş olur veya vücudundan kılları koparırsa tıraş ettiği ya da kopardığı miktara göre ceza ödemesi gerekir.
050İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan saç tıraşı olan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan saç tıraşı olan kimsenin ne yapması gerekir?
Hac için ihrama girdikten sonra hac menâsikinden hiçbirini yapmadan tıraş olan kişi, tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse, saçının tamamını veya en az dörtte birini tıraş etmişse dem (koyun veya keçi kesmek); daha azını tıraş etmişse sadaka-i fıtr gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) İhrama girdikten sonra diğer hac veya umre görevlerine başlasın veya başlamasın vakti gelmeden önce yapılan bütün tıraşlar bu hükme tâbidir. Şâfiî mezhebine göre ise saçından en az üç kıl koparmış veya tıraş etmişse dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367-368, 371, 376; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429)
051İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı iken sakal tıraşı olan kişinin ne yapması gerekir?
+
İhramlı iken sakal tıraşı olan kişinin ne yapması gerekir?
Hanefî mezhebine göre ihramlı iken sakalın en az dörtte birini tıraş eden kişiye ceza olarak dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Şâfiî, Hanbelî ve Mâlikî mezheplerine göre böyle bir kişi, dem, üç gün oruç ve altı fakire sadaka vermekten birisini seçmekte muhayyerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368, 372; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/429-430)
052İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHacda kurban kesmeden önce saç tıraşı olana ceza gerekir mi?
+
Hacda kurban kesmeden önce saç tıraşı olana ceza gerekir mi?
Hacda Akabe cemresine taş atmak, kurban kesmek ve saç tıraşı olmak arasında sırayı gözetmenin hükmü ihtilaflıdır. Bu sıraya uymak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre vaciptir; dolayısıyla sıralamanın bozulması dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. İmam Ebû Yûsuf, İmam Muhammed ve diğer mezhep imamlarına göre ise sünnettir. Bu sıraya uyulmaması hâlinde herhangi bir ceza gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/154) Günümüzdeki zorluklar dikkate alındığında bu görüşle amel etmenin uygun olacağı söylenebilir.
053İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIUmre tavafını yapıp sa‘yini yapmadan saç tıraşı olup ihramdan çıkan kişinin ne yapması gerekir?
+
Umre tavafını yapıp sa‘yini yapmadan saç tıraşı olup ihramdan çıkan kişinin ne yapması gerekir?
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar; ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Mer-gīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi, sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130)
054İHRAM YASAKLARI VE CEZALARITavaf yapmadan saç tıraşı olan ihramlı kimsenin ne yapması gerekir?
+
Tavaf yapmadan saç tıraşı olan ihramlı kimsenin ne yapması gerekir?
Tavaf yapmadan saç tıraşı olan kimse, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse, işlediği ihram yasağı (tırnak kesmek, elbise giymek, tıraş olmak, koku sürünmek, cinsel ilişki vb.) hangi cezayı gerektiriyorsa onu öder. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Ayrıca elbise giymişse bunları çıkarıp ihram bezlerine bürünür, tavaf ve sa‘yini yapması gerekir.
055İHRAM YASAKLARI VE CEZALARITavaf yapmaksızın sa‘y yapan ve saç tıraşı olan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Tavaf yapmaksızın sa‘y yapan ve saç tıraşı olan kimsenin ne yapması gerekir?
Henüz tavaf yapmadan sa‘y yapan ve tıraş olan kimsenin sa‘yi geçerli değildir. Zira sa‘yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134) Dolayısıyla bu durumdaki kişi, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa‘yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368) Öte yandan bu süreç içerisinde ihlal edilen diğer ihram yasakları için de ayrıca ceza ödenir.
056İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHastalık gibi bir özür nedeniyle saçını, sakalını veya vücudundan herhangi bir yerini tıraş eden ihramlı kimseye ne gerekir?
+
Hastalık gibi bir özür nedeniyle saçını, sakalını veya vücudundan herhangi bir yerini tıraş eden ihramlı kimseye ne gerekir?
Saç veya sakalın dörtte birini ya da daha fazlasını veya ense, kasık yahut koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimseye Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişiye ise bir fitre miktarı sadaka verme yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464) Diğer taraftan mazereti olan ihramlı kimse, saçını, sakalını veya vücudunun herhangi bir yerini tıraş edebilir. Ancak ihramlı kimsenin tıraş olması ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, tıraş olmayı mübah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9-10; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanabilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu itibarla hastalık gibi bir özür nedeniyle saç veya sakalın en az dörtte birini ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimse, Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire bir fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişi ise bir fitre miktarı sadaka verme ya da bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550, 557-558; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464, 472-473)
057İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIUmrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saç tıraşı olmayı unutan kimse ne yapmalıdır?
+
Umrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saç tıraşı olmayı unutan kimse ne yapmalıdır?
Umre için ihrama girip tavaf ve sa‘y yaptıktan sonra tıraş olmayı unutan kişinin, hatırladığı anda hemen tıraş olması gerekir. Şayet bu süre içinde ihlal ettiği ihram yasakları varsa ihlal edilen yasağın durumuna göre gerekli olan cezayı öder.
058İHRAM YASAKLARI VE CEZALARITavaf ve sa‘yi yapıp saç tıraşı olmayı geciktiren kişiye herhangi bir ceza gerekir mi?
+
Tavaf ve sa‘yi yapıp saç tıraşı olmayı geciktiren kişiye herhangi bir ceza gerekir mi?
Tavaf ve sa‘yi yapıp tıraş olmayı geciktiren kişinin ihramlılık hâli devam eder. Dolayısıyla tıraş oluncaya kadar geçen süre içinde ihram yasakları da devam eder. Kişi bu süre zarfında herhangi bir ihram yasağını çiğnemezse bir ceza gerekmez. Fakat bir ihlal söz konusu ise ihlalin türü ve miktarına göre gerekli olan cezayı öder.
059İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhramlı bir kimse, ihramdan çıkma aşamasına gelen bir kimseyi saç tıraşı edebilir mi?
+
İhramlı bir kimse, ihramdan çıkma aşamasına gelen bir kimseyi saç tıraşı edebilir mi?
Hac veya umrede ihramdan çıkacak aşamasına gelen bir kimse, kendisi saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan ihramlı ya da ihramsız başka birisini tıraş edebilir ve bundan dolayı bir ceza gerekmez. Fakat henüz ihramdan çıkma aşamasına gelmeyen bir kimsenin, ister ihramlı ister ihramsız olsun başka birini tıraş etmesi caiz değildir. Şayet tıraş ederse kendisine bir fitre miktarı sadaka gerekir. Tıraş ettiği kişi, ihramdan çıkma aşamasına gelmemiş ise ona da dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/158) Şâfiî mezhebine göre ihramdan çıkma aşamasına henüz gelmemiş olan bir kimse, ihramsız kimseleri tıraş ettiği takdirde bir şey gerekmez. Fakat ihramlı bir kimseyi tıraş ederse fidye ödemesi gerekir. Eğer tıraş edilen kişi kendisinden talep etmişse fidyeyi tıraş edilen şahıs öder. Fidye hususunda bir dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden biri yerine getirilmelidir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/344-345; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/432)
060İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIVakti geldiğinde sakal tıraşı ile ihramdan çıkılır mı?
+
Vakti geldiğinde sakal tıraşı ile ihramdan çıkılır mı?
İhramdan çıkmak için saç tıraşı olmak gerekir. Bunu yapmadan önce sakalın tıraş edilmesiyle kişi ihramdan çıkmış olmaz; sakalın tamamının veya en az dörtte birinin tıraş edilmesi hâlinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Şâfiî mezhebine göre böyle bir kimse, küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/367, 368, 372; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/435)
061İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIHac ve umre için Mekke ve Medine’de bulunan eşlerin cinsel ilişkide bulunmalarının hükmü nedir?
+
Hac ve umre için Mekke ve Medine’de bulunan eşlerin cinsel ilişkide bulunmalarının hükmü nedir?
İhramlı olmamak kaydıyla veya âdet hâli dışında eşlerin Mekke ve Medine’de cinsel ilişkide bulunmalarında dinen bir sakınca yoktur. Bununla birlikte hac için ihrama giren kişinin, birinci tahallül (saç tıraşı olup ihramdan çıkma) gerçekleşse de farz olan tavaf (ziyaret tavafı) yapılana kadar devam eden cinsel ilişki yasağına riayet etmesi gerekir. Aksi takdirde ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/553)
062İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIUmrede ihramlı iken cinsel ilişkide bulunan eşlere ne gerekir?
+
Umrede ihramlı iken cinsel ilişkide bulunan eşlere ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre umrede ihramlıyken tavafın ilk dört şavtı yapılmadan cinsel ilişkide bulunmak, umreyi ifsad eder. Bu kimseler, ihramdan çıkmadan ifsat ettikleri umrelerini tamamlar; daha sonra umrelerini kazâ eder; ceza olarak da kendilerine ayrı ayrı dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/19; Haddâd, el-Cevhera, 1/171) Tavafın ilk dört şavtından sonra henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlerin ise umresi geçerli olur. Ancak ceza olarak her birisine ayrı ayrı bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/245) Temettu‘ haccına niyet eden kimsenin, umre ihramından çıktıktan sonra hac için ihrama girinceye kadarki sürede eşiyle cinsel ilişkide bulunmasının hükmü nedir? Temettu‘ haccı yapmak üzere umre ihramına niyet eden kimsenin, umresini yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac için ihrama girinceye kadarki sürede eşiyle cinsel ilişkide bulunmasında bir sakınca yoktur. Birinci tahallülden sonra henüz ziyaret tavafı yapmadan cinsel ilişkide bulunan kimseye ne gerekir? Birinci tahallül (tıraş olup ihramdan çıkma) gerçekleştikten sonra Hanefîlere göre ziyaret tavafını yapmadan veya dört şavtını tamamlamadan cinsel ilişkide bulunan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/161; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/518) Şâfiî mezhebine göre ise birinci tahallülden sonra ziyaret tavafını tamamen bitirmeden cinsel ilişkide bulunan kimse, ceza olarak dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih eder. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; Heytemî, Tuhfe, 4/197; Büceyrimî, Tuhfe, 2/466)
063İHRAM YASAKLARI VE CEZALARITemettu‘ haccına niyet eden kimsenin, umre ihramından çıktıktan sonra hac için ihrama girinceye kadarki sürede eşiyle cinsel ilişkide bulunmasının hükmü nedir?
+
Temettu‘ haccına niyet eden kimsenin, umre ihramından çıktıktan sonra hac için ihrama girinceye kadarki sürede eşiyle cinsel ilişkide bulunmasının hükmü nedir?
Temettu‘ haccı yapmak üzere umre ihramına niyet eden kimsenin, umresini yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac için ihrama girinceye kadarki sürede eşiyle cinsel ilişkide bulunmasında bir sakınca yoktur.
064İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIBirinci tahallülden sonra henüz ziyaret tavafı yapmadan cinsel ilişkide bulunan kimseye ne gerekir?
+
Birinci tahallülden sonra henüz ziyaret tavafı yapmadan cinsel ilişkide bulunan kimseye ne gerekir?
Birinci tahallül (tıraş olup ihramdan çıkma) gerçekleştikten sonra Hanefîlere göre ziyaret tavafını yapmadan veya dört şavtını tamamlamadan cinsel ilişkide bulunan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/161; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/518) Şâfiî mezhebine göre ise birinci tahallülden sonra ziyaret tavafını tamamen bitirmeden cinsel ilişkide bulunan kimse, ceza olarak dem, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih eder. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/358; Heytemî, Tuhfe, 4/197; Büceyrimî, Tuhfe, 2/466) Kırân haccı yapan bir kimseye ihram yasaklarından birini işlemesi hâlinde Hanefî mezhebine göre biri umrenin, diğeri de haccın ihramı için iki ceza gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/171) Şâfiîlere göre tek ceza yeterlidir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/291) Kırân haccı için ihrama giren kimse, ihram yasaklarından herhangi birini işlemesi hâlinde Hanefîlere göre birisi hac, diğeri umre ihramının ihlalinden dolayı iki ceza öder. Mesela bir kimse, bir gündüz veya gece elbise giyerek ihram yasağı işlese ceza olarak iki dem (iki koyun veya iki keçi kesmek) gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/219; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/171; Serahsî, el-Mebsût, 4/119; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/10) Şâfiî mezhebine göre ise kırân haccı için ihrama giren kişinin ihram yasağı işlemesi hâlinde tek bir ceza ödemesi yeterlidir. Bu durumdaki kişi, ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/291; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/319) Bunun yanında kırân haccına niyet eden kişi, umrenin tavaf ve sa‘yini yaptıktan sonra saçını tıraş etmekle ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Zira Hanbelîler dışındaki üç mezhebe göre kırâna niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/98-99) Unutma veya bilgisizlik sebebiyle ihlal edilen ihram yasaklarının ceza gerektirip gerektirmediği mezhepler arasında ihtilaf konusudur. Hanefî ve Mâlikîler, gerek unutarak gerek bilgisizliği sebebiyle ihram yasağını işleyen kişiye ceza gerekeceğini ifade etmişlerdir. (Sahnûn, el-Müdevvene, 1/442, 463; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/165; Sâvî, Bulğatü’s-sâlik, 2/59; İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/543) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise avlanma, saç ve tırnak kesme gibi yok etme (itlaf) türü yasaklarda unutma ve bilgisizlik mazeret sayılmaz. Buna mukabil elbise giyme, koku sürünme gibi yararlanma (tereffüh) türü yasaklarda ise bu durumlar mazeret kabul edilir. Bu iki mezhebe göre ihramlı kişi, unuttuğu veya hükmünü bilmediği için elbise giyinir ya da koku sürünürse ceza ödemesi gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/435-436; el-Kâfî, 1/496-497; Kalyûbî, Hâşiye, 2/168-171) Hanefî mezhebine göre ihram yasaklarının ihlali sebebiy-le verilmesi gereken sadakaların Harem’de ödenmesi daha faziletli olmakla birlikte Harem dışında ödenmesi de caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/558) Şâfiî mezhebine göre ise bu sadakaların Harem bölgesinde ödenmesi zorunludur. (Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/368-370) İhrama girmiş çocuğu ile hac veya umre yapan velî, çocuğunun ihram yasaklarını işlememesi için hassasiyet göstermelidir. Buna rağmen çocuğun ihram yasaklarından birini çiğnemesi hâlinde cezanın gerekli olup olmadığı fakihler arasında tartışılmıştır. Hanefîlere göre çocuğun işlediği ihram yasakları cezayı gerektirmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/543) Şâfiîlere göre ise velîsinin izniyle ihrama giren çocuğun iş-lediği ihram yasakları için velîsinin onun adına ceza ödemesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/39; Ravzatü’t-tâlibîn, 3/119-120) Aynı ihram yasağının aynı mekân ve zamanda birden fazla işlenmesi hâlinde tek bir ceza yeterlidir. Farklı mekân ve zamanda işlenmesi hâlinde ise İmam Ebû Hanîfe, Ebû Yû-suf ve Şâfiîlere göre her bir ihlal için ayrı ayrı ceza gerekir. İmam Muhammed’e göre aynı ihram yasağının farklı mekân ve zamanda da olsa birden fazla ihlal edilmesi hâlinde henüz bir ceza ödenmediyse bütün ihlaller için tek bir ceza yeter-lidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/188-190, 217-218; Zeylaî, Tebyîn, 2/55-56; Aynî, el-Binâye, 4/341-342; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/523) HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR ARAFAT VE MÜZDELİFE VAKFESİ 71 Arafat vakfesi cuma gününe denk geldiğinde hacıların Arafat’ta cuma namazı kılmaları gerekir mi? Arafat vakfesi cuma gününe denk geldiğinde orada bulunan hacıların cuma namazı kılmaları gerekmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), Vedâ haccında arefe günü cumaya denk geldiği hâlde Arafat’ta cuma namazı kılmamıştır. (bk. Bey-hakī, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/257 [5622]; Serahsî, el-Mebsût, 4/55; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/502, 8/89) Hac için ihrama girdikten sonra arefe günü zeval vaktinden bayramın birinci günü fecr-i sâdık arasında Arafat’ta vakfe yapmayan kimse, o sene haccı kaçırmış (fevât) olur. Zira vakfe, haccın rüknüdür. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/527) Bu durumdaki kimse, umre (tavaf, sa‘y ve saç tıraşı) yaparak ihramdan çıkar. Ancak kırân haccı için ihrama girip umre yapmadan fevât durumu oluşursa önce umrenin tavaf ve sa‘yi yapılır; daha sonra ikinci defa tavaf ve sa‘y yapılıp saç tıraş edilerek ihramdan çıkılır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/220-221; İbn Nüceym, el-Bahr, 2/377; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/256) Bu durumda temettu‘ veya kırân haccına niyet edilmiş olsa bile şükür kurbanı kesmek gerekmez. Bununla birlikte kaçırılan haccın sonraki yıllarda kazâ edilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/220-221; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177) Hanefî mezhebine göre:
065İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIKırân haccına niyet etmiş olan kimse, ihram yasağı işlediği takdirde ceza miktarı değişir mi?
+
Kırân haccına niyet etmiş olan kimse, ihram yasağı işlediği takdirde ceza miktarı değişir mi?
Kırân haccı yapan bir kimseye ihram yasaklarından birini işlemesi hâlinde Hanefî mezhebine göre biri umrenin, diğeri de haccın ihramı için iki ceza gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/171) Şâfiîlere göre tek ceza yeterlidir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/291)
066İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIKırân haccına niyet eden bir kimse, ihram yasağı işlerse kendisine ne gerekir?
+
Kırân haccına niyet eden bir kimse, ihram yasağı işlerse kendisine ne gerekir?
Kırân haccı için ihrama giren kimse, ihram yasaklarından herhangi birini işlemesi hâlinde Hanefîlere göre birisi hac, diğeri umre ihramının ihlalinden dolayı iki ceza öder. Mesela bir kimse, bir gündüz veya gece elbise giyerek ihram yasağı işlese ceza olarak iki dem (iki koyun veya iki keçi kesmek) gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/219; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/171; Serahsî, el-Mebsût, 4/119; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/10) Şâfiî mezhebine göre ise kırân haccı için ihrama giren kişinin ihram yasağı işlemesi hâlinde tek bir ceza ödemesi yeterlidir. Bu durumdaki kişi, ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/291; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/319) Bunun yanında kırân haccına niyet eden kişi, umrenin tavaf ve sa‘yini yaptıktan sonra saçını tıraş etmekle ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Zira Hanbelîler dışındaki üç mezhebe göre kırâna niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/98-99)
067İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIUnutma veya bilgisizlik sebebiyle ihram yasaklarını ihlal etmenin hükmü nedir?
+
Unutma veya bilgisizlik sebebiyle ihram yasaklarını ihlal etmenin hükmü nedir?
Unutma veya bilgisizlik sebebiyle ihlal edilen ihram yasaklarının ceza gerektirip gerektirmediği mezhepler arasında ihtilaf konusudur. Hanefî ve Mâlikîler, gerek unutarak gerek bilgisizliği sebebiyle ihram yasağını işleyen kişiye ceza gerekeceğini ifade etmişlerdir. (Sahnûn, el-Müdevvene, 1/442, 463; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/165; Sâvî, Bulğatü’s-sâlik, 2/59; İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/543) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise avlanma, saç ve tırnak kesme gibi yok etme (itlaf) türü yasaklarda unutma ve bilgisizlik mazeret sayılmaz. Buna mukabil elbise giyme, koku sürünme gibi yararlanma (tereffüh) türü yasaklarda ise bu durumlar mazeret kabul edilir. Bu iki mezhebe göre ihramlı kişi, unuttuğu veya hükmünü bilmediği için elbise giyinir ya da koku sürünürse ceza ödemesi gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/435-436; el-Kâfî, 1/496-497; Kalyûbî, Hâşiye, 2/168-171)
068İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhram yasaklarının ihlali sebebiyle verilmesi gereken sadakaların Harem dışında ödenmesi caiz midir?
+
İhram yasaklarının ihlali sebebiyle verilmesi gereken sadakaların Harem dışında ödenmesi caiz midir?
Hanefî mezhebine göre ihram yasaklarının ihlali sebebiyle verilmesi gereken sadakaların Harem’de ödenmesi daha faziletli olmakla birlikte Harem dışında ödenmesi de caizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/558) Şâfiî mezhebine göre ise bu sadakaların Harem bölgesinde ödenmesi zorunludur. (Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/368-370)
069İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIİhrama giren çocuğun ihram yasaklarını ihlal etmesi durumunda ceza gerekir mi?
+
İhrama giren çocuğun ihram yasaklarını ihlal etmesi durumunda ceza gerekir mi?
İhrama girmiş çocuğu ile hac veya umre yapan velî, çocuğunun ihram yasaklarını işlememesi için hassasiyet göstermelidir. Buna rağmen çocuğun ihram yasaklarından birini çiğnemesi hâlinde cezanın gerekli olup olmadığı fakihler arasında tartışılmıştır. Hanefîlere göre çocuğun işlediği ihram yasakları cezayı gerektirmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/543) Şâfiîlere göre ise velîsinin izniyle ihrama giren çocuğun işlediği ihram yasakları için velîsinin onun adına ceza ödemesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/39; Ravzatü’t-tâlibîn, 3/119-120)
070İHRAM YASAKLARI VE CEZALARIAynı yasağı birden fazla işleyen ihramlı bir kimseye ne gerekir?
+
Aynı yasağı birden fazla işleyen ihramlı bir kimseye ne gerekir?
Aynı ihram yasağının aynı mekân ve zamanda birden fazla işlenmesi hâlinde tek bir ceza yeterlidir. Farklı mekân ve zamanda işlenmesi hâlinde ise İmam Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Şâfiîlere göre her bir ihlal için ayrı ayrı ceza gerekir. İmam Muhammed’e göre aynı ihram yasağının farklı mekân ve zamanda da olsa birden fazla ihlal edilmesi hâlinde henüz bir ceza ödenmediyse bütün ihlaller için tek bir ceza yeterlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/188-190, 217-218; Zeylaî, Tebyîn, 2/55-56; Aynî, el-Binâye, 4/341-342; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/523)
071ARAFAT VE MÜZDELİFE VAKFESİArafat vakfesi cuma gününe denk geldiğinde hacıların Arafat’ta cuma namazı kılmaları gerekir mi?
+
Arafat vakfesi cuma gününe denk geldiğinde hacıların Arafat’ta cuma namazı kılmaları gerekir mi?
Arafat vakfesi cuma gününe denk geldiğinde orada bulunan hacıların cuma namazı kılmaları gerekmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), Vedâ haccında arefe günü cumaya denk geldiği hâlde Arafat’ta cuma namazı kılmamıştır. (bk. Bey-hakī, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/257 [5622]; Serahsî, el-Mebsût, 4/55; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/502, 8/89)
072ARAFAT VE MÜZDELİFE VAKFESİHac için ihrama girdiği hâlde Arafat’a çıkmayan kimsenin (fevât) ne yapması gerekir?
+
Hac için ihrama girdiği hâlde Arafat’a çıkmayan kimsenin (fevât) ne yapması gerekir?
Hac için ihrama girdikten sonra arefe günü zeval vaktinden bayramın birinci günü fecr-i sâdık arasında Arafat’ta vakfe yapmayan kimse, o sene haccı kaçırmış (fevât) olur. Zira vakfe, haccın rüknüdür. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/527) Bu durumdaki kimse, umre (tavaf, sa‘y ve saç tıraşı) yaparak ihramdan çıkar. Ancak kırân haccı için ihrama girip umre yapmadan fevât durumu oluşursa önce umrenin tavaf ve sa‘yi yapılır; daha sonra ikinci defa tavaf ve sa‘y yapılıp saç tıraş edilerek ihramdan çıkılır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/220-221; İbn Nüceym, el-Bahr, 2/377; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/256) Bu durumda temettu‘ veya kırân haccına niyet edilmiş olsa bile şükür kurbanı kesmek gerekmez. Bununla birlikte kaçırılan haccın sonraki yıllarda kazâ edilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/220-221; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177)
073ARAFAT VE MÜZDELİFE VAKFESİHac için yola çıkan kişinin Arafat vakfesi öncesi veya sonrasında ölmesi hâlinde ne yapılmalıdır?
+
Hac için yola çıkan kişinin Arafat vakfesi öncesi veya sonrasında ölmesi hâlinde ne yapılmalıdır?
Hanefî mezhebine göre: Kendisine hac farz olup hacca gitme imkânı bulduğu hâlde bu ibadetini geciktiren kimsenin, kendi yerine haccedilmesini vasiyet etmesi gerekir. Haccını geciktirmiş kişi hac için yola çıkar ve Arafat vakfesinden önce vefat ederse varsa bu vasiyeti yerine getirilir. Kendisine hac farz olduğu yıl hac için yola çıkan kişinin hac vasiyetinde bulunması gerekli değildir. Bu kişi, Arafat vakfesini yapamadan önce vefat etmiş ise yerine bedel hac yaptırılması da gerekmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/604) Bu kişiden hac yükümlülüğü düşer. Arafat vakfesini yaptıktan sonra ziyaret tavafını yapmadan vefat eden kişi, hac ibadetini yerine getirmiş sayılır. Eğer bu kimse, haccının tamamlanmasını vasiyet etmişse, ziyaret tavafı ve yerine getiremediği diğer menâsik için vasiyetine binaen bir bedene (deve veya sığır) kurban edilir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/373; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/467, 604) Şâfiî mezhebindeki bir görüşe göre Arafat vakfesinden önce veya sonra vefat eden kişinin yerine hemen birisi tayin edilir ve bu kimse ihrama girerek onun adına geriye kalan hac menâsikini tamamlar. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/135)
074ARAFAT VE MÜZDELİFE VAKFESİMüzdelife vakfesi ne zaman yapılır ve asgari süresi ne kadardır?
+
Müzdelife vakfesi ne zaman yapılır ve asgari süresi ne kadardır?
Hanefîlere göre Müzdelife vakfesinin zamanı, kurban bayramı günü fecr-i sâdık ile güneşin doğuşu arasındaki zamandır. Bu zaman zarfında bir an bile Müzdelife’de bulunan kimsenin vakfesi geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/136) Şâfiî ve Hanbelîlere göre vakfenin zamanı, arefeyi bayrama bağlayan gece yarısından itibaren başlar ve fecr-i sâdıka kadar devam eder. Bu süre zarfında bir an orada bulunmakla vakfe yapılmış olur. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/264-266; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/375-377) Mâlikîlere göre ise vakfenin zamanı, arefe günü güneşin batmasından itibaren başlar (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/114-115) ve güneşin doğuşuna kadar devam eder. Bu süre zarfında kısa bir müddet orada bulunmakla vakfe yapılmış olur. (Nefrâvî, el-Fevâkihü’d-devânî, 1/362) Mâlikî mezhebine göre şeytan taşlamanın fecr-i sâdıktan sonra; ziyaret tavafının da şeytan taşlamadan sonra yapılması gerekir. Şeytanı taşlamadan ziyaret tavafının yapılması durumunda ise tavaf iade edilmelidir. Aksi takdirde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Hattâb, Mevâhib, 3/131; İlîş, Minehü’l-celîl, 2/285) Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre ise Müzdelife vakfesi, şeytan taşlama ve ziyaret tavafı gece yarısından itibaren yapılabilir. (Nevevî, Mecmû‘, 8/125; Ravzatü’t-tâlibîn, 3/99; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/264; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/374; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘, 2/497) İhtiyaç durumunda bu görüşle amel edilir. Ancak bütün mezheplere göre izdiham, yaşlılık, hastalık gibi mazeretler nedeniyle Müzdelife’den gece yarısından önce ayrılmak durumunda kalan kimselere herhangi bir ceza gerekmez. Bu durumda ziyaret tavafı, Hanefîlere göre imsaktan; Şâfiî ve Hanbelîlere göre gece yarısından sonra yapılır. (Ali el-Kârî, Menâsikü’l-hac, 310-311; Nevevî, Muğni’l-muhtâc, 2/264-265; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/437; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/332-333)
075TAVAF VE SA‘YTavaf nedir ve kaç çeşit tavaf vardır?
+
Tavaf nedir ve kaç çeşit tavaf vardır?
Bir hac terimi olarak tavaf, Hacer-i Esved’in hizasından başlanarak ve Kâbe sola alınarak Beytullah’ın etrafında yedi defa dönmek demektir. Bu dönüşlerin her birine şavt denir. Tavafın, Kâbe’nin etrafında yapılması gerektiği şu âyet-i kerîmeden anlaşılmaktadır: “Ve Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (el-Hac, 22/29) Hükmü itibarıyla farz, vacip, sünnet ve nâfile olmak üzere dört çeşit; yapılışı itibarıyla “kudüm”, “ziyaret”, “vedâ”, “umre”, “nezir”, “nâfile” ve “tahiyye” olmak üzere yedi çeşit tavaf vardır. Hükümleri ve isimleri farklı olsa da bu tavafların hepsinin yapılışları, farzları (şartları ve rükünleri), vacipleri ve sünnetleri aynıdır. Yapılışı itibarıyla tavaf çeşitleri şunlardır: Kudüm Tavafı: “Kudüm”, sözlükte bir yere gelmek veya varmak anlamına gelir. Bir hac terimi olarak, “ifrad haccı” yapanların Mekke’ye vardıklarında yaptıkları ilk tavaftır. Bu tavafın yapılması sünnettir. İfrad haccı niyetiyle ihrama giren ancak Mekke’ye uğramadan doğrudan Arafat’a çıkan kimseler ile Arafat vakfesinden önce âdetleri kesilmeyen kadınların kudüm tavafı yapmaları gerekmez. Ziyaret Tavafı: Ziyaret veya diğer adıyla ifâza tavafı, haccın rüknüdür. “Ve Beyt-i Atîk’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (el-Hac, 22/29) âyetinde kastedilenin, bu tavaf olduğu hususunda fakihler arasında görüş birliği vardır. Âyette geçen “tavaf etsinler” emri genel bir ifade olduğu için Mekkeli olan ve olmayan her hacı adayının mutlaka bu tavafı yapması gerekir. Ziyaret tavafının geçerli olması için Arafat vakfesinin yapılmış olması ve belirlenmiş olan vaktinde yapılması şarttır. Ziyaret tavafının vakti, kurban bayramının ilk günü; Hanefî ve Mâlikî mezhebine göre fecr-i sâdıkın doğması ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise gece yarısından sonra başlar. Ancak bu tavafın bayramın birinci günü Akabe cemresi taşlanıp, kurban kesip, tıraş olduktan sonra yapılması daha faziletlidir. Cumhura göre ziyaret tavafının son vakti için bir sınırlama yoktur. Ömrün sonuna kadar yapılabilir. Tavaf etmeden memleketine dönen kişi, sonradan geri döner ve tavafını yaparsa ziyaret tavafı farzı yerine gelmiş olur ve bu gecikmeden dolayı da herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/408; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 3/85) Fakat ziyaret tavafını yapıncaya kadar cinsel ilişki yasağı devam eder. Vedâ Tavafı: Âfâkî (mikât sınırları dışından gelen) hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavaftır. Buna “sader (ayrılma) tavafı” da denir. Vedâ tavafı, haccın aslî vaciplerinden biridir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Sizden biri son olarak Kâbe’yi ziyaret etmeden ayrılmasın.” (Müslim, Hac, 379 [1327-1328]; bk. Buhârî, Hac, 144 [1755]) buyurmuştur. Âdetli olup âdeti bitmeden Mekke’den ayrılmak zorunda olan veya lohusa olan kadınlar vedâ tavafı yapmazlar ve kendilerine bir şey gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 3/195; İbn Nüceym, el-Bahr, 2/377) Umre Tavafı: Umre tavafı, bütün mezheplere göre umrenin farzlarından biridir. Umre tavafının vakti, umre ihramına girilmesinden sonra başlar. Son vakti için bir sınır yoktur. Umre ihramında iken herhangi bir vakitte yapılabilir. Nezir (Adak) Tavafı: Kâbe’yi tavaf etmeyi adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi vaciptir. Nezredilen tavaf belli bir zaman ile kayıtlanmış ise bu kayda uyulması gerekir. Nâfile Tavaf: Mekke’de bulunulan süre içinde farz ve vacip tavaflar dışında yapılan tavaflara “nâfile (tatavvu) tavaf” denir. Sahâbeden Abdullah b. Abbas (r.a.), tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Saîd b. Cübeyr ve Mücâhid b. Cebr’in görüşlerine göre Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları süre içinde Mescid-i Harâm’da nâfile namaz kılmaktan çok nâfile tavaf yapmaları daha faziletlidir. Yine Mekkeli olmayanların Mekke’de bulundukları sürece nâfile umre yerine nâfile tavaf yapmayı tercih etmeleri uygun olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/502) Tahiyyetü’l-mescid Tavafı: Kudüm, ziyaret, umre, vedâ ve nezir tavafı yapmak durumunda olmayan kimselerin, Mescid-i Harâm’a her gittiklerinde mescidi selâmlama olarak “tahiyyetü’l-mescid tavafı” yapmaları müstehaptır. Yukarıda sayılan tavaflardan birinin yapılması hâlinde bu tavaf, tahiyyetü’l-mescid tavafı yerine de geçer. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/447)
076TAVAF VE SA‘YNamaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf yapılabilir mi?
+
Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf yapılabilir mi?
Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde tavaf yapılabilir, bunun hiçbir sakıncası yoktur. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/57) Ancak Hanefîlere göre bu tavafın namazını söz konusu vakitte kılmak mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/41)
077TAVAF VE SA‘YHacer-i Esved’in selâmlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir, bunların yapılmaması ibadete halel getirir mi?
+
Hacer-i Esved’in selâmlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir, bunların yapılmaması ibadete halel getirir mi?
Hacer-i Esved’i selâmlama ve öpmenin meşruiyeti, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve ashâb-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir. (Buhârî, Hac, 60 [1610-1611]; Müslim, Hac, 249-250 [1270]) Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i Esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm), ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/107; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/592) Hacer-i Esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. (Buhârî, Hac, 62 [1613]) Tavaf esnasında Hacer-i Esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i Esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in (a.s.) ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) hatırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî hâlleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir. Hacer-i Esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in (r.a.) “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı (s.a.s.) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” (Buhârî, Hac, 57 [1605]; Müslim, Hac, 248-251 [1270]) şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir. Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması hâlinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp “Bismillâhi Allāhü ekber” denilerek selâmlamakla yerine getirilmiş olur. (İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/493) İzdiham olması hâlinde Hacer-i Esved’i öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek sıkışık hâlde bulunmak caiz değildir. Hacer-i Esved’e dokunamamak hiçbir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz.
078TAVAF VE SA‘YHac ve umre görevlerini yaparken belli duaları okumanın hükmü nedir?
+
Hac ve umre görevlerini yaparken belli duaları okumanın hükmü nedir?
Kur’ân-ı Kerîm’de geçen veya Hz. Peygamber (s.a.s.) ile sahâbeden rivayet edilegelen duaları okumak, yerinde ve daha uygun olsa da bu duaları aynen okumak zorunlu değildir. Arzu edenler, bu dualardan yararlanabileceği gibi önceden bildiği ve devam etmekte olduğu duaları da okuyabilirler. Arapça okumayı bilmediği için kitaplarda yer alan duaları telaffuz edemeyen veya telaffuzda güçlük çekenler, okumak istedikleri duanın tercümesini de okuyabilirler. Esasen kişinin Yüce Yaratıcı’ya gönlünü açıp yakarmasında en güzel yol, içinden geldiği gibi dua etmesidir.
079TAVAF VE SA‘YBütün tavaflarda remel ve ıztıbâ‘ yapılmalı mıdır?
+
Bütün tavaflarda remel ve ıztıbâ‘ yapılmalı mıdır?
Remel, erkeklerin tavafın ilk üç şavtında hızlı adımlarla çalımlı bir şekilde yürümesi; ıztıbâ‘ ise tavaf esnasında sağ omuz ve kolu açık bırakmak demektir. Remel ve ıztıbâ‘, sadece ardından sa‘y yapılacak tavaflarda sünnettir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Remel, bu tür tavafın ilk üç şavtında, ıztıbâ‘ ise bütün şavtlarında yapılır. Tavaf namazı kılarken ıztıbâ‘ yapmak mekruhtur. Hanefîlere göre sa‘y esnasında ıztıbâ‘ yapılmazken (Kâsânî, Bedâ’i, 2/147; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/481, 495) Şâfiîlere göre yapılabilir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/287) Remel ve ıztıbâ‘nın terk edilmesi durumunda herhangi bir ceza gerekmez.
080TAVAF VE SA‘YTavaf namazını kılmanın hükmü nedir, terk edilmesi hâlinde ceza gerekir mi?
+
Tavaf namazını kılmanın hükmü nedir, terk edilmesi hâlinde ceza gerekir mi?
İster farz isterse nâfile olsun her tavaftan sonra iki rek‘at tavaf namazı kılmak, Hanefî ve Mâlikîlere göre vacip; Şâfiî ve Hanbelîlere göre sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/12; Râfiî, el-‘Azîz, 3/396; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/348; Hattâb, Mevâhib, 3/111) Bu namazın kılınmaması hâlinde Mâlikîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekirken (Karâfî, ez-Zahîre, 3/242) diğer mezheplere göre herhangi bir ceza gerekmez. (Aynî, el-Binâye, 4/201) Şâfiî ve Hanbelîlere göre tavaftan sonra kılınan farz namaz, tavaf namazının yerine geçerken Hanefî ve Mâlikîlere göre tavaf namazının müstakil olarak kılınması gerekir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/52; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/348; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/226; Sahnûn, el-Müdevvene, 1/426) Öte yandan tavaf namazının Makām-ı İbrâhim’de kılınması efdal olmakla birlikte tavaf edenlere eziyet vermemek bakımından Mescid-i Harâm’ın içinde müsait bir yerde kılınması daha uygundur. Buna da imkân bulunamazsa tavaf namazı Harem’in dışında da kılınabilir.
081TAVAF VE SA‘YTavaf namazı nerede kılınır?
+
Tavaf namazı nerede kılınır?
Tavaf namazının Makām-ı İbrâhim’de kılınması efdal olmakla birlikte tavaf edenlere eziyet vermemek bakımından imkân nispetinde Mescid-i Harâm’ın içinde uygun bir yerde kılınması da mümkündür. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/148) Buna imkân bulunamazsa bu namaz, Mescid-i Harâm’ın dışında da kılınabilir. Bu itibarla tavaf namazını Makām-ı İbrâhim’de kılmaya çalışarak tavaf edenlere engel teşkil etmekten sakınılmalıdır.
082TAVAF VE SA‘YTavaf namazını kılmadan birkaç defa tavaf yapmak doğru olur mu?
+
Tavaf namazını kılmadan birkaç defa tavaf yapmak doğru olur mu?
Tavaf namazı, Hanefîlere göre vaciptir. Ancak bu namaz, tavafın vacibi olmadığı için kılınmaması tavafın sıhhatine mâni değildir. Peş peşe birden fazla tavaf yapan kimsenin, her bir tavafın arkasından iki rek‘at tavaf namazı kılması gerekir. Tavaf namazı kılmadan iki tavafı peş peşe yapmak, Hanefîlere göre mekruhtur. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/356) Şâfiîlere göre ise bunun bir sakıncası yoktur. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/54)
083TAVAF VE SA‘YNamaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılınabilir
+
Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılınabilir
Hanefî mezhebine göre tavaf yapıldıktan sonra kerahet vakti değilse ara vermeden tavaf namazı kılmak efdaldir. Mekruh vakitlerde ise daha sonraya tehir edilir. (Haddâd, el-Cevhera, 1/70) Şâfiî mezhebine göre tavaf namazının kerahet vaktinde kılınmasında hiçbir sakınca yoktur. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/57)
084TAVAF VE SA‘YSabah namazından sonra tavaf namazı kılınır mı?
+
Sabah namazından sonra tavaf namazı kılınır mı?
Hanefî mezhebine göre namaz kılınması mekruh olan vakitlerde tavaf namazı kılmak mekruhtur. Dolayısıyla sabah namazından sonra tavaf namazı kılmak mekruhtur. Tavaf namazını kılmak için güneş doğduktan sonra kerahet vaktinin çıkması beklenmelidir. (Serahsî, el-Mebsût, 1/150; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/42) Diğer mezheplere göre her an tavaf namazı kılınabilir. Hanefî olanlar, bu konuda diğer mezheplerin görüşüyle amel edebilirler.
085TAVAF VE SA‘YBaşkası adına nâfile tavaf yapılabilir mi?
+
Başkası adına nâfile tavaf yapılabilir mi?
Bir kimse, nâfile tavafa başlarken bu tavafı başkası adına yapmaya niyet edebilir. Ancak kişinin kendi adına nâfile tavaf yaparak sevabını dilediği kimselere bağışlaması, âlimler tarafından daha uygun görülmüştür. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 3/63-64; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/595-596)
086TAVAF VE SA‘YTavaf esnasında abdesti bozulan kişinin ne yapması gerekir?
+
Tavaf esnasında abdesti bozulan kişinin ne yapması gerekir?
Tavafı abdestli yapmak, Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre farzdır. Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, Hanefî ve Şâfiîlere göre abdest alarak tavafına kaldığı yerden devam edebileceği gibi tavafını baştan başlayarak yeniden de yapabilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/497-498; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)
087TAVAF VE SA‘YMescitte uyuyan kişi uyandıktan sonra abdest almadan tavaf yapabilir mi?
+
Mescitte uyuyan kişi uyandıktan sonra abdest almadan tavaf yapabilir mi?
Uykunun abdesti bozmasındaki ölçü, yere sağlam bir surette oturup oturmamaktır. Buna göre yatarak veya sağlam bir şekilde makadını yere koymadan bir şeye dayanarak uyumak abdesti bozar. Ancak kişi, uyku ile uyanıklık arasında olursa veya makadını sağlam bir şekilde yere koyarak uyursa abdesti bozulmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/12; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/141-143) Dolayısıyla bu durumdaki kişi tavaf yapabilir.
088TAVAF VE SA‘YTavafın abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılması hâlinde hangi ceza gerekir?
+
Tavafın abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılması hâlinde hangi ceza gerekir?
Hükmü itibarıyla tavaf; farz, vacip, sünnet ve nâfile kısımlarına ayrılır. Ziyaret ve umre tavafı farz iken nezir ve vedâ tavafı vaciptir. Kudüm tavafı sünnet, nâfile ve tahiyye tavafı ise menduptur. Hükümlerine bakılmaksızın tavafların tamamında abdestli olmak, Hanefîlere göre vacip, diğer mezheplere göre farzdır. Dolayısıyla Hanefîler dışındaki mezheplere göre abdestsiz yapılan bütün tavaflar geçersiz olduğundan nâfile dışındaki tavaflar yeniden yapılmalıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Şirbînî, Muğ-ni’l-muhtâc, 2/243; Tetâî, Cevâhirü’d-dürer, 3/258; Hattâb, Mevâhib, 3/68; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/314; İbn Kudâme, eş-Şerhu’lkebîr, 3/398; İbn Müflih, el-Mübdi‘, 3/200; Merdâvî, İnsâf, 9/114) Hanefîlere göre ise herhangi bir sebepten dolayı tavafı abdestsiz yapan kişi, Mekke’den ayrılmamışsa tavafını iade eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi ise abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder; dilerse tavafı baştan başlayarak yeniden yapar. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/497-498) Hanefîlere göre cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan tavaflar iade edilmelidir. İade edilmediği takdirde ceza olarak: Ziyaret tavafının tamamını veya çoğunu cünüp ya da âdetli olarak yapan kimseye bedene (deve veya sığır kesmek); üç veya daha az şavtını bu şekilde yapan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek); yine ziyaret tavafının çoğunu abdestsiz yapan kimseye dem; üç veya daha az şavtını abdestsiz yapan kimseye ise her bir şavt için bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 551) Umre tavafının tamamını veya bir kısmını abdestsiz, cünüp veya âdetliyken yapan kimseye dem gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129-130; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 551) Ancak Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre umre tavafının üç veya daha az şavtı abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/551) Vedâ ve nezir tavaflarının tamamını veya çoğunu cünüp ya da âdetliyken yapan kimseye dem; üç veya daha az şavtını bu şekilde yapana ise her bir şavt için sadaka gerekir. Bu tavafların tamamını veya bir kısmını abdestsiz yapan kimse her şavt için bir sadaka verir. Kudüm ve nâfile tavaflar cünüp veya âdetli olarak yapılırsa dem, abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 556; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 497-498) Ancak diğer bir görüşe göre kudüm ve nâfile tavaflar abdestsiz olarak yapılırsa tek bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’î, 2/130; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/161; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/49-50; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/21; Bilmen, İlmihâl, 390) Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan ziyaret, umre, nezir, vedâ, kudüm ve nâfile tavafları, şartlarına riayet edilerek iade edilirse yukarıda zikredilen cezalar düşer. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162)
089TAVAF VE SA‘YAbdestsiz, cünüp veya âdetli olarak kudüm veya nâfile tavaf yapmanın hükmü nedir?
+
Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak kudüm veya nâfile tavaf yapmanın hükmü nedir?
Hanefî mezhebine göre tavafın abdestli yapılması vaciptir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129) Kudüm veya nâfile tavafın cünüp veya âdetli olarak yapılması hâlinde dem (koyun veya keçi kesmek), abdestsiz yapılması durumunda ise her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/550, 556; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 497-498) Ancak diğer bir görüşe göre kudüm ve nâfile tavaflar abdestsiz olarak yapılırsa tek bir sadaka gerekir. (Kâsânî, Bedâ’î, 2/130; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/161; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/49-50; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/21; Bilmen, İlmihâl, 390) Cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan tavaf daha sonra iade edilirse ceza düşer. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise hadesten tahâret, tavafın sıhhat şartı olduğundan cünüp, âdetli veya abdestsiz yapılan bütün tavaflar geçersiz olup nâfile dışındaki tavaflar yeniden yapılmalıdır. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/144; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)
090TAVAF VE SA‘YUmre tavafını abdestsiz, cünüp veya âdetli yapan kişinin ne yapması gerekir?
+
Umre tavafını abdestsiz, cünüp veya âdetli yapan kişinin ne yapması gerekir?
Hanefîlere göre tavafın abdestli olarak yapılması vaciptir. Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, lohusa veya âdetli olarak yapmak dem gerektirir. Ancak abdestli olarak yeniden tavaf yapılması hâlinde ceza ortadan kalkar. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre umre tavafının üç veya daha az şavtı abdestsiz olarak yapılırsa her şavt için bir sadaka gerekir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/24; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/551) Şâfiî mezhebine göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olup bu şekilde yapılan tavaf mutlaka iade edilmelidir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243) Umre tavafını yaparken abdesti bozulan, fakat abdestinin hangi şavtta bozulduğunu bilmeden hem tavafı hem de sa‘yi tamamlayan kimsenin ne yapması gerekir? Tavafın abdestli olarak yapılması ve sa‘yin de muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. Abdestsizliğin hangi şavtta meydana geldiği bilinmediğinde abdestsizlik hâli ilk şavta hamledilir. Bu durumda kişi, abdest alarak tavaf ve sa‘yi iade eder. Tavafı iade etmediği takdirde Hanefîlere göre dem; küçükbaş hayvan kesmesi gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olduğundan dolayı tavafın ve sa‘yin iadesi gerekir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243) Ancak abdestli olarak tavafı yaptıktan sonra abdesti bozulup o şekilde sa‘y yapmışsa yapılan sa‘y geçerlidir. Zira sa‘yde abdestli olmak sünnettir. Tavaf esnasında veya tavaf tamamlandıktan sonra abdesti hakkında şüphe duyan kimsenin durumu nedir? Bir kimse, abdest aldığından emin olduğu hâlde abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse o kimse abdestli sayılır. Ancak abdestini bozduğunu bildiği hâlde sonradan abdest alıp almadığından şüphe eden kimse abdestsiz sayılır. Çünkü kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile ortadan kalkmaz. (Serahsî, el-Mebsût, 1/86; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/11; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/150; Nevevî, el-Mecmû‘, 2/63) Buna göre abdest aldığından emin olup tavaf esnasında veya tavaf tamamlandıktan sonra abdesti hakkında şüphe duyan kimsenin tavafı geçerlidir. Cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan bir tavaftan sonra sa‘y yapan kimsenin ne yapması gerekir? Sa‘y, müstakil bir ibadet olmayıp öncesinde yapılan tavafa bağlı bir ibadettir. Bu itibarla sa‘y, ancak geçerli/muteber bir tavaftan sonra yapılabilir. Dolayısıyla haccın sa‘yi, ancak hac için ihrama girdikten sonra yapılan geçerli bir tavafın akabinde yapılabilir. Umrenin sa‘yi de umre için ihrama girdikten sonra yapılan geçerli bir tavafın akabinde yapılır. Sa‘y, geçersiz bir tavaftan sonra yapılmışsa hem tavaf hem de sa‘yin yeniden yapılması gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre tavafın geçerli olabilmesi için yedi şavtında abdestli olarak yapılması şarttır. (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Hanefîlere göre tavafın geçerli olabilmesi için asgari dört şavtının yapılmış olması gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518) Ayrıca Hanefîlere göre hadesten tahâret, tavafın vaciplerindendir. Dolayısıyla bu mezhebe göre abdestsiz, cünüp, hayız veya nifas hâlinde yapılan tavaflar iade edilmediği takdirde ceza gerektirse de geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Zeylaî, Tebyîn, 2/60) Bu itibarla tavafını abdestsiz, cünüp, hayız veya nifas hâlinde yapan kimse, öncelikle şartlarına uygun olarak tavafı ve sa‘yi iade etmelidir. Bu durumda herhangi bir ceza gerekmez. Tavafı iade etmemesi hâlinde ise gereken cezayı öder. Bununla birlikte bir kimse, tavafını abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yaptıktan sonra tavafı iade edip sa‘yi iade etmezse bir ceza gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129, 135; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/518; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/247; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/23-24; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 490) Bir mazereti olmadığı hâlde tekerlekli sandalyeye binerek tavaf ve sa‘y yapan kimsenin tavaf ve sa‘yi geçerli midir? Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre, gücü yeten kimsenin tavafı ve sa‘yi yürüyerek yapması vaciptir. Buna göre gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak, dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar, tekerlekli sandalye ile tavaf ve sa‘y yapabilirler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/468-469) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise tavaf ve sa‘yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/75) Umre veya ziyaret tavafı esnasında eli, burnu veya başka bir yeri kanayan bir Hanefî, o esnada Şâfiî mezhebini taklit edebilir mi? Hanefî mezhebine mensup olan bir kişinin tavaf esnasında bir yerinin kanaması hâlinde abdesti bozulur. Bu durumda yapması gereken şey, tekrar abdest alıp kaldığı yerden veya baştan başlayarak tavafını tamamlamaktır. Şayet umre veya ziyaret tavafına abdestsiz olarak devam edecek olursa kendisine bir dem; küçükbaş hayvan kesmesi gerekir; abdest alıp tavafı yeniden yaparsa ceza düşer. Hastalık, yaşlılık veya aşırı izdiham gibi sebeplerle yeniden abdest almanın zor olduğu durumlarda Hanefî olan kimse, Şâfiî mezhebini taklit ederek tavafına devam edebilir.
091TAVAF VE SA‘YUmre tavafını yaparken abdesti bozulan, fakat abdestinin hangi şavtta bozulduğunu bilmeden hem tavafı hem de sa‘yi tamamlayan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Umre tavafını yaparken abdesti bozulan, fakat abdestinin hangi şavtta bozulduğunu bilmeden hem tavafı hem de sa‘yi tamamlayan kimsenin ne yapması gerekir?
Tavafın abdestli olarak yapılması ve sa‘yin de muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. Abdestsizliğin hangi şavtta meydana geldiği bilinmediğinde abdestsizlik hâli ilk şavta hamledilir. Bu durumda kişi, abdest alarak tavaf ve sa‘yi iade eder. Tavafı iade etmediği takdirde Hanefîlere göre dem; küçükbaş hayvan kesmesi gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre ise abdestsiz yapılan tavaf geçersiz olduğundan dolayı tavafın ve sa‘yin iadesi gerekir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243) Ancak abdestli olarak tavafı yaptıktan sonra abdesti bozulup o şekilde sa‘y yapmışsa yapılan sa‘y geçerlidir. Zira sa‘yde abdestli olmak sünnettir.
092TAVAF VE SA‘YTavaf esnasında veya tavaf tamamlandıktan sonra abdesti hakkında şüphe duyan kimsenin durumu nedir?
+
Tavaf esnasında veya tavaf tamamlandıktan sonra abdesti hakkında şüphe duyan kimsenin durumu nedir?
Bir kimse, abdest aldığından emin olduğu hâlde abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse o kimse abdestli sayılır. Ancak abdestini bozduğunu bildiği hâlde sonradan abdest alıp almadığından şüphe eden kimse abdestsiz sayılır. Çünkü kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile ortadan kalkmaz. (Serahsî, el-Mebsût, 1/86; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/11; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/150; Nevevî, el-Mecmû‘, 2/63) Buna göre abdest aldığından emin olup tavaf esnasında veya tavaf tamamlandıktan sonra abdesti hakkında şüphe duyan kimsenin tavafı geçerlidir.
093TAVAF VE SA‘YCünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan bir tavaftan sonra sa‘y yapan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Cünüp, âdetli veya abdestsiz olarak yapılan bir tavaftan sonra sa‘y yapan kimsenin ne yapması gerekir?
Sa‘y, müstakil bir ibadet olmayıp öncesinde yapılan tavafa bağlı bir ibadettir. Bu itibarla sa‘y, ancak geçerli/muteber bir tavaftan sonra yapılabilir. Dolayısıyla haccın sa‘yi, ancak hac için ihrama girdikten sonra yapılan geçerli bir tavafın akabinde yapılabilir. Umrenin sa‘yi de umre için ihrama girdikten sonra yapılan geçerli bir tavafın akabinde yapılır. Sa‘y, geçersiz bir tavaftan sonra yapılmışsa hem tavaf hem de sa‘yin yeniden yapılması gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre tavafın geçerli olabilmesi için yedi şavtında abdestli olarak yapılması şarttır. (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Hanefîlere göre tavafın geçerli olabilmesi için asgari dört şavtının yapılmış olması gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518) Ayrıca Hanefîlere göre hadesten tahâret, tavafın vaciplerindendir. Dolayısıyla bu mezhebe göre abdestsiz, cünüp, hayız veya nifas hâlinde yapılan tavaflar iade edilmediği takdirde ceza gerektirse de geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Zeylaî, Tebyîn, 2/60) Bu itibarla tavafını abdestsiz, cünüp, hayız veya nifas hâlinde yapan kimse, öncelikle şartlarına uygun olarak tavafı ve sa‘yi iade etmelidir. Bu durumda herhangi bir ceza gerekmez. Tavafı iade etmemesi hâlinde ise gereken cezayı öder. Bununla birlikte bir kimse, tavafını abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yaptıktan sonra tavafı iade edip sa‘yi iade etmezse bir ceza gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129, 135; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/518; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/247; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/23-24; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 490)
094TAVAF VE SA‘YBir mazereti olmadığı hâlde tekerlekli sandalyeye binerek tavaf ve sa‘y yapan kimsenin tavaf ve sa‘yi geçerli midir?
+
Bir mazereti olmadığı hâlde tekerlekli sandalyeye binerek tavaf ve sa‘y yapan kimsenin tavaf ve sa‘yi geçerli midir?
Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre, gücü yeten kimsenin tavafı ve sa‘yi yürüyerek yapması vaciptir. Buna göre gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak, dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar, tekerlekli sandalye ile tavaf ve sa‘y yapabilirler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/468-469) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise tavaf ve sa‘yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/75)
095TAVAF VE SA‘YUmre veya ziyaret tavafı esnasında eli, burnu veya başka bir yeri kanayan bir Hanefî, o esnada Şâfiî mezhebini taklit edebilir mi?
+
Umre veya ziyaret tavafı esnasında eli, burnu veya başka bir yeri kanayan bir Hanefî, o esnada Şâfiî mezhebini taklit edebilir mi?
Hanefî mezhebine mensup olan bir kişinin tavaf esnasında bir yerinin kanaması hâlinde abdesti bozulur. Bu durumda yapması gereken şey, tekrar abdest alıp kaldığı yerden veya baştan başlayarak tavafını tamamlamaktır. Şayet umre veya ziyaret tavafına abdestsiz olarak devam edecek olursa kendisine bir dem; küçükbaş hayvan kesmesi gerekir; abdest alıp tavafı yeniden yaparsa ceza düşer. Hastalık, yaşlılık veya aşırı izdiham gibi sebeplerle yeniden abdest almanın zor olduğu durumlarda Hanefî olan kimse, Şâfiî mezhebini taklit ederek tavafına devam edebilir. Hanefî mezhebine göre kadın ve erkeklerin birbirlerine ellerinin değmesinden dolayı abdestleri bozulmaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/10) Şâfiî mezhebine göre ise bu durumda abdest bozulur. Ancak Şâfiî olanlar, bu konuda Hanefî mezhebini taklit edebilirler. Hanefî mezhebine göre necâsetten tahâret, tavaf ve sa‘yin sünnetlerindendir. Bu sebeple necâsetten tahârete riayet edilmeden yapılan tavaf ve sa‘y geçerli olup ceza gerektirmese de bu şekilde yapılması mekruhtur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/469) Şâfiî mezhebine göre ise tavafta necâsetten tahâret şart olduğundan, bedeninde veya elbisesinde necâset bulunan kimsenin yaptığı tavaf geçersizdir. (Şâfiî, el-Ümm, 2/196; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14-15) Sa‘yde ise Şâfiî mezhebine göre de necâsetten tahâret şart olmadığı için beden veya elbisede necâsetin bulunması, sa‘yin geçerliliğine engel değildir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/74) Hanefî mezhebine göre avret mahallinin örtülmesi (setr-i avret), tavafın vaciplerindendir. Bu nedenle tavaf esnasında örtülmesi gereken bir uzvunun dörtte biri veya daha fazlası, namazın bir rüknü yerine gelecek kadar (üç defa “sübhânel-lāhi’l-azîm” diyecek kadar) açılan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ancak bu tavaf, Mekke’den ayrılmadan şartlarına uygun olarak iade edilmelidir; iade edilirse ceza düşer. Söz konusu tavaf nâfile ise iade edilmesi daha uygun olmakla birlikte Mekke’den ayrılmadan iade edilmemesi hâlinde bir fitre miktarı sadaka verilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129-130; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/409, 2/469) Şâfiî mezhebine göre ise tavafta setr-i avret, namazda olduğu gibi şarttır. Dolayısıyla avret mahalli açık olarak yapılan tavaf geçersizdir. Şayet tavaf esnasında kişinin avret mahalli açılacak olursa derhâl açılan yerini örter ve tavafına devam eder. Bu kişinin söz konusu tavafını baştan yapması müstehap olur. (Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/79; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/477) Kaç şavt yaptığına karar veremeyen kimse, mesela “Altı şavt mı, yedi şavt mı yaptım?” diye tereddüt ederse az olan sayıyı esas alarak tavafını veya sa‘yini tamamlar. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/166; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/344; Remlî, Ğāyetü’l-beyân, 169) Hanefî mezhebine göre eğer bu tereddüt hac veya umre tavafında söz konusu olmuşsa bu tavafların yeniden yapılması gerekir. Ancak kişi, bu konularda sık sık şüpheye düşen biriyse emin olduğu asgari sayıyı esas alır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/356; İbn Âbidîn, Red-dü’l-muhtâr, 2/95, 496-497) Tavaf ve sa‘yi tamamladıktan sonra şavtların sayısında ortaya çıkacak tereddüde ise itibar edilmez. Hanefîlere göre ziyaret ve umre tavafının ilk dört şavtı farz, kalan üç şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapmayan kimsenin tavafı geçersizdir. Tavafın üç veya daha az şavtını terk edene ise dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/162) Vedâ, nezir veya başlanan kudüm tavaflarında şavtların tamamının veya çoğunun terk edilmesi hâlinde dem gerekir. Bu tavaflarda üç veya daha az şavtı terk edilmişse terk edilen her bir şavt için bir fıtır sadakası verilmesi gerekir. Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre ise kudüm veya nâfile tavaflarda üç veya daha az şavtın terk edilmesi hâlinde hepsi için tek bir sadaka verilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/496; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 496-499) Bütün tavaflarda eksik kalan şavtlar daha sonra usulüne uygun olarak yapılırsa ilgili cezalar düşer. Diğer üç mezhepte ise farz/vacip tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olup mutlaka iade edilmelidir. (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Şirbînî, Muğ-ni’l-muhtâc, 2/245-246) Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre şavtları eksik yapılan nâfile tavafın yeniden yapılması gerekmez; yapılan şavtların sevabı alınır. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 6/242; İbn Müflih, el-Fürû‘, 5/119) Yatarak veya sağlam bir şekilde makadını yere koymadan bir şeye dayanarak uyumak abdesti bozar. Zira uykunun abdesti bozmasındaki ölçü, yere sağlam bir surette oturup oturmamaktır. Ancak kişi uyku ile uyanıklık arasında olursa veya makadını sağlam bir şekilde yere koyarak uyursa abdesti bozulmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/12; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/141-143) Dolayısıyla kişinin tekerlekli sandalye vb. araçlar üzerinde belirtilen şekilde uyuması abdesti bozmayacağından yaptığı tavaf geçerli olur. Öte yandan bir araç üzerinde abdestin bozulacağı şekilde uyunması hâlinde Hanefî mezhebine göre yapılan tavaf geçerli olmakla birlikte ceza gerektirir. Söz konusu tavaf iade edilirse ceza düşer. Diğer mezheplerde ise abdest, tavafın sıhhat şartı olduğu için abdesti bozacak şekilde uyuyan kimsenin tavafı geçerli olmaz. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/108-109; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243) Tavafın tamamı veya çoğu geri geri yürüyerek yapılırsa iade edilmelidir. İade edilmezse Hanefîlere göre bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise bu şekilde yapılan tavaf geçerli olmaz; yeniden yapılması gerekir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/280) Bazı şavtlarda böyle yapılırsa bu şavtların iadesi yeterlidir. (Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/336) Hanefîlere göre abdestsiz, cünüp ya da âdetli olarak yapılan veya üç ya da daha az şavtı eksik olup iade edilen tavaflarda kişi ihramdan çıkmamışsa tavafı ihramlı olarak iade eder; ihramdan çıkmış ise iade için yeniden ihrama girmesi gerekmez. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362) Umre tavafı geçersiz olarak yapıldığında, saç tıraşı olmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bu nedenle tavaf ve sa‘y yeniden yapılırken ihramlı olarak edâ edilir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/478) Ancak saç tıraşı olmakla ihram yasağı işlenmiş olduğundan ceza gerekir. Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre sa‘yin tavafın ardından ara vermeden yapılması sünnettir. Aynı şekilde tavaf veya sa‘yin şavtlarının peş peşe yapılması (muvâlât) da sünnettir. Namaz kılmak, abdesti tazelemek gibi durumlar ise muvâlâtı bozmaz. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Öte yandan yaşlılık, hastalık, izdiham gibi bir mazeret olmaksızın tavafın ve sa‘yin şavtları arasında uzun süre fasıla verilmesi mekruh olmakla birlikte bu şekilde yapılan tavaf ve sa‘y geçerlidir. Safa ile Merve arasında bir defa gitmeye “şavt” denir. Bir sa‘y için dört defa Safa’dan Merve’ye, üç defa da Merve’den Safa’ya gitmek gerekir. Hanefî mezhebine göre sa‘yin ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak ise vaciptir. Son üç şavtı terk eden kişinin, kalan şavtları tamamlaması lazımdır. Tamamlanmayan her şavt için “bir fitre miktarı sadaka” verilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/553) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise yedi şavta tamamlamak rükündür. Bir şavt eksik olsa sa‘y geçerli olmaz. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/155; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/110-111; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/350-351) 106 Temettu‘ haccı yapan kişi, umresini tamamlayıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girmeden nâfile bir tavafın ardından haccın sa‘yini yapabilir mi? Temettu‘ haccı yapanlar, mikâtta sadece umreye niyet ettikleri için umrenin sa‘yini tamamlayınca saç tıraşı olup ihramdan çıkarlar. Tekrar hac için ihrama girinceye kadar Mekke’de ihramsız kalırlar. Zilhicce ayının sekizinci (terviye) günü veya isterlerse daha önce hac için tekrar ihrama girerler. Hac için ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafı takiben isterlerse haccın sa‘yini Arafat’a çıkmadan önce yapabilirler. Bu takdirde ziyaret tavafından sonra sa‘y yapmaları gerekmez. Ancak bu kişiler, hac için ihrama girmeyip ihramsız bir şekilde yaptıkları nâfile tavaflardan sonra sa‘y yapamazlar. Yaptıkları takdirde bu sa‘y, haccın sa‘yi yerine geçmeyeceğinden bu kişilerin ziyaret tavafından sonra yeniden sa‘y yapmaları gerekir. (Haddâd, el-Cevhera, 1/165; Heyet, İlmihâl I: İman ve İbadetler, 536) Sa‘yi abdestli olarak yapmak, sa‘yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa‘y esnasında abdesti bozulan kişinin bu hâliyle sa‘yini tamamlaması durumunda sa‘yi geçerli olur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/247) Hac ve umre sa‘yinden sonra kılınması gereken bir namaz yoktur. HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR ZİYARET TAVAFI Ziyaret tavafının vakti, Hanefî ve Mâlikî mezhebine göre kurban bayramının ilk günü fecr-i sâdıkla birlikte; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise gece yarısından sonra başlar. Bu tavafın bayramın birinci günü ihramdan çıktıktan sonra yapılması daha faziletlidir. Bununla birlikte vakti girdikten sonra ziyaret tavafı, ihramdan çıkmadan yapılacaksa ihram örtüleriyle; sonrasında yapılacaksa normal elbiselerle edâ edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/470; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391) Ziyaret tavafı (farz olan tavaf), ihramlı olarak yapılabileceği gibi ihramsız olarak da yapılabilir. Ziyaret tavafı, haccın rükünlerinden olup yapılmadıkça kişi haccını tamamlamış ve tamamen ihramdan çıkmış sayılmaz. Hacca gidip Arafat’ta vakfe yaptığı hâlde bir sağlık problemi ile karşı karşıya kalanların, öncelikli olarak farz olan bu tavafı tekerlekli sandalye veya sedye üzerinde de olsa yapmaya gayret etmeleri gerekir. Ziyaret tavafının son vakti için bir sınırlama yoktur. Ömrün sonuna kadar yapılabilir. Dolayısıyla tavaf etmeden memleketine dönen kişi, sonradan geri döner ve tavafını yaparsa ziyaret tavafı farzı yerine gelmiş olur ve bu gecikmeden dolayı da cumhura göre herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 3/85) Fakat ziyaret tavafını yapıncaya kadar ihramdan tamamen çıkmış olmayacağından, cinsel ilişki yasağı devam eder. Bazı âlimlere göre ise Arafat vakfesinden sonra müzmin yatalak hasta olan kişiler, hiçbir şekilde tavaf yapamayıp bu şekilde ülkelerine dönmek zorunda kalmışlarsa artık tavafı bizzat yapma imkânı kalmadığı ve zaruret durumu ortaya çıktığı için bir başkasına vekâlet vererek tavafı ve haccın geriye kalan menâsikini yaptırırlar. Böylece ihramdan tamamen çıkmış ve haclarını tamamlamış olurlar. (bk. Remlî, Fetâvâ, 2/93) 112 İzdiham, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü sonrasına ertelenmesi caiz midir? Ziyaret tavafının vakti, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre Müzdelife vakfesinden sonra gece yarısından itibaren; Hanefî ve Mâlikî mezhebine göre ise fecr-i sâdıkın doğmasıyla başlar. Ebû Hanîfe’ye göre ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vacip olduğundan mazeretsiz olarak bu günlerden sonraya ertelenmesi dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed de dâhil fakihlerin çoğunluğuna göre ise ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününden sonrasına ertelenmesi caiz olup bu durumda herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391) Fakat saç tıraşı olup ihramdan çıkma (birinci tahallül) gerçekleşmiş olsa da ziyaret tavafı yapılana kadar cinsel ilişki yasağının devam ettiği unutulmamalıdır. ZİYARET TAVAFI | 95 Sonuç olarak aşırı izdiham, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü sonrasına ertelenmesi herhangi bir ceza gerektirmez. Vedâ tavafı, âfâkî (mikât sınırları dışından gelen) hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavaftır. Buna sader (ayrılma) tavafı da denir. Bu tavaf, Hanefî ve Şâfiîlere göre vacip, Mâlikîlere göre ise müstehaptır. (Mergīnânî, el-Hi-dâye, 1/148; Mevvâk, et-Tâc, 4/90; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/280) Hanefî mezhebine göre ziyaret tavafından sonra yapılan her nâfile tavaf, vedâ tavafı yerine geçer. Vedâ tavafının Mekke’den ayrılma gününde yapılması ise müstehaptır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/523) Şâfiî mezhebine göre hac görevlerini tamamladıktan sonra Mekke’den ayrılmak isteyen kişinin vedâ tavafını yapması hâlinde namaz kılma, dua etme veya yol hazırlığı yapma gibi bir durum dışında Mekke’den hemen ayrılması gerekir. Şayet bu kişi, herhangi bir ihtiyaç olmadan bir müddet daha Mekke’de kalırsa vedâ tavafını iade eder. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/280) İhtiyaç hâlinde Hanefî mezhebinin görüşüyle amel edilmesi yerinde olur. HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR ŞEYTAN TAŞLAMA Bayramın birinci günü Akabe cemresine atılacak yedi taşın Müzdelife’den toplanması müstehaptır. Diğer günlerde ise atılacak taşların toplanacağı özel bir yer yoktur. Kişi, bu günlerde atacağı taşları dilediği yerden toplayabilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/137; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/379) Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan şeytan taşlama geçerlidir; herhangi bir ceza gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/127) Akabe cemresini taşlamanın zamanı, Hanefî mezhebine göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar, ikinci gün fecr-i sâdıka kadar devam eder. Buna göre fecr-i sâdıktan önce yapılan taşlama geçerli olmayıp vakti içerisinde iadesi gerekir. Taşlar bu zaman diliminde atılmazsa dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kazâ olarak atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise Akabe cemresine taş atma, arefe gününü bayramın birinci gününe bağlayan gece yarısından itibaren başlar, aynı gün güneşin batışına kadar devam eder. Bu zaman diliminde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılsa geçerli olur ve herhangi bir ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâye-tü’l-muhtâc, 3/307-308) Günümüzde organizasyon gereklilikleri, yaşanan izdiham ve diğer zorluklar sebebi ile bu görüşle amel edilebilir. Şeytan taşlama vakti, Hanefî ve Mâlikîlere göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise arefe gününü bayrama bağlayan gece yarısından itibaren başlar. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/137; İbn Abdilber, el-Kâfî, 1/374, 410; Büceyrimî, Tuhfe, 2/445; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘, 1/1001) Buna göre bayram gecesi, gece yarısından önce şeytan taşlamak, hiçbir mezhebe göre sahih/geçerli değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/326; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/336-337; İbn Kudâme, el-Mukni‘, 128) Bu itibarla vaktinden evvel atılan taşların, en geç bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar iade edilmesi gerekir. Şayet iade edilmezse ceza gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/65; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/278-279) 118 Şeytan taşlama, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertibin hükmü nedir? İmam Âzam Ebû Hanîfe’ye göre Akabe cemresine taş atma, kurban kesme ve saç tıraşı olma arasındaki sıralama vaciptir. Bu üç nüsük arasındaki tertibe uymayan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ziyaret tavafının bu üç nüsükten sonra yapılması ise sünnet olup aksi durum ceza gerektirmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/470, 517; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 257) Mâlikî mezhebine göre ise Akabe cemresine taş atmanın, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafından önce yapılması vaciptir. Kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertip ise menduptur. Dolayısıyla Mâlikîlere göre vacip olan tertibin ihlalinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekirken mendup olan tertibin ihlalinde ceza gerekmez. (Saîdî, Hâşiyetü’l-adevî, 1/544) Hanefîlerden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise taş atma, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma arasındaki tertip sünnet olduğundan bu tertibe uymayan kimseye herhangi bir ceza gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/41-42; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/186; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/395) Günümüzde fetva ve uygulama bu yöndedir. 119 Mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kimsenin ne yapması gerekir? Hastalık, yaşlılık, kötürüm olmak, çok zayıf olup izdihamdan zarar görecek durumda olmak gibi mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak mecburiyetinde olmak ve benzeri durumlar meşru mazerettir. Bu tür mazereti olan kimseler taşlarını vekâleten başkalarına attırabilirler. Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekil olduğu kimselerin taşlarını atarlar. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/243-245) 120 Müzdelife vakfesini yaptıktan sonra mazeret sebebiyle Akabe cemresine taş atmadan saç tıraşı olan kişi ihramdan çıkmış sayılır mı? Hacda asıl olan, Müzdelife vakfesinden sonra Akabe cemresine yedi taş atılması ve ardından saç tıraşı olunup ihramdan çıkılmasıdır. Bununla birlikte bir kimse, mazereti sebebiyle Akabe cemresine taş atamadan konakladığı yere gelerek burada fecr-i sâdıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkmışsa herhangi bir ceza ödemesi gerekmez. Bu şekilde birinci tahallül gerçekleşmiş, cinsellikle ilgili yasaklar hariç diğer ihram yasakları kalkmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/157) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), taşlamadan önce saç tıraşı olarak sıralamayı ihlal eden ve bundan sonra taşlama yapıp yapamayacağını soran bir kişiye, bunda bir sakınca olmadığını beyan etmiştir. (Müslim, Hac, 327-333 [1306]) Şeytan taşlamada, her günün taşının kendi vakti içinde atılması esastır. Ancak herhangi bir sebeple vaktinde atılmayan taşların taş atma süresi içinde kazâ edilmesi vaciptir. Taş atma süresi, bayramın dördüncü günü, güneşin batması ile son bulur. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre vaktinde atılmayan taşlar, şeytan taşlama günleri içinde kazâ edilse bile cezası düşmez. Mazeretsiz olarak şeytan taşlamayı tamamen terk etmek veya bir günde atılması gereken taşların yarıdan çoğunu atmamak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Bir veya daha çok günün taşının atılması terk edilse bile hepsi için bir dem yeterlidir. Her gün için atılması gereken taşların yarıdan fazlası atılmış ise eksik bırakılan her bir taş için sadaka gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre taş atma süresi içinde kazâ edildiği takdirde cezası düşer. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64-65) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise vaktinde atılmayan taşlar, bayramın dördüncü günü güneş batmadan önce atıldığı takdirde kazâ değil edâ sayılır. Bu gecikmeden dolayı ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308) 122 Şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, taşlarını dördüncü günü atacak olursa o gün için de taş atması gerekir mi? Bayramın ilk üç gününde şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, vaktinde atamadığı taşları dördüncü gün atmalıdır. Hanefîlere göre bayramın dördüncü günü fecr-i sâdıktan, Şâfiîlere göre ise bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonra Mina’da bulunan kimseye, bayramın dördüncü günü her üç cemreyi de taşlamak vacip olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/283) Dolayısıyla dördüncü günü daha önce atmadığı taşları atmak üzere Mina’ya giden kişinin dördüncü gün için de her üç cemreye taş atması gerekir. Aksi hâlde terk edilen veya eksik bırakılan taşlar için ceza ödenmelidir. Öte yandan dördüncü günü taş atma vakti, İmam Ebû Hanîfe’ye göre fecr-i sâdıktan; İmameyn’e ve Şâfiîlere göre zeval vaktinden sonra başlar; güneşin batmasıyla son bulur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/276) HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR KURBAN Hanefî mezhebine göre kurban, bayramın ilk üç gününde kesilir. Daha önce kesilemez. Tehir edilerek daha sonra kesilmesi durumunda, İmam Ebû Hanîfe’ye göre ceza olarak ayrıca bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf’a göre tehirden dolayı ceza gerekmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Şâfiî mezhebine göre temettu‘ kurbanı, umreyi tamamladıktan sonra hac için ihrama girmeden önce kesilebilir. Bu kurbanın kesiminin son vakti yoktur. Ancak kurban bayramı günlerinde kesilmesi daha faziletlidir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/183-184) Nâfile olarak kesilen kurbanın, Hanefîlere göre kurban bayramı günlerinde kesilmesi efdal olmakla birlikte daha önce de kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Bunların dışındaki adak ve ceza kurbanları, bunları vacip kılan sebebin oluşmasından sonra ister bayram günlerinde isterse diğer günlerde kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Şâfiîlere göre ceza kurbanı, sebebin oluşmasından itibaren hem bayram günlerinde hem de başka zamanlarda kesilebilirken adak ve tatavvu (mendup) kurbanları, ancak bayram günlerinde kesilebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/498-500) Şâfiîlere göre fevât (ihrama girdiği hâlde Arafat vakfesine yetişemeyen kişinin ertesi yıl haccedip kesmesi gereken) kurbanı, haccın kazâ edildiği yılda kesilir. Hanefîlere göre ise fevât dolayısıyla kurban kesmek gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177) Muhsar, ihrama girdikten sonra iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesini yapamayan kimsedir. Bu kişi, o sene hac yapamayacağına kanaat getirdikten sonra hemen kurban keser ve ihramdan çıkar. Ancak Hanefîlerden İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ihsâr hedyi denilen bu kurban ancak bayramın ilk üç gününde kesilir. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî’ye göre bayramdan önce de kesilebilir. İhsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesi Hanefîlere göre gerekli iken Şâfiîlere göre gerekli değildir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/175-176) Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden hacıların, Cenâb-ı Hak kendilerine aynı mevsimde hac ve umreyi nasip ettiği için şükür olarak kesecekleri hayvanları Harem dâhilinde kesmeleri gerekir. (el-Bakara, 2/196; el-Mâide, 5/95) Bu kurbanın, kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı ile ilgisi olmadığından dolayı Harem bölgesi dışında kesilmesi geçerli değildir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/150) Aynı şekilde hac ve umre ile ilgili ceza kurbanlarının da Harem bölgesinde kesilmeleri gerekir. 125 Ergenlik çağına girmemiş çocuk temettu‘ veya kırân haccına niyet etmesi durumunda kurban (hedy) kesmekle yükümlü olur mu? Temettu‘ veya kırân haccı sebebiyle kesilen şükür kurbanının vacip olması için kişinin akıllı ve ergen olması gerekir. (Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 369) Bu nedenle ergenlik çağına girmemiş çocuk, temettu‘ veya kırân haccına niyet etmesi durumunda KURBAN | 109 kurban (hedy) kesmekle yükümlü olmadığı gibi velîsinin de çocuk için hedy kesmesi gerekmez. Hac için ihramda olan kişi, Mekke’de seferî ise kendisine udhiyye (kurban bayram günlerinde kesilen) kurbanının vacip olmadığı konusunda ittifak vardır. Seferî olmaması hâlinde ise udhiyye kurbanının vacip olup olmadığı konusunda Hanefî fakihleri arasında ihtilaf vardır. Tercih edilen görüşe göre haccetmekte olan kimse, ister seferî olsun ister olmasın udhiyye kurbanı kesmekle yükümlü olmaz. (bk. Haddâd, el-Cevhera, 2/186-187; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/315) Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına veya mukīmlerle birlikte kurban kesmesine bir engel de yoktur. Şâfiî mezhebine göre ise udhiyye kurbanı, seferî olsun olmasın, hacda bulunsun bulunmasın imkân bulan herkes için sünnet-i müekkededir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/383) HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLER Umre yapmak üzere ihrama giren fakat umre yapacak kadar kendini sağlıklı hissetmeyen kişi, sağlığına kavuşuncaya kadar ihramlı olarak bekler; iyileşince tavaf ve sa‘yini yaparak tıraş olup ihramdan çıkar. Tavaf ve sa‘yini ertelemesinden ötürü de bir ceza gerekmez. Ancak bu bekleme süresi içinde ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir. Tavaf, İslâm âlimlerinin tamamına göre umrenin farzıdır. Dolayısıyla tavaf terk edilirse umre bâtıl olur ve yeniden yapılması gerekir. Sa‘y ise Hanefî mezhebine göre umrenin vacibidir. Kişinin iradesi dışında gerçekleşen bir özür olmaksızın sa‘y terkedilirse umre geçerli olmakla birlikte dem gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/227; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/544) Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rüknü olduğundan umrenin tamamlanması için tavafla birlikte sa‘yin de mutlaka yapılması gerekir. (Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/119; Büceyrimî, Tuhfe, 2/460; Hattâb, Mevâhib, 3/13) 129 Kişi, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapabilir mi? Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre umrenin tavaf ve sa‘yini ara vermeden yapmak ve hemen saç tıraşı olup ihramdan çıkmak sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Dolayısıyla umre ibadetinde, tavaf, sa‘y ve saç tıraşının peş peşe yapılmasına dikkat etmek ve arada başka bir ibadet veya işle meşgul olmamak uygun olur. Bununla birlikte kişinin, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapması ibadetinin geçerliliğine engel teşkil etmez. Öte yandan umre ihramından çıkmadan nâfile tavaf yapmak isteyen kimsenin, ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir. Ayrıca bu kişi umre tavafından ayrı olarak nâfile tavafı için de tavaf namazı kılmayı ihmal etmemelidir. Hanefî mezhebine göre başladığı bir umreyi tamamlamadan ikinci bir umre için ihrama giren kimse, henüz ilk umresinin sa‘yini yapmadan önce ikinci bir umre için ihrama girerse ikinci umresini iptal ederek öncelikle ilk umresinin sa‘yini yapıp saç tıraşı olarak ihramdan çıkar. Daha sonra ise iptal ettiği umreyi kazâ eder. İkinci umreyi iptal ettiği için dem gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) İlk umresinin tavafını ve sa‘yini yaptıktan sonra henüz saç tıraşı olmadan önce ikinci bir umre için ihrama girerse bu durumda ikinci umresini de tamamlaması gerekir. Ancak iki umreyi birleştirdiği için dem gerekir. İkinci umreyi UMRE İLE İLGİLİ HÜKÜMLER | 115 tamamlamadan önce saç tıraşı olmuşsa bu durumda biri ihram yasağını çiğnediği, diğeri de iki umreyi birleştirdiği için iki dem icap eder. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/587) Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise bu durumdaki kişinin iki ihramından sadece biri geçerli olur. Dolayısıyla bu kişi sadece bir umre yapar. Kendisine kazâ ve fidye de gerekmez. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/269; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/143; Hattâb, Mevâhib, 3/48) 131 Hac veya umre için Mekke’de bulunanlar, umre yaptıktan sonra kalan günlerde yeni bir umre yapmayı mı yoksa bunun yerine nâfile tavafı mı tercih etmelidirler? Temettu‘ haccı yapan kimselerin umre yaptıktan sonra hac ihramına girinceye kadarki süre içinde, Arafat vakfesinden önce tekrar umre yapmaları caizdir. Ancak bu kimseler için efdal olan, umre yapmak değil tavaf yapmaktır. Umre mevsiminde umreye gidenlerin de Harem hudutları dışına çıkarak ikinci, üçüncü… umre yapmaları caiz ise de tavaf yapmaları daha faziletlidir. Hanefîlere göre kişi kendi adına yaptığı umrenin sevabını başkasına bağışlayabilir. Bununla birlikte başkası adına yapılan umre de geçerlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/63) Mâlikîlere göre başkası yerine umre yapmak caiz olmakla birlikte mekruhtur. (Hattâb, Mevâhib, 3/3) Şâfiîlere göre ise umre yapmak farz olduğundan, umre yapmadan ölen ya da yaşlılık, müzmin hastalık gibi sebeplerle umre yapamayan kimse adına onun malından umre yapılması gerekir. (Râfiî, el-‘Azîz, 3/300; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/101; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/219) Ayrıca Şâfiîlere göre başkası adına nâfile hac yapmak caiz olduğu gibi nâfile umre yapmak da caizdir. (Mâverdî, el-Hâ-vi’lkebîr, 4/20; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/457) Haccın, ancak hac aylarında yapılabilmesine karşılık umre için belirlenmiş herhangi bir zaman yoktur. Arefe ve bayram günleri (teşrik tekbirlerinin getirildiği beş gün) dışında her zaman umre yapılabilir. Arefe günü sabahından bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadarki süre içinde ise umre yapmak tahrîmen mekruhtur. Çünkü bu günler, hac menâsikinin yapıldığı günlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/227) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre hac yapmaya niyetli olmayanlar, teşrik günleri dâhil yılın her gününde umre yapabilirler. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/147-148; Karâfî, ez-Zahîre, 3/374) Mâlikî mezhebine göre hac yapmaya niyetli olanlar, bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar; Şâfiî mezhebine göre ise vedâ tavafı dışında haccın bütün menâsiki tamamlanmadıkça umre yapamazlar. (Zühaylî, el-Fıkhü’l-İslâmî, 3/21-25) HAC VE UMRE İLE İLGİLİ FETVALAR HACDA VEKÂLET VE VASİYET Haccın vücup/yükümlülük şartlarını taşıdığı hâlde bizzat haccı edâ etme imkânı olmayan kişinin yerine vekil göndermesi gerekir. (bk. Zeylaî, Tebyîn, 2/3-4) Hayatta iken vekil göndermemiş bu tür kişilerin, ölümünden sonra kendi adına hac yaptırılmasını vasiyet etmeleri gerekir. Vasiyet etmeden ölmüşlerse vârisleri onlar adına hac yapabilir/yaptırabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/212) Vekâlet yoluyla haccın geçerli olması için bulunması gereken şartlar şunlardır:
096TAVAF VE SA‘YHarem-i Şerif’e girip çıkarken veya tavaf yaparken eli bir kadına değen kimsenin abdesti bozulur mu?
+
Harem-i Şerif’e girip çıkarken veya tavaf yaparken eli bir kadına değen kimsenin abdesti bozulur mu?
Hanefî mezhebine göre kadın ve erkeklerin birbirlerine ellerinin değmesinden dolayı abdestleri bozulmaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/10) Şâfiî mezhebine göre ise bu durumda abdest bozulur. Ancak Şâfiî olanlar, bu konuda Hanefî mezhebini taklit edebilirler.
097TAVAF VE SA‘YTavaf ve sa‘y yaparken beden veya elbisenin necâsetten temiz olması şart mıdır?
+
Tavaf ve sa‘y yaparken beden veya elbisenin necâsetten temiz olması şart mıdır?
Hanefî mezhebine göre necâsetten tahâret, tavaf ve sa‘yin sünnetlerindendir. Bu sebeple necâsetten tahârete riayet edilmeden yapılan tavaf ve sa‘y geçerli olup ceza gerektirmese de bu şekilde yapılması mekruhtur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/469) Şâfiî mezhebine göre ise tavafta necâsetten tahâret şart olduğundan, bedeninde veya elbisesinde necâset bulunan kimsenin yaptığı tavaf geçersizdir. (Şâfiî, el-Ümm, 2/196; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14-15) Sa‘yde ise Şâfiî mezhebine göre de necâsetten tahâret şart olmadığı için beden veya elbisede necâsetin bulunması, sa‘yin geçerliliğine engel değildir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/74)
098TAVAF VE SA‘YTavaf esnasında avret mahalli açılan kimseye ne gerekir?
+
Tavaf esnasında avret mahalli açılan kimseye ne gerekir?
Hanefî mezhebine göre avret mahallinin örtülmesi (setr-i avret), tavafın vaciplerindendir. Bu nedenle tavaf esnasında örtülmesi gereken bir uzvunun dörtte biri veya daha fazlası, namazın bir rüknü yerine gelecek kadar (üç defa “sübhânellāhi’l-azîm” diyecek kadar) açılan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ancak bu tavaf, Mekke’den ayrılmadan şartlarına uygun olarak iade edilmelidir; iade edilirse ceza düşer. Söz konusu tavaf nâfile ise iade edilmesi daha uygun olmakla birlikte Mekke’den ayrılmadan iade edilmemesi hâlinde bir fitre miktarı sadaka verilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129-130; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/409, 2/469) Şâfiî mezhebine göre ise tavafta setr-i avret, namazda olduğu gibi şarttır. Dolayısıyla avret mahalli açık olarak yapılan tavaf geçersizdir. Şayet tavaf esnasında kişinin avret mahalli açılacak olursa derhâl açılan yerini örter ve tavafına devam eder. Bu kişinin söz konusu tavafını baştan yapması müstehap olur. (Nevevî, Ravzatü’t-tâlibîn, 3/79; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/477)
099TAVAF VE SA‘YTavaf veya sa‘y yaparken kaç şavt yaptığını unutan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Tavaf veya sa‘y yaparken kaç şavt yaptığını unutan kimsenin ne yapması gerekir?
Kaç şavt yaptığına karar veremeyen kimse, mesela “Altı şavt mı, yedi şavt mı yaptım?” diye tereddüt ederse az olan sayıyı esas alarak tavafını veya sa‘yini tamamlar. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/166; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/344; Remlî, Ğāyetü’l-beyân, 169) Hanefî mezhebine göre eğer bu tereddüt hac veya umre tavafında söz konusu olmuşsa bu tavafların yeniden yapılması gerekir. Ancak kişi, bu konularda sık sık şüpheye düşen biriyse emin olduğu asgari sayıyı esas alır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 2/356; İbn Âbidîn, Red-dü’lmuhtâr, 2/95, 496-497) Tavaf ve sa‘yi tamamladıktan sonra şavtların sayısında ortaya çıkacak tereddüde ise itibar edilmez.
100TAVAF VE SA‘YTavafın şavtlarının eksik yapılması durumunda ne gerekir?
+
Tavafın şavtlarının eksik yapılması durumunda ne gerekir?
Hanefîlere göre ziyaret ve umre tavafının ilk dört şavtı farz, kalan üç şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapmayan kimsenin tavafı geçersizdir. Tavafın üç veya daha az şavtını terk edene ise dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/162) Vedâ, nezir veya başlanan kudüm tavaflarında şavtların tamamının veya çoğunun terk edilmesi hâlinde dem gerekir. Bu tavaflarda üç veya daha az şavtı terk edilmişse terk edilen her bir şavt için bir fıtır sadakası verilmesi gerekir. Hanefîlerdeki diğer bir görüşe göre ise kudüm veya nâfile tavaflarda üç veya daha az şavtın terk edilmesi hâlinde hepsi için tek bir sadaka verilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/496; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 496-499) Bütün tavaflarda eksik kalan şavtlar daha sonra usulüne uygun olarak yapılırsa ilgili cezalar düşer. Diğer üç mezhepte ise farz/vacip tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olup mutlaka iade edilmelidir. (İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Şirbînî, Muğ-ni’l-muhtâc, 2/245-246) Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre şavtları eksik yapılan nâfile tavafın yeniden yapılması gerekmez; yapılan şavtların sevabı alınır. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 6/242; İbn Müflih, el-Fürû‘, 5/119)
101TAVAF VE SA‘YTavaf esnasında tekerlekli sandalye vb. araçlar üzerinde uyuyan kimsenin tavafı geçerli midir?
+
Tavaf esnasında tekerlekli sandalye vb. araçlar üzerinde uyuyan kimsenin tavafı geçerli midir?
Yatarak veya sağlam bir şekilde makadını yere koymadan bir şeye dayanarak uyumak abdesti bozar. Zira uykunun abdesti bozmasındaki ölçü, yere sağlam bir surette oturup oturmamaktır. Ancak kişi uyku ile uyanıklık arasında olursa veya makadını sağlam bir şekilde yere koyarak uyursa abdesti bozulmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/12; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/141-143) Dolayısıyla kişinin tekerlekli sandalye vb. araçlar üzerinde belirtilen şekilde uyuması abdesti bozmayacağından yaptığı tavaf geçerli olur. Öte yandan bir araç üzerinde abdestin bozulacağı şekilde uyunması hâlinde Hanefî mezhebine göre yapılan tavaf geçerli olmakla birlikte ceza gerektirir. Söz konusu tavaf iade edilirse ceza düşer. Diğer mezheplerde ise abdest, tavafın sıhhat şartı olduğu için abdesti bozacak şekilde uyuyan kimsenin tavafı geçerli olmaz. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/108-109; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/243)
102TAVAF VE SA‘YTavafta geri geri yürünmesi durumunda ne gerekir?
+
Tavafta geri geri yürünmesi durumunda ne gerekir?
Tavafın tamamı veya çoğu geri geri yürüyerek yapılırsa iade edilmelidir. İade edilmezse Hanefîlere göre bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise bu şekilde yapılan tavaf geçerli olmaz; yeniden yapılması gerekir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/280) Bazı şavtlarda böyle yapılırsa bu şavtların iadesi yeterlidir. (Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/336)
103TAVAF VE SA‘YTavaf iade edilirken ihramlı olmak şart mıdır?
+
Tavaf iade edilirken ihramlı olmak şart mıdır?
Hanefîlere göre abdestsiz, cünüp ya da âdetli olarak yapılan veya üç ya da daha az şavtı eksik olup iade edilen tavaflarda kişi ihramdan çıkmamışsa tavafı ihramlı olarak iade eder; ihramdan çıkmış ise iade için yeniden ihrama girmesi gerekmez. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362) Umre tavafı geçersiz olarak yapıldığında, saç tıraşı olmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bu nedenle tavaf ve sa‘y yeniden yapılırken ihramlı olarak edâ edilir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/478) Ancak saç tıraşı olmakla ihram yasağı işlenmiş olduğundan ceza gerekir.
104TAVAF VE SA‘YTavaf ve sa‘yi peş peşe yapmak şart mıdır?
+
Tavaf ve sa‘yi peş peşe yapmak şart mıdır?
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre sa‘yin tavafın ardından ara vermeden yapılması sünnettir. Aynı şekilde tavaf veya sa‘yin şavtlarının peş peşe yapılması (muvâlât) da sünnettir. Namaz kılmak, abdesti tazelemek gibi durumlar ise muvâlâtı bozmaz. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Öte yandan yaşlılık, hastalık, izdiham gibi bir mazeret olmaksızın tavafın ve sa‘yin şavtları arasında uzun süre fasıla verilmesi mekruh olmakla birlikte bu şekilde yapılan tavaf ve sa‘y geçerlidir.
105TAVAF VE SA‘YSa‘yin şavtlarını eksik yapan kişiye ne gerekir?
+
Sa‘yin şavtlarını eksik yapan kişiye ne gerekir?
Safa ile Merve arasında bir defa gitmeye “şavt” denir. Bir sa‘y için dört defa Safa’dan Merve’ye, üç defa da Merve’den Safa’ya gitmek gerekir. Hanefî mezhebine göre sa‘yin ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak ise vaciptir. Son üç şavtı terk eden kişinin, kalan şavtları tamamlaması lazımdır. Tamamlanmayan her şavt için “bir fitre miktarı sadaka” verilmesi gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/553) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise yedi şavta tamamlamak rükündür. Bir şavt eksik olsa sa‘y geçerli olmaz. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/155; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/110-111; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/350-351)
106TAVAF VE SA‘YTemettu‘ haccı yapan kişi, umresini tamamlayıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girmeden nâfile bir tavafın ardından haccın sa‘yini yapabilir mi?
+
Temettu‘ haccı yapan kişi, umresini tamamlayıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramına girmeden nâfile bir tavafın ardından haccın sa‘yini yapabilir mi?
Temettu‘ haccı yapanlar, mikâtta sadece umreye niyet ettikleri için umrenin sa‘yini tamamlayınca saç tıraşı olup ihramdan çıkarlar. Tekrar hac için ihrama girinceye kadar Mekke’de ihramsız kalırlar. Zilhicce ayının sekizinci (terviye) günü veya isterlerse daha önce hac için tekrar ihrama girerler. Hac için ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafı takiben isterlerse haccın sa‘yini Arafat’a çıkmadan önce yapabilirler. Bu takdirde ziyaret tavafından sonra sa‘y yapmaları gerekmez. Ancak bu kişiler, hac için ihrama girmeyip ihramsız bir şekilde yaptıkları nâfile tavaflardan sonra sa‘y yapamazlar. Yaptıkları takdirde bu sa‘y, haccın sa‘yi yerine geçmeyeceğinden bu kişilerin ziyaret tavafından sonra yeniden sa‘y yapmaları gerekir. (Haddâd, el-Cevhera, 1/165; Heyet, İlmihâl I: İman ve İbadetler, 536)
107TAVAF VE SA‘YSa‘y esnasında abdesti bozulan kişi ne yapmalıdır?
+
Sa‘y esnasında abdesti bozulan kişi ne yapmalıdır?
Sa‘yi abdestli olarak yapmak, sa‘yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa‘y esnasında abdesti bozulan kişinin bu hâliyle sa‘yini tamamlaması durumunda sa‘yi geçerli olur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/247)
108TAVAF VE SA‘YSa‘yden sonra kılınması gereken bir namaz var mıdır?
+
Sa‘yden sonra kılınması gereken bir namaz var mıdır?
Hac ve umre sa‘yinden sonra kılınması gereken bir namaz yoktur.
109ZİYARET TAVAFIİhramdan çıkmadan önce ziyaret tavafı yapılabilir mi?
+
İhramdan çıkmadan önce ziyaret tavafı yapılabilir mi?
Ziyaret tavafının vakti, Hanefî ve Mâlikî mezhebine göre kurban bayramının ilk günü fecr-i sâdıkla birlikte; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise gece yarısından sonra başlar. Bu tavafın bayramın birinci günü ihramdan çıktıktan sonra yapılması daha faziletlidir. Bununla birlikte vakti girdikten sonra ziyaret tavafı, ihramdan çıkmadan yapılacaksa ihram örtüleriyle; sonrasında yapılacaksa normal elbiselerle edâ edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/470; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391)
110ZİYARET TAVAFIZiyaret tavafı ihramsız yapılabilir mi?
+
Ziyaret tavafı ihramsız yapılabilir mi?
Ziyaret tavafı (farz olan tavaf), ihramlı olarak yapılabileceği gibi ihramsız olarak da yapılabilir.
111ZİYARET TAVAFIArafat vakfesini yaptıktan sonra ziyaret tavafını yapamayacak duruma gelen kişiye ne gerekir?
+
Arafat vakfesini yaptıktan sonra ziyaret tavafını yapamayacak duruma gelen kişiye ne gerekir?
Ziyaret tavafı, haccın rükünlerinden olup yapılmadıkça kişi haccını tamamlamış ve tamamen ihramdan çıkmış sayılmaz. Hacca gidip Arafat’ta vakfe yaptığı hâlde bir sağlık problemi ile karşı karşıya kalanların, öncelikli olarak farz olan bu tavafı tekerlekli sandalye veya sedye üzerinde de olsa yapmaya gayret etmeleri gerekir. Ziyaret tavafının son vakti için bir sınırlama yoktur. Ömrün sonuna kadar yapılabilir. Dolayısıyla tavaf etmeden memleketine dönen kişi, sonradan geri döner ve tavafını yaparsa ziyaret tavafı farzı yerine gelmiş olur ve bu gecikmeden dolayı da cumhura göre herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391; Ali el-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 3/85) Fakat ziyaret tavafını yapıncaya kadar ihramdan tamamen çıkmış olmayacağından, cinsel ilişki yasağı devam eder. Bazı âlimlere göre ise Arafat vakfesinden sonra müzmin yatalak hasta olan kişiler, hiçbir şekilde tavaf yapamayıp bu şekilde ülkelerine dönmek zorunda kalmışlarsa artık tavafı bizzat yapma imkânı kalmadığı ve zaruret durumu ortaya çıktığı için bir başkasına vekâlet vererek tavafı ve haccın geriye kalan menâsikini yaptırırlar. Böylece ihramdan tamamen çıkmış ve haclarını tamamlamış olurlar. (bk. Remlî, Fetâvâ, 2/93)
112ZİYARET TAVAFIİzdiham, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü sonrasına ertelenmesi caiz midir?
+
İzdiham, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü sonrasına ertelenmesi caiz midir?
Ziyaret tavafının vakti, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre Müzdelife vakfesinden sonra gece yarısından itibaren; Ha-nefî ve Mâlikî mezhebine göre ise fecr-i sâdıkın doğmasıyla başlar. Ebû Hanîfe’ye göre ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vacip olduğundan mazeretsiz olarak bu günlerden sonraya ertelenmesi dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed de dâhil fakihlerin çoğunluğuna göre ise ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününden sonrasına ertelenmesi caiz olup bu durumda herhangi bir ceza gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/192; Kâsânî, Bedâ’i, 2/132; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/391) Fakat saç tıraşı olup ihramdan çıkma (birinci tahallül) gerçekleşmiş olsa da ziyaret tavafı yapılana kadar cinsel ilişki yasağının devam ettiği unutulmamalıdır. Sonuç olarak aşırı izdiham, yaşlılık, hastalık gibi nedenlerden dolayı ziyaret tavafının bayramın ilk üç günü sonrasına ertelenmesi herhangi bir ceza gerektirmez.
113ZİYARET TAVAFIZiyaret tavafının hemen ardından vedâ tavafı yapmak caiz midir?
+
Ziyaret tavafının hemen ardından vedâ tavafı yapmak caiz midir?
Vedâ tavafı, âfâkî (mikât sınırları dışından gelen) hacıların Mekke’den ayrılmadan yapmaları gereken son tavaftır. Buna sader (ayrılma) tavafı da denir. Bu tavaf, Hanefî ve Şâfiîlere göre vacip, Mâlikîlere göre ise müstehaptır. (Mergīnânî, el-Hi-dâye, 1/148; Mevvâk, et-Tâc, 4/90; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/280) Hanefî mezhebine göre ziyaret tavafından sonra yapılan her nâfile tavaf, vedâ tavafı yerine geçer. Vedâ tavafının Mekke’den ayrılma gününde yapılması ise müstehaptır. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/523) Şâfiî mezhebine göre hac görevlerini tamamladıktan sonra Mekke’den ayrılmak isteyen kişinin vedâ tavafını yapması hâlinde namaz kılma, dua etme veya yol hazırlığı yapma gibi bir durum dışında Mekke’den hemen ayrılması gerekir. Şayet bu kişi, herhangi bir ihtiyaç olmadan bir müddet daha Mekke’de kalırsa vedâ tavafını iade eder. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/280) İhtiyaç hâlinde Hanefî mezhebinin görüşüyle amel edilmesi yerinde olur.
114ŞEYTAN TAŞLAMAŞeytan taşlama günlerinde atılacak taşlar nereden toplanır?
+
Şeytan taşlama günlerinde atılacak taşlar nereden toplanır?
Bayramın birinci günü Akabe cemresine atılacak yedi taşın Müzdelife’den toplanması müstehaptır. Diğer günlerde ise atılacak taşların toplanacağı özel bir yer yoktur. Kişi, bu günlerde atacağı taşları dilediği yerden toplayabilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/137; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/379)
115ŞEYTAN TAŞLAMAAbdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan şeytan taşlama geçerli midir?
+
Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan şeytan taşlama geçerli midir?
Abdestsiz, cünüp veya âdetli olarak yapılan şeytan taşlama geçerlidir; herhangi bir ceza gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/127)
116ŞEYTAN TAŞLAMAAkabe cemresi, bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan önce taşlanabilir mi?
+
Akabe cemresi, bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan önce taşlanabilir mi?
Akabe cemresini taşlamanın zamanı, Hanefî mezhebine göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar, ikinci gün fecr-i sâdıka kadar devam eder. Buna göre fecr-i sâdıktan önce yapılan taşlama geçerli olmayıp vakti içerisinde iadesi gerekir. Taşlar bu zaman diliminde atılmazsa dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kazâ olarak atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise Akabe cemresine taş atma, arefe gününü bayramın birinci gününe bağlayan gece yarısından itibaren başlar, aynı gün güneşin batışına kadar devam eder. Bu zaman diliminde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılsa geçerli olur ve herhangi bir ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâye-tü’l-muhtâc, 3/307-308) Günümüzde organizasyon gereklilikleri, yaşanan izdiham ve diğer zorluklar sebebi ile bu görüşle amel edilebilir.
117ŞEYTAN TAŞLAMAKurban bayramı gecesi, gece yarısından önce şeytan taşlamak geçerli midir?
+
Kurban bayramı gecesi, gece yarısından önce şeytan taşlamak geçerli midir?
Şeytan taşlama vakti, Hanefî ve Mâlikîlere göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise are-fe gününü bayrama bağlayan gece yarısından itibaren başlar. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/137; İbn Abdilber, el-Kâfî, 1/374, 410; Büceyrimî, Tuhfe, 2/445; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘, 1/1001) Buna göre bayram gecesi, gece yarısından önce şeytan taşlamak, hiçbir mezhebe göre sahih/geçerli değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; Dimyâtî, Hâşiyetü İ‘ânetü’t-tâlibîn, 2/326; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/336-337; İbn Kudâme, el-Mukni‘, 128) Bu itibarla vaktinden evvel atılan taşların, en geç bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar iade edilmesi gerekir. Şayet iade edilmezse ceza gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/65; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/278-279)
118ŞEYTAN TAŞLAMAŞeytan taşlama, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertibin hükmü nedir?
+
Şeytan taşlama, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertibin hükmü nedir?
İmam Âzam Ebû Hanîfe’ye göre Akabe cemresine taş atma, kurban kesme ve saç tıraşı olma arasındaki sıralama vaciptir. Bu üç nüsük arasındaki tertibe uymayan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ziyaret tavafının bu üç nüsükten sonra yapılması ise sünnet olup aksi durum ceza gerektirmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/470, 517; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 257) Mâlikî mezhebine göre ise Akabe cemresine taş atmanın, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafından önce yapılması vaciptir. Kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertip ise menduptur. Dolayısıyla Mâlikîlere göre vacip olan tertibin ihlalinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekirken mendup olan tertibin ihlalinde ceza gerekmez. (Saîdî, Hâşiyetü’l-adevî, 1/544) Hanefîlerden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise taş atma, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma arasındaki tertip sünnet olduğundan bu tertibe uymayan kimseye herhangi bir ceza gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/41-42; Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, 4/186; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/395) Günümüzde fetva ve uygulama bu yöndedir.
119ŞEYTAN TAŞLAMAMazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kimsenin ne yapması gerekir?
+
Mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak zorunda kalan kimsenin ne yapması gerekir?
Hastalık, yaşlılık, kötürüm olmak, çok zayıf olup izdihamdan zarar görecek durumda olmak gibi mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak mecburiyetinde olmak ve benzeri durumlar meşru mazerettir. Bu tür mazereti olan kimseler taşlarını vekâleten başkalarına attırabilirler. Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekil olduğu kimselerin taşlarını atarlar. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/243-245)
120ŞEYTAN TAŞLAMAMüzdelife vakfesini yaptıktan sonra mazeret sebebiyle Akabe cemresine taş atmadan saç tıraşı olan kişi ihramdan çıkmış sayılır mı?
+
Müzdelife vakfesini yaptıktan sonra mazeret sebebiyle Akabe cemresine taş atmadan saç tıraşı olan kişi ihramdan çıkmış sayılır mı?
Hacda asıl olan, Müzdelife vakfesinden sonra Akabe cemresine yedi taş atılması ve ardından saç tıraşı olunup ihramdan çıkılmasıdır. Bununla birlikte bir kimse, mazereti sebebiyle Akabe cemresine taş atamadan konakladığı yere gelerek burada fecr-i sâdıktan sonra tıraş olup ihramdan çıkmışsa herhangi bir ceza ödemesi gerekmez. Bu şekilde birinci tahallül gerçekleşmiş, cinsellikle ilgili yasaklar hariç diğer ihram yasakları kalkmış olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/157) Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), taşlamadan önce saç tıraşı olarak sıralamayı ihlal eden ve bundan sonra taşlama yapıp yapamayacağını soran bir kişiye, bunda bir sakınca olmadığını beyan etmiştir. (Müslim, Hac, 327-333 [1306])
121ŞEYTAN TAŞLAMAVaktinde atılamayan taşların kazâsı nasıl yapılır?
+
Vaktinde atılamayan taşların kazâsı nasıl yapılır?
Şeytan taşlamada, her günün taşının kendi vakti içinde atılması esastır. Ancak herhangi bir sebeple vaktinde atılmayan taşların taş atma süresi içinde kazâ edilmesi vaciptir. Taş atma süresi, bayramın dördüncü günü, güneşin batması ile son bulur. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre vaktinde atılmayan taşlar, şeytan taşlama günleri içinde kazâ edilse bile cezası düşmez. Mazeretsiz olarak şeytan taşlamayı tamamen terk etmek veya bir günde atılması gereken taşların yarıdan çoğunu atmamak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Bir veya daha çok günün taşının atılması terk edilse bile hepsi için bir dem yeterlidir. Her gün için atılması gereken taşların yarıdan fazlası atılmış ise eksik bırakılan her bir taş için sadaka gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre taş atma süresi içinde kazâ edildiği takdirde cezası düşer. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64-65) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise vaktinde atılmayan taşlar, bayramın dördüncü günü güneş batmadan önce atıldığı takdirde kazâ değil edâ sayılır. Bu gecikmeden dolayı ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308)
122ŞEYTAN TAŞLAMAŞeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, taşlarını dördüncü günü atacak olursa o gün için de taş atması gerekir
+
Şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, taşlarını dördüncü günü atacak olursa o gün için de taş atması gerekir
Bayramın ilk üç gününde şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, vaktinde atamadığı taşları dördüncü gün atmalıdır. Hanefîlere göre bayramın dördüncü günü fecr-i sâdıktan, Şâfiîlere göre ise bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonra Mina’da bulunan kimseye, bayramın dördüncü günü her üç cemreyi de taşlamak vacip olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/283) Dolayısıyla dördüncü günü daha önce atmadığı taşları atmak üzere Mina’ya giden kişinin dördüncü gün için de her üç cemreye taş atması gerekir. Aksi hâlde terk edilen veya eksik bırakılan taşlar için ceza ödenmelidir. Öte yandan dördüncü günü taş atma vakti, İmam Ebû Hanîfe’ye göre fecr-i sâdıktan; İmameyn’e ve Şâfiîlere göre zeval vaktinden sonra başlar; güneşin batmasıyla son bulur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/276)
123KURBANHacda kurban ne zaman kesilir?
+
Hacda kurban ne zaman kesilir?
Hanefî mezhebine göre kurban, bayramın ilk üç gününde kesilir. Daha önce kesilemez. Tehir edilerek daha sonra kesilmesi durumunda, İmam Ebû Hanîfe’ye göre ceza olarak ayrıca bir dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Muhammed ve İmam Ebû Yûsuf’a göre tehirden dolayı ceza gerekmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Şâfiî mezhebine göre temettu‘ kurbanı, umreyi tamamladıktan sonra hac için ihrama girmeden önce kesilebilir. Bu kurbanın kesiminin son vakti yoktur. Ancak kurban bayramı günlerinde kesilmesi daha faziletlidir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/183-184) Nâfile olarak kesilen kurbanın, Hanefîlere göre kurban bayramı günlerinde kesilmesi efdal olmakla birlikte daha önce de kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Bunların dışındaki adak ve ceza kurbanları, bunları vacip kılan sebebin oluşmasından sonra ister bayram günlerinde isterse diğer günlerde kesilebilir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/181; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/616) Şâfiîlere göre ceza kurbanı, sebebin oluşmasından itibaren hem bayram günlerinde hem de başka zamanlarda kesilebilirken adak ve tatavvu (mendup) kurbanları, ancak bayram günlerinde kesilebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/498-500) Şâfiîlere göre fevât (ihrama girdiği hâlde Arafat vakfesine yetişemeyen kişinin ertesi yıl haccedip kesmesi gereken) kurbanı, haccın kazâ edildiği yılda kesilir. Hanefîlere göre ise fevât dolayısıyla kurban kesmek gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/177) Muhsar, ihrama girdikten sonra iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesini yapamayan kimsedir. Bu kişi, o sene hac yapamayacağına kanaat getirdikten sonra hemen kurban keser ve ihramdan çıkar. Ancak Hanefîlerden İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ihsâr hedyi denilen bu kurban ancak bayramın ilk üç gününde kesilir. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî’ye göre bayramdan önce de kesilebilir. İhsâr kurbanının Harem bölgesinde kesilmesi Hanefîlere göre gerekli iken Şâfiîlere göre gerekli değildir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/175-176)
124KURBANHacca giden kişinin hacla ilgili kurbanları memleketinde kesilebilir mi?
+
Hacca giden kişinin hacla ilgili kurbanları memleketinde kesilebilir mi?
Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden hacıların, Cenâb-ı Hak kendilerine aynı mevsimde hac ve umreyi nasip ettiği için şükür olarak kesecekleri hayvanları Harem dâhilinde kesmeleri gerekir. (el-Bakara, 2/196; el-Mâide, 5/95) Bu kurbanın, kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı ile ilgisi olmadığından dolayı Harem bölgesi dışında kesilmesi geçerli değildir. (Mergīnânî, el-Hidâye, 1/150) Aynı şekilde hac ve umre ile ilgili ceza kurbanlarının da Harem bölgesinde kesilmeleri gerekir.
125KURBANErgenlik çağına girmemiş çocuk temettu‘ veya kırân haccına niyet etmesi durumunda kurban (hedy) kesmekle yükümlü olur mu?
+
Ergenlik çağına girmemiş çocuk temettu‘ veya kırân haccına niyet etmesi durumunda kurban (hedy) kesmekle yükümlü olur mu?
Temettu‘ veya kırân haccı sebebiyle kesilen şükür kurbanının vacip olması için kişinin akıllı ve ergen olması gerekir. (Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 369) Bu nedenle ergenlik çağına girmemiş çocuk, temettu‘ veya kırân haccına niyet etmesi durumunda kurban (hedy) kesmekle yükümlü olmadığı gibi velîsinin de çocuk için hedy kesmesi gerekmez.
126KURBANHac ibadetini yapan kişi, ayrıca memleketinde de kurban kesmekle yükümlü müdür?
+
Hac ibadetini yapan kişi, ayrıca memleketinde de kurban kesmekle yükümlü müdür?
Hac için ihramda olan kişi, Mekke’de seferî ise kendisine udhiyye (kurban bayram günlerinde kesilen) kurbanının vacip olmadığı konusunda ittifak vardır. Seferî olmaması hâlinde ise udhiyye kurbanının vacip olup olmadığı konusunda Hanefî fakihleri arasında ihtilaf vardır. Tercih edilen görüşe göre haccetmekte olan kimse, ister seferî olsun ister olmasın udhiyye kurbanı kesmekle yükümlü olmaz. (bk. Haddâd, el-Cevhera, 2/186-187; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/315) Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına veya mukīmlerle birlikte kurban kesmesine bir engel de yoktur. Şâfiî mezhebine göre ise udhiyye kurbanı, seferî olsun olmasın, hacda bulunsun bulunmasın imkân bulan herkes için sünnet-i müekkededir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/383)
